Söz varlığı meselesi

Muhsin Mete

Diller harfler, kelimeler üzerine bina edilir, bir kültür ve medeniyetin içinde doğarlar, gelişirler. Dil ve kültür karşılıklı etkileşimle birbirlerine hayat kaynağı olurlar, zenginleşirler. Kültürel değişimlerden dil birinci derecede etkilenir ve bir taşıyıcı rolü üstlenir. Bu yüzden toplumu dönüştürme çabası içine girenler, bunu başarmada dili bir araç olarak görür ve dilin tabiatını dikkate alma basiretini gösteremezler. Bizde olduğu gibi, Harf ve dil devrimi yaparak toplumumuzun en önemli talihsizliklerinden birine yol açarlar. Sonra da mızıkçılık yapıp “ ben oynamıyorum “ diyerek oyun bozan çocuklar gibi davranmada bir beis görmezler. Dil devriminin önde gelenlerinden Ahmet Cevat Emre, Atatürk’ün “ İki şeyde inkılâp olmaz: Dilde ve mûsıkîde “ dediğini nakleder. Ne yazık ki, ‘ ba’de harab-il Basra ‘ yani Basra harap olduktan sonra bu basit gerçek fark edilir.

***

Bu girişi yapmama Dr. Ali Özgün Öztürk’ün Mayıs 2019’da Türk Dil Kurumu Yayınları’ndan gün yüzüne çıkan “ Dil İnkılabının ( doğrusu İnkılâbının ) Türkçenin Söz Varlığına Etkileri “ kitabı vesile oldu. Ön Söz’de; “ Bu çalışmanın amacı, dil devrimi sürecinde 1935 yılında yayımlanan Osmanlıcadan Türkçeye ve Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuzları’nı esas alarak Dil Devrimi’nin bugünkü Türkçenin söz varlığına etkilerini ortaya koymaktır “ denilmekte. Kitap hem büyük bir emek mahsulü hem de ele alınan malzeme iyi değerlendirilmiş. Bunun için konuyla ilgili yerli ve yabancı hemen bütün kaynaklar incelenerek eksik gedik bırakılmamaya çalışılmış. Söz varlığı, bir dilin bütün kelimeleri demek. Öztürk, Ön Söz’de Dil Devrimi’nin çeşitli yönlerden incelendiğini belirterek, “… ancak Türkçenin söz varlığına etkileri bakımından geniş, kapsamlı ve karşılaştırmalı bir araştırma yapılmamıştır “ diyor. Dil Devrimi konusunda bunca kıyamet koparılsın, söz varlığına etkileri üzerine enine boyuna bir çalışma yapılmasın, şaşırtıcı değil mi? Dilbilimcilerimiz her geçen gün artan bir şekilde ‘ dilimizin yabancı dillerin boyunduruğuna girmesine ‘ kayıtsız kaldıkları gibi, dünden bugüne bu konuda ne olmuş bitmiş kaygısı da pek taşımadıkları anlaşılıyor. İlimsiz dilin temelsiz duvardan ne farkı olabilir?

Araştırmada bahse konu cep kılavuzları baz alınsa da, dilimizin kilometre taşı hükmündeki Şemseddin Sami’nin Kamus-ı Türkî ‘si ile Dil Devrimi’ne kadar olan sürede Türkçenin söz varlığındaki gelişmeleri tespit edebilmek amacıyla Latin harfleriyle basılan ilk lügat olan ve yaklaşık 40000 kelime ihtiva eden Ali Seydi’nin Resimli Yeni Türkçe Lügat’ı da temel kaynak olarak değerlendirilmiş. Çalışmada, 1935’de cep kılavuzları ile eski kelimelere karşılık önerilen 8753 kelimeden günümüze ulaşan 1180 kelime incelenmiş.( Vaktiyle nasıl avara kasnak çalışıldığı anlaşılıyor ) Dil Devrimi’nin söz varlığımıza etkileri yazı dili üzerinden tetkik edilmiş. Bugünkü Türkçenin söz varlığını tespit amacıyla da TDK Türkçe Sözlük’ün 2005 yılındaki 10.baskısı esas alınmış.

Kitabın Giriş bölümünde dil reformu olarak dünyadan örneklere yer verilmiş. İsrail’deki reform ilgimi çekti. Şöyle deniyor: “ İsrail’de yapılan dil reformu genel olarak Tevrat’ın 8000 kadar kelimeyi içeren söz varlığı esas alınarak kutsal kitabın dili olan İbraniceyi yeniden kullanıma sokmak olarak değerlendirilir.“ (Bizde tam tersi yapılarak sınıfta kalınmış)

Malum, 1928’de Dil Encümeni kurulur ve Harf Devrimi gerçekleştirilir. Kitapta ilginç ve benim için şaşırtıcı bir bilgiye yer verilmiş. Meğer devrimlerin tavizsiz savunucusu Yakup Kadri o zamanki çalışmaları, “ metotsuz ve ilmî mesnedi olmayan çalışmalar “ olarak nitelemiş. Bunu yönetim de görmüş olmalı ki, 1931’de bütçe ödeneği azaltılmak suretiyle dil heyeti dağıtılmış. 1932’de Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulmuş, Arapça ve Farsçadan dilimize giren bilhassa dinî içerikli kelimeler atılarak bir medeniyet değiştirme projesinin önü açılmış ve düpedüz Türkçemiz feda edilmiş. Girilen sokağın çıkmaz olduğu fark edilince, 1934 yılında toplanan 2.Türk Dil Kurultayı’ndan sonda Viyanalı dilbilimci Dr. Hermann F. Kvergitch tarafından 1935 yılında yazılan, basılmamış Türk Dillerindeki Bazı Öğelerin Psikolojisi isimli çalışması üzerinden ortaya atılan Güneş Dil Teorisi ile frene basılır.

Dil Devrimi üzerine en çarpıcı değerlendirmelerde bulunan G. L. Lewis olan bitene şöyle bir not düşüyor: “ Atatürk bu çalışmaların aşırıya kaçtığına karar verdiğinde, dil devriminin devamını savunanlar onun sahneden çekilmesi için makul bir süre tanıdılar ve sonra işlerine kaldıkları yerden devam ettiler. (… ) Sonuçta Atatürk’ün Öztürkçenin ıssız kıyılarından geri çekilişi, onun hiç kimseye dayatmaya teşebbüs etmediği ( Kabulü zor bir hüküm ) kişisel bir kararı üzerine temellenmiştir. Fakat uydurmaya devam ederken Atatürk’ün izini takip ettiklerini iddia ettiler ki bu onların affedilmez suçudur.” Boşuna “ aralanan kapı sonuna kadar açılır” denmemiş.

Benim kitaptan aktardığım bu notlar yanlış bir algılama doğurmasın. Kitabın asıl önemi Dil Devrimi’nin Türkçenin söz varlığına etkilerini Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuzu’nda 1710 kelimeye karşılık olarak önerilen 1180 yeni kelimenin karşılaştırmalı olarak incelenmesi ve Söz Varlığı İnceleme Şeması çıkarılmasıdır. Uzun süre dikkat ve özenle çalışarak gerçekleştirilen, dilimize bir vefa olarak nitelenebilecek çalışması için Dr. Ali Özgün Öztürk’ü kutlamak gerekir.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (4)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.