Gerisi teferruatsa vatanın vay haline

Mustafa Karaalioğlu

Bir vatanı, toplumu, milleti ve hepsinin üzerindeki çatıyı yani devleti var eden şey hukuktur. İnsanların kanunla birbirleri arasındaki ilişkileri düzenlendikleri, sonra da kanun önünde eşitlik ve adil yargılanma başta olmak üzere bir dizi hakkı doğuştan kazandıkları düzen, onları bir devlete doğmak ve orada güven içinde yaşamak hakkıyla donatır. Devlet kendisini var eden insanların sahip olduğu ve sonradan kazandığı/kazanacağı sayısız hakkının teminatıdır. Kanun önünde eşitlikten mülkiyet hakkına, seyahat özgürlüğünden ifade hürriyetine, örgütlenme hakkından bilgi edinme hakkına kadar, her geçen gün bir yenisi eklenen haklar bürokratik olarak devletin düzenleme alanında ama gerçekte sadece toplumun sahipliğindedir. İnsanlar bu haklar etrafında devleti yaratırlar. Devlet otoritesi bu temel hakları gaspetmek şöyle dursun eksiltemez bile.

Hukuku olmayan topluluklar ne millet olabilir, ne de bir devlet sahibi…

Bırakın modern ve çağdaş demokratik devletleri yüzyıllardan beri devlet felsefesinde hak, hukuk asla ama asla teferruat kabul edilmez, edilemez. Türkiye tarihinin en karanlık dönemi olan Osmanlı’nın çöküşünden Cumhuriyet’in kuruluşuna giden gerçek beka ve hayat mücadelesi döneminde bile devleti idare edenler ve hukuk insanları sözlerle, imalarla, sloganlarla, hamasetle hukuku teferruat ilan etmemiştir. Zira, bir millet için hak, hukuk ve doğuştan gelen özgürlükler teferruat haline gelmişse orada devletten de söz edilemez, ortak bir millet anlayışından da…

“Sözkonusu vatansa gerisi teferruattır” sloganı bazı kulaklara pek heyecan verici ve geliyor olsa bile yanlıştır. Bilakis, sözkonusu vatansa, tam da o zaman gerisi teferruat değildir. O teferruat sanılanlar her şartta saygı görür ve korunursa yaşadığımız topraklar o zaman vatan olur.

Kendisiyle barışık, özgüven sahibi milletler böyle bir cümle kuramaz. Bir yandan her vesileyle büyük devlet olduğunu iddia ederken, bir yandan beka tehlikesi bahsiyle “yıkıldık yıkıyoruz, herşey artık teferruat” diyemez. Bir yandan Türkiye için güvenli liman, huzur, barış ülkesi derken de kimse o sloganın şehvetine esir olamaz. Bu öylesine mühim bir kıstastır ki kimse bu bahiste çelişkiye düşemez.

***

Vatanı var etmek, korumak, büyütmek, geliştirmek o teferruatların herbirine azami hürmetle, onları geliştirmekle mümkündür. Yaşadığımız bütün tecrübeler gösteriyor ki sadece bu şekilde mümkündür. Gerisi; yani, haktan, hukuktan, hürriyetten eksilterek vatanı korumak fikri bir milletin başına gelebilecek en büyük felakettir. Hakkı hukuku teferruat hanesine yazıp oradan vatanı kurtaracağını zanneden milletler yanılgı içindedir; bu yolla asla huzur içinde yaşanacak ve bekası halkının teminatında bir devlet inşa edemezler.

Bu hakikatleri görmek için uzak tarihte yorulmak istemeyenler yakın tarihe baksınlar. Baksınlar da hangi devirde ve şartta beka tehlikesi var, hangisinde yok görsünler.

Hukuk, demokrasi, liyakat, ehliyet, şeffaflık ya da seçme/seçilme hakkı teferruat değil, bilakis devletin olmazsa olmaz şartlarıdır. Bu kabiliyetleri yitiren toplumlar yenilmiş, kaybetmiş ve dünya için önemini yitirmiş demektir. Huzurlu ve kendisiyle barışık bir hayatı teferruat haline getiren toplumların başında büyük bir mesele var demektir.

Vatan, vatanı var eden değerlerle ayakta durur. Değerler teferruat sayılırsa o vakit vatan acıklı bir yurdun adı olur.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (77)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.