Peyami Safa’yı ıskalamışız

Yusuf Ziya Cömert
Sezai Karakoç, sonradan, yola koyduğu insanların yolun bir yerinde kendisiyle buluşmalarını talep ettiğinde çok da karşılık alamamıştır. Üstelik bu hazin kader sadece ona ait değildir. Karakoç bu kadere boyun eğmese de sonuçlarını yüreklice kabul etmiştir. Daha fazla insanın sevmesi, okuması ya da saygı göstermesini beklemeye gönül indirmemiş, kendi kapalı evreninde dirilişin sorumluluklarını yerine getirmeye çalışmıştır.” (Ahmet Çiğdem, Sadakat Güzergahı, Vulgus Yayınları.)

Bu tespitlerin tanığı olduğumu söyleyebilirim.

Bizde dergiler şöyle sıralanır:

Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’su, Sezai Karakoç’un Diriliş’i, Nuri Pakdil’in Edebiyat’ı, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Erdem Bayazıt, Akif İnan ve çevresindekilerin Mavera’sı, Yaşar Kaplan’ın Aylık Dergi’si, Ebubekir Eroğlu’nun Yönelişler’i.

Bunların hemen hepsi birbirinden çıkmadır.

(İsteyen sıralamayı daha gerilerden mesela Sebilürreşat’tan başlatabilir. Keza Yönelişler’de bitirmeyip daha yakınlara kadar getirebilir.)

Hepsinin Büyük Doğu ile en azından bir temas noktası vardır.

Sezai Karakoç’ta, Diriliş’ten ayrılıp başka dergiler çıkaranlarla ilgili bir kırgınlık hissi olduğunu onu tanıyanlar mutlaka farketmiştir.

Nuri Pakdil’in de Edebiyat’tan ayrılanlar için “Karşıya geçti” tabirini kullandığını hatırlıyorum.

Yaşar Kaplan kendinden öncekilere mesafeliydi. Bunu Aylık Dergi’ye de yansıttı.

Yönelişler Diriliş’e daima yakın durdu. Hatırladığım kadarıyla Ebubekir Eroğlu Sezai Bey’le irtibatını kesmemişti.

Karakoç’un ‘yola koyduğu insanların yolun bir yerinde kendisiyle buluşmalarını talep’ etmesi Diriliş Partisi’ni kurduğu dönemde daha farkedilirdi.

Benim gözlemim; çok az kimse inandı Diriliş’in bir siyasi parti olduğuna.

Sezai Karakoç’un yazdıkları ve öğrettikleri kadar önemli bir şey daha vardı.

Rükû ve secde dışında hiç eğilip bükülmedi Sezai Karakoç.

***

Sadakat Güzergahı’nı okurken Peyami Safa’yı fena halde ıskaladığımı fark ettim.

Evet, romanlarını okudum. Birisi “Türkçenin en büyük romancısı Peyami Safa’dır” dese itiraz etmem.

Tamam, başka büyük romancılar da var. Ahmet Hamdi Tanpınar, Kemal Tahir, Yaşar Kemal, Oğuz Atay, hatta Orhan Pamuk…

Onlara da itiraz etmem.

Ama nesrine hak ettiği ilgiyi göstermemişim.

Peyami Safa’nın adını çocukken babamdan ve arkadaşlarından duyardım. Onun milliyetçi-mukaddesatçı çevrelerle bir yakınlığı olduğunun farkındaydım.

Ama romanları dışında çok az okumuştum.

Ahmet Çiğdem, bir kast-ı mahsusa olmaksızın notlarından birinde beni de kategorize etmiş.

80’lerden itibaren Peyami Safa zaten muhafazakarların gözde ismi olmadı. Kaldı ki bir tür muhafazakarlık 70’lerin başında görünürlük kazanır kazanmaz ilk yaptığı şeylerden biri Safa’yı sahanın dışına itmeye çalışmak olmuştur.”

Peyami Safa biz geldiğimizde sahanın dışındaydı.

Onu sahanın dışına itenlerden biri Necip Fazıl mıydı acaba?

Üstad, Hücum ve Polemik’te Peyami Safa’ya demediğini bırakmıyordu çünkü.

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nun ilk altı baskısında Nazım Hikmet’e ithaf olduğunu bilmiyordum.

Nazım Hikmet’in “Ben Peyami’nin bu son romanını üç defa okudum. Otuz defa okuyabilirim ve okuyacağım. Bu kitap bütün fakir çocukların romanıdır. Burjuvazinin çocuğu Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nda yatmadı, o ve onun anası, babası beyaz duvarın kabusunu duyamaz. Dokuzuncu Hariciye Koğuşunda halkın çocuğu yatıyor, benim oğlum yatacak, onu ancak biz anlarız” dediğini de bilmiyordum.

Şu cümleler de üzerinde düşünmeye değer:

İki zıt istikamete doğru çatallanan İslam felsefesinin akılcı ve tabiatçı kolu daha ziyade Hristiyan garp, imancı ve ilahiyatçı kolu da daha ziyade İslam şark üstünde tesirini devam ettirir. Burada oldukça garip bir çaprazlama tesir mübadelesi göze çarpar. Hristiyan garp akılcı ve tabiatçı düşünceyi İslam şarktan almış ve İslam şark da imancı ve ilahiyatçı düşüncesinde Hristiyanlığın tesiri altında kalmıştır.”

Müslüman filozofların ‘Hristiyan garb’ı etkiledikleri ezberimizde. Fakat Müslümanların, Safa’nın ‘imancı ve ilahiyatçı’ diye adlandırdığı düşünceyi Hristiyanlık’tan değil de İran ve Hint’ten aldıkları kanaati daha yaygın. Daha yaygın olan daha doğru olmayabilir. Araştırmak lazım.

Son bir not: Ahmet Çiğdem’in Sadakat Güzergahı’nda Peyami Safa’ya ayırdığı bölüm bende yeniden Peyami Safa okuma isteği uyandırdı.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (27)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.