Ah! Bir İngilizce öğretebilsek!..

Muhsin Mete

Dergilerin ilk sayılarını edinme alışkanlığına sahibim. İnşa edilmekte olan Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi’ne bağışladığım 10 binin üzerinde kitap ve dergi koleksiyonunda herhalde yüzlerce ilk sayı hüviyetinde dergi vardır. Hafta içinde Ankara’nın en görkemli kitabevi olan Liman’da dergilere bakarken bir torba içinde Tuhaf dergisinin ilk dört sayısı ile karşılaştım. 2017 yılında yayımlanmaya başlayan dergi daha önce dikkatimi çekmemiş ve ilk sayısını edinememiştim. Fırsatı kaza etmedim.

İsmi Tuhaf, sloganı “Sana da öyle gelmiyor mu?” ( bana öyle geliyor ) olan, okunmaya değer derginin ilk sayısı Nisan 2017’de yayımlanmış. Yazar kadrosunda pek çok ünlü ve değerli imzanın yer aldığı ilk sayıda, bir zamanlar milliyetinin gazetesi olan Agos’ta, benim gibi dil yazıları yazan ve bu yazıları iki cilt olarak Kelimebaz adıyla kitap olarak yayımlayan Sevan Nişanyan’ın yazısı dikkatimi çekti. Sözlerin Soyağacı: Çağdaş Türkçe’nin Etimolojik Sözlüğü kitabı da olan Nişanyan, bu yüzden dil bilimci olarak anılmakta. Gerçi Murat Bardakçı TV programında, Nişanyan’ın başta eski Türkçe olmak üzere dilimizin geniş coğrafyasındaki dilleri bilmediğini, dolayısıyla kelimelerin kökenleri ve kaynaklarının yer aldığı bir sözlüğü hazırlayamayacağını, İlber Ortaylı’nın da onayıyla beyan etmişti. Bu yazı için Sevan Nişanyan hakkında bilgi derlediğimde daha pek çok cüretkârlığının olduğunu fark ettim. Hiçbir ‘ötekileştirme’, nefret doğurma niyeti taşımadan edindiğim bilgilerden bir kısmını paylaşayım ve asıl konum olan dergideki yazısına geçeyim.

Sevan Nişanyan’ın yazar olarak sözünü ettiğim kitapları dışında da epeyce kitabı var. Seyahat rehberi mahiyetindeki kitapların yanı sıra Küçük Oteller Kitabı en popüler eseri. Nefretleri üzerine çektiği kitabı ise Taraf gazetesinde yazdığı yazıların toplamı olan ve e-kitap olarak Propaganda Yayınları (isim dikkat çekici) tarafından adeta zehirli bir meta olarak topluma sunulan Hocam, Allah’a ve Peygamber’e Laf Etmek Caiz midir? Kendisi bu kitapla “İslâm’a hakaret ettiği” gerekçesiyle mahkûm edildiğini söylemekte.

Oysa, öncekiler bir tarafa, son mahkûmiyeti İzmir’in Selçuk ilçesine bağlı, mübadele ile terk edilmiş Şirince köyünü sahiplenip, buradaki imar yasağını delerek, iki kez mühürlenen inşaatına devam etmesi ve 19 imar suçu işlemesi. Ve bu yaptığını da ‘sivil direniş’ olarak takdim ediyor. Köyde bir takım evleri restore ederek bağ evleri, Nişanyan Oteli, askerleri isyana teşvikten birlikte ilk mahkûmiyetlerini aldıkları ve Nesin Vakfı’nın inşasında beraberlikleri olan Ali Nesin’le kurdukları Matematik Köyü ve Tiyatro Medresesi kotarılıyor. Tabir caizse ‘komün’ hayatının temelleri atılıyor. Mahkûmiyeti onaylanıp hapse girerken oteli “üzerine dışkı dolu kavanozu boşalttığı” eski eşi Müjde Tönbekici’ye devrediyor. Ve cezasını tamamlamadan, nasıl oluyorsa hem cezaevinden hem de Türkiye’den yurtdışına kaçarak, Türkiye düşmanlarına kucak açan Yunanistan’a iltica ediyor.

***

Sevan Nişanyan’ın yazısı, Tuhaf dergisinin Nisan 2017 sayısında, Dil bağlama büyüsü başlığı ile bir kaçağın yazısı olarak yayımlanıyor. Ki, kaçma serüvenini “Kuş uçtu, darısı kafesteki seksen milyonun başına” diye özetleyen bir kaçak. Kurtuluşumuzu İngilizce öğrenmeye bağlayan yazıdan bazı alıntılar: “2007 seçimlerinden önce MEB yurt dışından kırk bin İngilizce öğretmeni almayı planlıyor diye bir haber çıkmıştı. (…) Mesele sadece dil öğretmek değil, dünyaya bir pencere açmak. Eşek ahırına hapsedilmiş (ülkemizi aşağılamanın boyutuna bakar mısınız?) milyonlara bir nefes borusu uzatmak. Sırf dil yoluyla da değil. Kafası iki Mustafalarla (Mustafa Kemal ve Mustafa İsmet kastediliyor olmalı) haşat edilmemiş, kırk bin tane genç insanı memleketin her köyüne ve kasabasına serpiştiriyorsun, ülkenin çocuklarına bundan büyük bir hizmet, bundan daha değerli bir ikramiye olur mu? Ahırdan öte bir hayat var fikri, genç beyinlere daha güzel ekilebilir mi? Niye karşı çıkıyorlar? Tabiî ki, milletin eşek ahırından kaçmasından korktukları için istemiyorlar.” Bu müstemleke aydını, Cemil Meriç’in tanımlamasıyla “müstağrip” yani Batı’nın uşağı, yazısının bir yerinde kırk kadar ülkenin ana dilinin ya da kültür dili olarak ikinci dilinin İngilizce olduğunu yazarak, Türkiye’nin de bunların arasına katılması gerektiğini söyleme cüretinde de bulunuyor. Bu aydın ihanetini milliyetine mi, mahkûmiyetine mi, ülkemiz üzerindeki beşinci kol faaliyetinin ajanı olmasına mı bağlamalıyız? Dil bilimci geçinen kaçak zât, kültür ve medeniyetten kopuk dil öğretiminin bir teknolojik üründen farkı olmayacağını idrak etmekten aciz mi? Böylesi bir yazıyı yayımlamak Tuhaf değil mi? Size öyle gelmiyor mu?

Düzeltme: İğneyi kendime batırayım. Geçen haftaki yazımdaki bir sürçmeyi geç fark ettim. Cümle şöyle: “Görülecektir ki, kişinin laik, seküler, Batıcı veya Müslüman, milliyetçi olması fark etmiyor.” “Müslüman” sıfat, tutum değil. İslâmcı demem gerekirdi. Herhangi bir düzeltme gelmemesi hayra alâmet değil.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (5)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.