Nerede o eski solculuklar

Yusuf Ziya Cömert

Solculuğun kıymetini bilememişiz. Şimdi olsa iyi olurdu. Şu dünyada tek başına çekilmiyor sağcılık.

Böylece, solculuğun tarih sahnesinden aşağı itildiğini mi söylemiş oldum?

Tam olarak öyle değil.

Dünyayı bir şekle soktular. Yayı gerdiler, gerdiler, gerdiler, bırakmadılar. Koptu kiriş, yay da kırıldı.

Eskiden, yeni yetme okçuların eline uyduruktan bir yay verirlermiş, elleri yay çekmeye alışsın diye. Ok atmazmış taze okçular. O yayı çekip çekip bırakırlarmış akşama kadar. 

Nedir o yayın adı biliyor musunuz?

Kepaze.

Her halde çocuklar gün boyu anlamsız anlamsız çekiştirdikleri için.

Sol da, sağ da kepaze oldu. İkisinin yerine, ikisi de olmayan, ikisini de kullanan, ikisini de yiyip tüketen başka, asimetrik bir mahluk geldi.

Asimetrik diyorum, ne ele geliyor ne avuca. Bir afet-i devran.

Herkesi kendine meftun etti.

Hepimiz onun askerleriyiz. Ona karşı da savaşsak, onun askerleri.

Pablo Neruda’yı bugünlerde yeniden okurken yeniden fark ettim, eski solculukların alemde bıraktıkları boşluğu. 

Yok artık eskisi gibi Buğdayın Şiiri.

“Halkım ben, parmakla sayılmayan/Sesimde pırıl pırıl bir güç var/Karanlıkta boy atmaya/Sessizliği aşmaya yarayan/Ölü, yiğit, gölge ve buz, ne varsa/Tohuma dururlar yeniden/Ve halk, toprağa gömülü/Tohuma durur bir yerde/Buğday nasıl filizini sürer de/Çıkarsa toprağın üstüne/Güzelim kırmızı elleriyle/Sessizliği burgu gibi deler de

Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde.” (Çeviri Hilmi Yavuz.)

Aslında özlediğim, bu şiirin içindeki umut. Artık kimse inanmıyor, ‘ölü, yiğit, gölge ve buz ne varsa’ hepsinin, bir gün topraktan biter gibi yeniden bitebileceğine.

Neruda, bir üst düzey solcu. Şili’de başkanlığa aday bile olmuş. Sonra Salvador Allende lehine adaylıktan çekilmiş.

Biz o Allende’yi, Süleyman Demirel’in Bülent Ecevit için sarf ettiği “Bunların gidişi Allende gidişidir” cümlesinden hatırlıyoruz.

Yalan dünya! İkisi de göçüp gittiler.

Allende seçimi kazanmıştı. Şili’yi millileştirmeye çalıştı. ABD’nin canı sıkıldı, CIA’yi kullandı ve devirdi Allende’yi. Yerine geldi, 20. Yüzyılın en şöhretli diktatörlerinden Pinochet.

En çok şiir okurken hayıflanıyorum okuduğum şiirin dilini bilmediğime.

Doğrusunu isterseniz, en çok da Farsça şiirlerin tercümelerini okurken hayıflanıyorum. Hafız’ı, Firdevsi’yi, Rumi’yi okurken.

Başka dilden çevrilmiş şiir eksilir. Neruda’nın ‘Evrensel Şarkı’sı da (Can Yayınları) eksilmiştir mutlaka.

Ancak bu kitabın çevirmeni, Adnan Özer. İyi şair. Kıyaslamam mümkün değil ama, firesi azdır eminim.

Büyük bir destan, Canto General. Türkçesiyle, “Evrensel Şarkı.”

Avrupa’dan gelen kanlı İspanyol işgalcilerin yok ettiği kıtanın destanı.

Güney Amerika’nın mazisini az bilmek de eksiltiyor şiiri. Ama bu benim eksikliğim. Güneyli adsız kahramanların, kayıp mağlupların öyküsü var Evrensel Şarkı’da. Destanın hayalini kurmaya yardım etsin diye birkaç mısraını alayım.

“Altın bir heyülaydı Güney/Yağ ve türkü basmıştı/göğün kapısında/Machu Piccçhu’nun terk edilmiş burçlarını/yükseklerdeki iri kuşların/yuvalarını yıkmıştı insan/ve doruklar arasındaki/yeni alanda çiftçi/karın yaraladığı parmaklarıyla/dokunuyordu tohuma”

Neruda, dedim ya, üst düzey bir solcu. Yıllarca büyükelçilik yapmış Allende döneminde.

Demek Şili’de de var öyle medya patronları.

“Şilili sonradan görme Raul Aldunatillo/(yabancı ellerle dergileri fetheden/yerlileri öldüren ellerle)/yazarları satın alınca/kendini yazar sanan/kılıç satın alınca/kendini asker sanan/temizliği satın alamadığında/yılan gibi tükürük salan”

Ya da ‘Gözdeler.’

“Morarmış/tıkız peynirinde zorbalığın/uyanır bir başka kurtçuk:Gözde/Kirli ellerle övgüler düzmek için/işe alınan ödlek.”

Hangi büyükelçiye öfkelendiyse. Allah insanı iyi bir şairin diline düşürmesin.

“Romanya’da salak doğarsanız/salaklık üzerine bir kariyeriniz olur.../Avignon’da salak olun/Fransa’nın eski taşları,/okulları ve çiftliklerin saygısız çocukları/bilir ne olduğunuzu/Ancak Şili’de salak doğarsanız/çok geçmeden büyükelçi yaparlar sizi.”

Neruda, 1949’daki Moskova ziyaretinde Nazım Hikmet’le de tanışmış. Bu tanışma onda iz bırakmış. Bunu “Yaşadığımı İtiraf Ediyorum”daki anılarından ve Nazım’ın ölümü üzerine yazdığı şiirden anlıyoruz.

“Neden öldün Nazım? Senin türkülerinden yoksun ne yapacağız şimdi?/Senin bizi karşılarkenki gülüşün gibi bir pınar bulabilecek miyiz bir daha?” (Çeviri Ataol Behramoğlu.)

1971’de Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü Neruda. Dünya böyle işte. Tuhaf bir mekanizması var. Kavga ediyorsun, sövüyorsun ona... Sonra sövülen kendisi değilmiş gibi seni ödüllendiriyor.

Sizi bilmem. Ara sıra eski solculukları hatırlamak bana iyi geliyor.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (45)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.