Nefret ekmek yerine çözüme odaklanmak

Mikdat Karaalioğlu

Almanya’da yabancıların siyasete malzeme olması 1999 yılı Hessen Eyaleti seçimleri ile başladı. Uzun yıllar Hessen Eyaleti’nin başbakanlığını yapacak olan Hıristiyan Demokrat (CDU) Roland Koch çifte vatandaşlığa karşı yürüttüğü kampanya ile hükümeti yıllar sonra sosyal demokratların elinden almayı başardı. Koch’un yürüttüğü kampanya aslında çifte vatandaşlık kisvesi altında yabancıları ve özellikle Türkleri hedef almıştı. İlk kez bir kitle partisi yabancıları seçim malzemesi yapmış ve seçimi kazanmıştı.

O tarihten sonra yoğunluğu dönemsel farklılıklar göstermekle birlikte yabancılar son yapılan genel seçimlere kadar bir şekilde seçim malzemesi oldu. Bunun ötesinde kamuoyunda da yabancılar, Türkler ve İslam konusu yıllarca tartışıldı. Bitmez tükenmek bilmeyen uyum tartışmaları bugünlere kadar sürdü.

Bu tartışmalar hiçbir sorunu çözmediği gibi ülkedeki aşırı sağcı partilerin güçlenmesine ve merkez partilerinin de aşırı sayılabilecek görüşleri bünyesinde barındırabilecekleri bir iklimin oluşmasına neden oldu. Gerçi bu denli sert bir üslubun oluşmasında konunun daha önceden tabulaştırılarak konuşulmamasının da büyük etkisi var. Kültürel ve sosyal bir tartışma yapılamadığı için konu ister istemez siyasileşti. Aynı siyasi atmosfer diğer Batı Avrupa ülkelerinde de aşağı yukarı eş zamanlı olarak gelişti.

***

Türkiye’nin sayısal olarak bir anda maruz kaldığı yoğun sığınmacı ve göçmen akımı toplumda haklı olarak endişe ve kızgınlığa yol açtı. Karar vericiler Türk toplumunun sığınmacılara karşı beslediği misafirperver tutumundan suistimal sayılabilecek düzeyde istifade etti ve tedbirler konusunda ihmalkar davrandı.

Geldiğimiz noktada sığınmacılar konusunu sağduyulu olarak konuşmak nerdeyse imkansız. Tam da kimsenin işine yaramayacak bir haleti ruhiye. Ülkemizde göçmen istemiyoruz söyleminin belki bazı haklı gerekçeleri olabilir. Ancak asıl mesele göçmenleri değil bu haleti ruhiyeyi doğuran gerekçeleri ortadan kaldırmak.

Oysa göçmenlerin özellikle Suriyelilerin önemli bir bölümünün ekonomik ve sosyal uyumu gerçekleşiyor. İş ve eğitim hayatında yerlerini alıyorlar. Birçok kentte Suriyeliler ekonomiye sadece iş gücü olarak değil girişimci ve yatırımcı olarak da önemli bir katkı sağlıyor. Hiçbir sorunu küçümsemek, görmezden gelmek gibi bir düşüncem yok ama sığınmacıların ciddi toplumsal bir sorun olmaktan çıktığı Gaziantep gibi güzel örnekler de var.

***

Türkiye’nin göçmenler nedeniyle sıkıntılar yaşadığını kimse inkar edemez. Ancak Türkiye’nin başta ekonomik olmak üzere hiçbir ciddi sorunu göçmenler nedeniyle ortaya çıkmadı. Göçmenler meselesini tartışırken bu konuyu göz ardı etmememiz gerekiyo

Oysa Batı Avrupa bu kolaycılığa düştü. Hiçbir ciddi ekonomik ve kültürel güce sahip olmadıkları halde göçmenleri bir tehdit unsuru ve günah keçisi haline getirdi. Batı demokrasileri şimdi de hesapsız izansız tartışmalarla her gün daha da güçlenen aşırı sağ partilerle mücadele ediyor. Bugün Fransa’da Macron ile Le Pen arasında yapılacak başkanlık seçiminde bile anlatmaya çalıştığım nefretin izlerini her iki tarafta da gözlemlemek mümkün.

Sıkıntıların dile getirilmesi elbette meşrudur ve gereklidir. Bunun için kimse yadırganamaz. Yani sığınmacılar hakkında endişelerini dile getiren kimse otomatikman ırkçı ya da faşist olmaz. Ancak bunu yaparken göçmenlerin toptan istenmeyen/öteki haline getirilmesi çoğunluk toplumuna da kalıca hasarlar verir. Türkiye bu tuzağa düşmeden sorunu çözme potansiyeline sahip. Sorunun çözümü konusunda iyi niyetli adımlar atıldığında da toplumsal gerilim bir anda düşer. Nefret ekmek yerine çözüme odaklanmak, yapılması gereken bu.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (15)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.