Aslında var olmayan bir dünyanın gelmeyen bayramı…

Mustafa Karaalioğlu

Hatırladığımız geçmişteki her bayram gibi bu seferki de acılı, tatsız ve “İslam dünyası”nın bir öncekine göre biraz daha geride kaldığı bir bayram oldu. Kutlu olsun elbette, mübarek olsun. Bayram, Ramazan ayının hediyesidir, değerlidir. Her bayram gibi bugün de belki bir muhasebe, özeleştiri ve silkinme için umuttur. Herkese değilse de hiç olmazsa silkinmek isteyenlere...

Mesele de şu ki zamanın dünyaya dair hükmü bu coğrafyada daha sert ve acımasızdır. Çünkü İslam coğrafyası, zamana karşı dayanıksız ve insanoğlunun muazzam gelişmesine karşı da çok hazırlıksızdır. Kötülük, geri kalmışlık, hukuksuzluk, vahşet ve ikiyüzlülük bu yüzden en fazla İslam topraklarında hüküm sürüyor. Bırakın demokrasiyi, özgürlüğü; bildiğimiz kardeşlik hukukunun ve İslam ahlakının dahi esamesi okunmuyor. Baksanıza Cemal Kaşıkçı davasına… Kötülük, yalancılık, örtbas ve çok para nasıl kazandı! Adalet, vicdan, iman ve ahlak nasıl mağlup oldu?

Kim bilir sesi soluğu çıkamayan, sahipsiz ve kimsesiz kaç Cemalin hikayesi sabahtan akşama uçup gidiyor da kimse duymuyor.

Geçen bayramdan bugüne durumu daha iyi olan tek bir İslam halkı yoktur. Bu bayramdan sonrakine olacağına dair de emare yoktur. Bayramları hasretle bekleyenlerin bütün hikayesi aslında gelmeyen bir bayramın hikayesidir. Göğsünü gererek arzda dolaşamayanların, birbirinden emin olamayanların, birbiriyle gurur duyamayanların, birbirinden asla emin olamayanların hikayesi. Bir bayram daha İslam dünyasına, “İnsanlık bize borçlu… Biz olmasak dünya bugünkünden geri olurdu” dedirtemeden geçip gidiyor.

Biraz sorgulayan, biraz özeleştiri yapan, biraz düşünen; çok geçmez kendisini, “Bayram kutlamaya hakkımız mı var?” derken bulur. Her şey orucu ikmalden mi ibaret? İnsanlığa, dünyaya, gezegene karşı ya da yaşanan topraklara, onun insanlarına karşı görev yok mu? İslam dünyası, yerkürenin en hukuksuz, en zayıf, en az üretken ve insanlığa en az katkıda bulunan ailesidir. Ekonomik, siyasi, hukuki, diplomatik ve bilimsel kriterlere vurulacak olsa İslam dünyası diye bir dünyadan bile bahsedilemez. Nüfus ve kısıtlı petrol hariç herhangi bir listede yer bulamayacak kalabalık ve hantal bir topluluk… Esasen ortak bir siyaset ve ortak bir duygu da taşımadığı için “dünya” tanımını da hak etmeyen bir dünya. Hiçbir küresel problemin veya krizin çözümünde önerisi, etkisi, gücü ve tesiri olmayan bir dünya, bu dünyaya ait olamaz.

Başları kuma gömülmüş, kibrin, menfaatin ve zulmün iktidarını süren; birbirinden kötü, birbirinden kirli hükümetlerin dünyası. Sessiz ama nasıl sessiz; en başta da kendi kardeşine… Çin’in zulmettiği Uygur Müslümanına da gözü kulağı kapalı, Mymmar’da olup bitene de; Latin Amerika’da bir kriz çıktığında, oraya da. Dün, Rusya Halep’i yok ederken de sessizdi, bugün Ukrayna’yı yutarken de… Evvelki gün Kazakistan karıştığında yine öyleydi… İnsanlık covid virüsünü yenerken de elleri bağlı seyredip bekledi, Afrika’daki açlıkla mücadele ederken de… Sessiz, ürkek, ilgisiz, fikirsiz. Hem de üstüne kimseyi beğenmeyip, “İki yüzlü Batı, çifte standartlı Avrupa” edebiyatıyla haklı mı haklı!

Bütün krizlere, problemlere dair tek sözü Batı’yı göreve çağırmak olan bir kalabalığa “dünya” demek hak mıdır; hele de İslam dünyası…

Kendi yüzüne, kendi standardına bakmadan, şunun bunun kaç yüzlü, kaç standartlı olduğunu hesap eden bir coğrafya, dünya gelişse de yerinde saysa da gerilemeye mahkumdur. Dinini anlamaktan ve kavramaktan aciz, hukuktan uzak, eğitimden, bilimden ve bilhassa sivil toplumdan nasipsiz, gücü kendi halklarına yeten rejimler aşılmadıkça gelecek bayram daha büyük mutsuzluk getirecektir.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (111)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.