AYM ne diyor?

Taha Akyol

Anayasa Mahkemesi’nin “akademisyenler bildirisi” hakkında verdiği karar büyük tartışmalar yarattı. Başta AYM Başkanı Zühtü Arslan olmak üzere “ihlal” kararı veren hakimler önce medyada, ardından 1071 imzalı bildiride ağır ifadelerle suçlandı.

“Terörü meşrulaştırmak” ve “terörle mücadeleyi sekteye uğratmak, ülkemizi karalamak” gibi bir bühtana maruz kaldılar.

Mahkemeler de elbette eleştirilir fakat hukuk diliyle ve seviyeli bir üslupla eleştirilmelidir. Siyasetin öfke üslubunu yargıya taşımak da yargıya karşı kullanmak da yanlıştır.

KARAR VE TERÖR

PKK “Çözüm Süreci” döneminde kentlerde öyle bir örgütlenme yapmıştır ki, AYM kararına göre, bunu sökmek için:

“En az 532 güvenlik görevlisi şehit olmuş ve 228 sivil vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Sokağa çıkma yasaklarından 1.300.000 kişi doğrudan etkilenmiş, 362.000 öğrenci eğitim hakkından mahrum kalmıştır…”

Terörün “Çözüm Süreci” döneminde bu çapta örgütlenmiş olması karşısında, operasyonların nasıl yapılacağını devlet takdir edecektir. AYM “kamu gücünü kullanan organların takdir yetkisi vardır” diyor, “ancak bu takdir yetkisi AYM’nin denetimindedir” diye de ekliyor.

İşte evrensel hukukun bu ilkelerinden hareketledir ki AYM, bir buçuk yıla yakın süren operasyonların durdurulması için yapılan başvuruları haklı olarak reddetmişti.

AİHM de reddetmişti.

Görülüyor ki hukuk, terörle mücadeleye engel olmamış, AYM “terörü meşrulaştırma” iftirasını hiçbir şekilde hak etmemiştir.

HUKUKUN TERÖRLE İMTİHANI

Demokratik devlet terörle mücadelede gereken hukuki yetkilere sahiptir. AYM kararında şöyle deniliyor:

“Terörle etkin mücadele, terörizmin yıkmak istediği demokratik hukuk devletinin temel ilkelerini koruyarak yapılabilir. Bu kapsamda, ne kadar ağır olursa olsun, devletin terörle mücadele politikalarını eleştiren görüş ve düşüncelerden dolayı kişilere yaptırım uygulanmamalıdır.” (Paragraf 105)

Çünkü “ne kadar ağır olursa olsun” yapılan eleştiriler, terörle mücadele eden devleti hukuk içinde kalmak için daha dikkatli olmaya yöneltir.

İmzacı akademisyenlerin PKK’yı hiç eleştirmeyip devleti “katliam”la suçlamasına ne demeli?

AYM şöyle diyor:

“İmza attıkları açıklama gerçekten de toplumun büyük çoğunluğu için kabul edilemez bir içeriğe sahiptir. Ülkenin bir bölgesinde terör örgütü mensuplarınca açılan hendeklere ve silahlanmaya müdahale eden, bu anlamda da terörle mücadele eden devleti halka ‘katliam’, ‘kıyım’ ve ‘işkence’ yapmakla suçlayan bir açıklamaya katılmak elbette mümkün değildir. Bunlar, belki çok küçük bir grup dışında, toplumun kahir ekseriyetini rahatsız eden çok ağır ifadelerdir.” (Paragraf 125)

Bildirinin eksisi bu haksız niteliğinden dolayı marjinal kalmıştır: “Bildirinin internette yayımlanmasının devlet ve toplum hayatında olumsuz sonuçlar doğurduğu, devletin terörle mücadele faaliyetleri üzerinde kayda değer bir etkisi olduğu gösterilememiştir.” (Paragraf 127/b)

HUKUK NİYE ÖNEMLİ?

Bu noktada, devletin terörle mücadelede demokratik itibara sahip olmasının önemini hiç akıldan çıkarmamak gerekir. Devlet güç kullanımında hukuk içinde kaldığı sürece, terör örgütünün hukuksuzluk niteliği daha da netleşir.

Nitekim devletin bölgede yaptığı operasyonlarda 1 milyon 300 bin sivil olumsuz etkilendiği halde Türkiye önemli bir diplomatik ve siyasi tepkiyle karşılaşmamıştı. Ama “akademisyenlerin tutuklanması”, ardından da farklı dosyalarda ama yine terörle mücadele gerekçesiyle gazetecilerin tutuklanması Türkiye’nin demokratik itibarını çok zedeledi, terör örgütleri de bunu Türkiye aleyhine propaganda malzemesi yaptı.

AYM kararındaki ifadeyle “çok küçük bir grup” bildiriden etkilenebilecek iken, tutuklanmaları, üniversiteden atılmaları, başka işte çalışmalarının engellenmesi gibi uygulamalar meseleyi fevkalade büyütmüş, Türkiye’nin imajına ciddi zarar vermiştir.

Yargı kararlarını elbette herkes eleştirebilir ama hukukçuların tavrı daha bir önemlidir. Arkadaşımız Elif Çakır’ın iki gün çalışarak yaptığı araştırmaya göre, AYM’yi eleştiriden öte suçlayan son bildiriyi imzalayanlar arasında hukukun herhangi bir dalındaki isimlerin oranı yüzde 1.4’tür, anayasacılardan kimse yoktur.

Hürriyet kavramının temelleri elbette insani ve felsefi yüksek değerlerdir ama dünya tecrübesi göstermiştir ki, huzurun da ekonomik gelişmenin de şartı hukukun üstünlüğüdür.

Terörle mücadele ederken de hukuku üstün tutmalıyız. AYM kararının özü budur.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (32)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.