Türkiye’nin ‘yönetim’ sorunu

Taha Akyol

Milliyetçiler, İslamcılar, Atatürkçüler, sosyalistler yahut iktisadi deyişle piyasacılar, devletçiler Türkiye’yi kurtarmak için kavga ediyor fakat ülkeyi gelişmiş ülkeler düzeyine çıkaracak uzun vadeli temel bir program oluşmuyor. Ülke sürekli “vasat” düzeyde kalıyor.

Osmanlılar zamanında ve Cumhuriyet’in bütün dönemlerinde ortalamamız “vasat”tır.

Hızlı kalkınma dönemlerimiz var fakat bu dönemleri krizler, küçülmeler takip etti.

2002-2011 hızlı kalkınma dönemlerimizden biriydi fakat son on yılda geriye gittik. Arkadan gelen ülkeler son yılda bizi geçti. Endonezya, Malezya, Bulgaristan, Romanya, Meksika gibi.

NEDEN BÖYLE?

Şimdi, bütün kimlik ve ideolojik şablonlarımızın dışına çıkıp “neden böyle?” diye düşünmemiz gerekiyor. “Vatan için” birbirimizle coşkuyla kavga ederken bakıyoruz ki, vatanımızı gelişmiş ülkeler seviyesine çıkaracak bilgileri, yöntemleri, kurumsal ve hukuki sistemleri bir kenara atmışız.

Hamaset, öfke, karizma, nefret, sevda duyguları zihnimizi böylesine istila etmiş.

Yüz on yıl önce Ziya Gökalp “milli vicdan”ın teşekkül etmesi, yani hepimizi kapsayan ortak bir “doğru” ile “yanlış”ı ayırd edebilme şuurunun oluşması ihtiyacını yazmıştı… Bugün keskin kutuplaşmalarımızın temelinde bu ortak vicdan eksikliği var.

Descartes’in “Metot Üzerine Konuşmalar” kitabını yüz otuz yıl önce dilimize çeviren İbrahim Edhem Mesut (Dırvana), zihnimizin “şiir ve hayalllerle” dolu olmasından yakınmış, rasyonel düşünmeyi savunmuştu. Tabii çok yol aldık ama ne ölçüde? Hamaset ve husumet hala çok etkili… “Zillet, alçak” gibi lafları hangi gelişmiş ülkede duyabiliriz?

NEREDE YANLIŞ YAPTIK?

İktisat tarihçisi Şevket Pamuk, Türkiye’nin “yüzyıl boyunca eğitimde kendi gelir grubundaki ülkelerin gerisinde kaldığını”, bunun da etkisiyle yüz yıllık kalkınma performansının “vasat” olduğunu anlatır.

Prof. Pamuk, 2014’te yayınlanan kitabında, olumlu gelişmeleri anlatıyor ama “Türkiye’nin orta gelir tuzağına yakalanma olasılığının azalmadığını, aksine arttığını” rakamlarla ortaya koyuyordu. (Türkiye’nin 200 Yıllık İktisadi Tarihi, s. 339-353)

Sekiz yıl önceki bu uyarının ne kadar isabetli olduğu yaşamakta olduğumuz krizle, iktisadi küçülme ile doğrulandı maalesef.

Her uzun dönem bizde kalkınma-küçülme sarmalını yansıtır.

Artık nasıl davranmak gerektiğini rasyonel verilerle konuşmalıyız, değil mi? Ama hem kutuplaşma hem otoriterleşme bunu engelliyor. ‘Dış güçler, hainler’ dediğinizde “nerede yanlış yaptık?” rasyonelliğine yer kalmıyor.

Bu siyasi kütür sorunu ya da zihniyet problemi bizim fay hatlarımızdan geliyor. Yüz yıl önceki kavgalarla siyaset yapmak.

Hepimiz itiraf edelim, bizde rasyonalite, müzakere, uzlaşma, işbirliği kültürleri yeterince gelişmemiştir. Eğitimin rolünü hatırlatmaya gerek bile yok.

‘YÖNETEN DEMOKRASİ’

Bu yüzden bizde koalisyonlar hep kavgalı oldu. Koalisyon ortakları devlet kurumlarını bölüştü, hepsinin “bizden” kamu kurumları vardı!

Bu fenalıklar anlatılarak “tek kişilik hükümet” getirildi. Bu defa devlet kurumları bölüşülmedi, tamamı “bizden” yapıldı, kurumların kalite kaybı Afrika ülkeleri seviyesine düştü, kutuplaşma büsbütün derinleşti, kriz Cumhuriyet tarihindeki en büyük milli gelir kaybına yol açtı.

Hangi sistem olursa olsun hamaset, çatışma, kutuplaşma, güç tutkusu… Bunu kolaylaştıran denetim ve denge eksikliği, müzakere ve uzlaşma kültürünün zayıflığı…

Hangi ideoloji için kavga etsek körüklemiş oluyoruz!

Siyasette rasyonellik, müzakere, uzlaşma ve işbirliği zihniyetini geliştirmek zorundayız.

Bu açıdan Millet İttifakı ve 6 Partili ortak çalışmalar umut vericidir.

Türkiye uçlardan, radikalizmden, partizanlıktan sakınarak güçlü bir “merkez” inşa etmek zorundadır; hem toplumsal anlamda hem devlet kurumlarının hukuk statüsü ve liyakat kalitesi anlamında…

Niye Almanya’da, Japonya’da siyaset bizdeki gibi “kefen, ölüm, hainler, alçaklar” söylemiyle yürütülmüyor? Niye iktidar değişikliği gelenler için “ganimet”, gidenler için “kazanımların kaybı” olmuyor?

Türkiye’de de demokrasiyi “yöneten demokrasi” olarak düşünmek zorundadır: Sağlam hukuki kurumlar, siyasi istikrar, temel hak ve hürriyetler… Sağlıklı iktisadi büyüme için de bu şart.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (275)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.