“Böyle başa böyle tarak”

A. Yağmur Tunalı

Din algımız bozuldu. İnsanlar seçilmiş birkaç ritüelin kaba şeklini, içi boşalmış halini din sandığından beri din birilerinin aparatı haline geldi. Dün de öyleydi diyenlere de kolayına itiraz edilemez. Böyle bir dinin din olmaktan çıkacağını çeşitli şekillerde yazanlar, söyleyenler var. Sesleri duyulmasa da var. Hâkim anlayış tarafından boğulmaya kalkılsa da var.

Türkiye’de dindarlık, namazı merkeze alma-içkiye karşıtlık ve başörtüsü üçgenine hapsedildi. Buna bir de partilerini, cemaatlerini, tarikatlerini, şeyhlerini ekleyenler var. Bunlar içinde namazın yeri ayrı görünüyor. Namaz varsa başka bir şeye ihtiyaç yoktur. Çünkü beşi kıldıktan sonra günah münah kalmaz. Tertemiz olursunuz. Cami kapılarının alınlarına ışıklı levhalar halinde yazmaya kadar gitti. Kimse de Diyanet’e “Bu nasıl dindir?” demedi. Dediyse de duyuramadı. Böyle bir din algısı yaygınlaştı.

İki vakit arasında ne yaparsanız yapın affedilecekse ahlâklı olmanın gereği haliyle yoktur. Bakın etrafınıza nitekim devlette bile doğru insan aranmıyor.

NEFRET ETTİĞİ YAŞAYIŞA GİZLİ HAYRANLIK

İçkiye nefret seviyesinde karşıtlığın doğurduğu sonuç da ilginç. Bu karşıtlığın temsilcisi konumundakilerin uyuşturucu müptelası olmaları şaşılacak bir durum değildir. Şiddetli karşı çıkışların imrenmeyi ve hayranlığı getirdiği temel psikoloji verisidir.

Âbidevî karakter Mehmet Âkif’imizin adını taşıyan gazeteci ve ondan önceki Haber Türk Genel Yayın Yönetmeni istisna olsa üzerinde durmak gerekmezdi. Olabilecek sapmalar arasında sayılır ve öyle değerlendirilirdi. Bu kimselerin güç sarhoşluğuyla geriye doğru bütün dediklerini unutarak dünya cennetinin yasak nimetlerine daldıkları anlaşılıyor. Zıtlar arasında geçişler ve nefret söylemiyle andığına hayranlıkla sarılmak maalesef gücü ele geçirenler arasında yaygın.

Başörtüsü de olmazsa olmaz şartlardan kabul edileli dindarlığın kabuğu daha sertleşti. Akıl, iz’an, vicdanla oluşan binlerce yılın insanlık mirası kavramlar dinin de temel değeriydi. Sayılmaz, anılmaz olduysa düşüneceğiz. Bunları konuşabilmekten, tartışabilmekten gün günden uzağa düşüyorsak kara kara düşüneceğiz.

“ARTIK BİZİM DEVRİMİZ”

Yeni bir durum da var: Gücü ele geçirenlerin taraftarları da güç elde ettiği kuruntusuyla zaman zaman toplu veya tek tek meydandalar. Takımının galibiyetiyle çıldıran taraftarlardan farkları yok. “Bize de mi kanun kural?” der gibiler. “Artık doktor dövüyoruz” diyerek bağırsaklarını açık alanda boşaltma hürriyetini elde ettiğini sanan sade vatandaşa kadar uzanan ve önü kesilmeyen bu güç algısıdır.

Gücü görünür hale gelen cemaatlerle tarikat kılıklı oluşumların holdinleşen şirketlerinin sayısı binlerle ifade ediliyor. Merdiven altından çıkmaları din algımızın nasıl sarıldığını gösterdi. Güçlerine güç kattılar. Yönetim mekanizmasını doğrudan etkilediklerini düşündükleri için onların da kanundan kuraldan çekinmeleri yok.

Gücü elde etmenin kuluçka mekânı camilerimiz ve cami adamlarımızın büyük çoğunluğu zaten öyle. “Cennette biz de şarap içeceğiz” diyerek ağzını sulandıra sulandıra cami kürsüsünde zıplayan vaiz kılıklı zevatın videoları da eski tâbirle zamîrini(içini) çılgınca boşaltma sınırında bir ruh halini gösteriyor. Derdi tasası dünya ve madde. Dini de yeme içme ve güdülerinin doyurulması olarak anlıyor. Görünüşe göre, burada kendimi tutayım, ötede doyacağım diyenlerin muştucusu. Niye o kadar bekleyeceğim diyen bâdeciler ve benzerleri gibi bir kendini tutamamazlık hali de yok değil. Sosyal bozguna bakar mısınız?

Bunlar anlaşılacak psikolojik şekillenlenmelerdir. Sosyolog ve din psikologlarıyla çeşitli alanlarda uzmanlaşan psikolog ve psikiyatrlarımızdan aydınlatılmasını beklediğimiz insan ve toplum halleridir. Düştüğümüz durumlardır ve ne yazık ki bunlar da istisna değildir.

MARUZ KALDIĞIMIZ “GİBİ GÖRÜNME”LER

Kimsenin namazı orucu ölçü değildir. Onun doğrusuna yanlışına Tanrı bakar. Biz insanız ve davranışa yansıyana bakarız. “Hak hukuk hak getire” dediğimiz sonuçtur. Ona bakarız.

Sahteliğin görünür hale gelmesi için güç hissinin rahatlatıcılığı turnusol kâğıdıdır. Anlattıklarımız onlardandır. İnsanın nasıl göründüğüne değil ne yaptığına bakılır. Kimsenin şu veya bu ibadeti, ritüeli yapıp yapmadığına bakarak hüküm vermek kimseye verilmiş bir hak değildir. Namaz oruç.. davranışlarımızı düzeltmek için konulan araçlardandır. Düzeltmiyorsa düşüneceğiz. Yine söylüyorum ibadetler, ritüeller amaç değildir. Amaç iyi olmaktır. Din iyilik dinidir.

Cemaatlere bakın, başına bir sarık, sırtına bir cübbe geçiren ve sakal bırakan din adına hüküm veriyor. İçine girseniz ne göreceğiniz zaman zaman medyaya da yansıyor. Arabın 1450 yıl önceki giyimini din giyimi saymanın manası yoktur. İsteyen onu da giysin. “Dinî kıyafet” gibi sunmasının her türlü bozacağını da bilelim. Nitekim bozdu, yaşıyoruz.

Biz kılığa kıyafete göre de hüküm veremeyiz. Biz davranışa bakarız. İyiye, doğruya güzele yakın her tavır ve davranış adı ne olursa olsun makbuldür. Kötü ve yanlış olan da reddedilir. O halde soralım: Bu ölçüye gelirsek gösterişçiliğin aldatıcılığından kurtulur muyuz?

Yorum Yap
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.