Mazlumlar kan ağlarken!..

Şenol Kaluç

Dünya çok enteresan bir yer. Güçlü olanın ikircikli ahlakı ile her türlü yapıp ettiklerini zayıf iseniz sineye çekmek zorunda kalabiliyorsunuz. Azerbaycan’ın yıllardır süren Ermenistan işgalini Karadağ’da sona erdirmesi ile ilgili dünyanın bir kesiminin verdiği tepki buna açık bir örnek diyecekken, Filistin’de Hamas’ın başlattığı askeri harekâta verilen tepkiler bu ikiyüzlü ahlakı bir kere daha açıkça gösterdi.

Filistinli siviller yıllardır öldürülürken kolay kolay ağzını açmayan Batılı devletlerin İsrailli siviller söz konusu olunca gösterdikleri duyarlılık gerçekten göz yaşartıcı. Tıpkı Karadağ’da geçmişte öldürülen Türkleri hiç hatırlamayan Batı’nın bir anda Ermeni sivilleri düşünmesi gibi.

Halbuki ahlaken olması gereken çok açık!..

***

Bunda sadece Batıyı suçlamak doğru değil. Dünyanın geri kalanı ve özellikle Müslüman coğrafyanın hiç mi suçu yok diye kendimize de sormamız gerekiyor. Bir taraftan Batı ve değerlerinden nefret ederken diğer taraftan Batı’nın ürettiği iyi değerleri yok sayıp ne kadar kötülük varsa sahip çıkmak da kaderimizde var sanki.

Batı kendi yarattığı milliyetçilik canavarını terbiye etmeyi kısmen başardı ama biz ne hikmetse hala aynı canavarı besleme konusunda ısrarcıyız. Hak, hukuk bizde guguk işler…

Neden, çünkü büyük düşünemiyoruz. Türkiye’nin ayağına bağlanmış ağırlıklar var ve her fırsatta bu ağırlıklar önümüze çıkıyor. 100 yıldır çözemediğimiz ve aşamadığımız kimlik problemlerimiz var. Biz yok deyince yok olacağını sandığımız birçok başka problemle de boğuşuyoruz. En akıllılarımız ve en eğitimlilerimiz bile aynı çukurlara düşmekten kaçamıyor.

Kendi ayağımıza sürekli sıkıp sonrada suçu dış düşmanlara atma kolaycılığına kapılıyoruz. Hemen hiçbir konuda fikri takip yapmıyor, hep anı yaşıyoruz. 20 yıllık kesintisiz iktidar bile bu konudaki zafiyetimize engel olamadı. Bizim bu nedenle dış düşmanlara çok da ihtiyacımız yok.

Dünyada neler olup bittiğini anlamakta güçlük çekiyoruz. İki tane doğru yapıyorsak en az on tane de yanlış yapıyoruz. Bir yandan bağımsız bir dış politikanın gereklerini yapmaya çalışırken bunu yapabilmek için güçlü bir ekonomiye sahip olmak için yapılması gerekenlerle alakasız işlerle uğraşıyoruz. Hala betona para gömerek zenginleşebileceğimizi sanan ekonomi kurmayları var. Toprağın değerini bilmeyenler ise her yerde cirit atıyor. Ukrayna savaşı bile hala bizi akıllandıramadı…

Batı bizim güçlü olmamızı ister mi diye sormak yerine biz güçlü olmak için gerekenleri yapıyor muyuz diye sorsak daha doğru olmaz mı?

İnsansız hava araçlarında geldiğimiz nokta göz kamaştırıyor ama bunu diğer alanlara da taşımamız gerektiği çok açık. Binlerce iyi yetişmiş insanımız avuçlarımızın içinden kayıp gidiyor. Beyin göçü tek başına kötü bir şey değil ama bunun bir sınırı olmalı. Bizim gibi kıt kaynakları olan ülkelerin iyi yetişmiş insan gücünün büyük kısmını hem de geri dönmeyi düşünmeyecek şekilde gitmesini izlemeye tahammülü olmaz, olamaz. Son dönemde yaşanan beyin göçü geçmiş yıllardaki göçlere benzemiyor. Bu nedenle hükümetin nerede ne hatta yaptık diye kendisine sorması lazım aksi halde bunun vebali büyük olacaktır.

O insanları dış güçler kışkırtıp götürmüyor, içeride olup biten bazı anlamsız kavgalarımız götürüyor. Umut verememek götürüyor mesela.

Olmayan problemleri de problem yapmaya bayılıyoruz. LGBT bunların sanki başında geliyor…

Mülteciler sorunumuz var ve bu işi bir türlü yoluna koyamadık. Bir taraftan bu insanlar üzerinden para kazanmayı marifet sanıyoruz. Diğer taraftan ise etrafımızdaki tüm problemlerin kaynağı bu insanlarmış gibi davranıyoruz. Sanırım dünyanın hiçbir yerinde dışarıdan gelen sığınmacılar bu kadar kolay ellerini kollarını sallayarak ülke içinde dolaşmıyordur ama burada suçlu mülteciler değil. Olsa olsa görevini yapmayan yetkililer olmalı.

Dünyanın dört bir tarafında mazlumlar acı çekerken bizim güçlü olmak için akıllı olmaktan başka çaremiz yok. Yeni bir hikaye yazmamız gerekiyor ve bu hikayede sadece kendimize değil çevremizdeki halklara da ilham verecek bir senaryo olmalı.

Olmalı da kendimiz gibi düşünmeyen, yaşamayan, inanmayan herkese nefret kusan bir iklimde bu olabilir mi? Hiç sanmıyorum ama tarihten bildiğim bir şey varsa iyi konsolide olmuş ve toplumu sahte umutlar ve birilerine nefretle besleyen güçlerin hızla yükselip toplumların kaderini ele geçirebildikleri. Anatole France “Büyük bir saadeti vaat etmek vermekten kolaydır” diyor. Ancak bunların halka kan ve gözyaşından başka bir şey vermediklerini yine tarih bize gösteriyor.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (8)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.