Sakıncalı sorular

Yusuf Ziya Cömert

Daha önce de temas ettiğim bir konu. Taa Mehmet Akif’lerden, Sait Halim Paşa’lardan bize intikal etmiş.

“Batının ilmini fennini alalım, ahlakını almayalım.”

Bu tavsiyeyi tutarlı bulduğumuz zamanlar oldu.

Bilim ve teknolojide geri kaldık. Onları Batı’dan alalım, makul. Fakat ahlaklarını ve dinlerini almayalım, çünkü batılılar ahlaksız.

Sonra bu sözle aramıza mesafe girdi. “Hiçbir şeyini almayalım” diye düşünmeye başladık. Niye alalım ki? Teknolojisini alırsan adamlar yanı sıra ahlaklarını bize sokuştururlar. Halbuki bizim her şeyimizin kaynağının ‘İslam’ olması lazım.

Başkalarından bir şey öğrenemez miyiz? Bir işi bizden daha iyi yapanlardan? Daha iyi bilenlerden?

Öğrenince başımıza taş mı yağar?

Belki de ‘İslam’ denilince anlamamız gereken biraz da nerede olursa olsun iyi olanı, güzel olanı alabilme, kaynağı ‘yerli’ de olsa yanlış olanı terk edebilme cesaretidir.

Aliya İzetbegoviç nasıl söylüyordu? “Benim için yeryüzünde iyi, doğru ve güzel olan ne varsa o İslamdır.”

Yani, insanlığa dair iyi şeyler başka bir yerde mesela Çin’deyse uzak durmamız mı gerekiyor?

Bir şeyi ispatlamaya çalışmıyorum. Bir düşüncenin seyretmesi muhtemel yollardan birini izliyorum.

Başa dönelim. “Batı’nın ilmini, fennini alalım, ahlakını almayalım” cümlesine.

Nasihatini tuttuk mu büyüklerimizin?

Her şeylerini alıyoruz. İçinde ilim ve fen de biraz vardır. Ama daha çoğu mamul madde.

Demek ki kısmen tuttuk. Ama kıyısından köşesinden...

Ahlakını aldık mı?

Ya da ‘ahlaki durum’umuzun menşei Batı mıdır?

Bana ne haldeysek hepsinden kendimiz mesulmüşüz gibi geliyor.

***

Ara sıra kıdemli hukukçumuz Muharrem Balcı’nın makale grubuna bakıyorum.

Geçenlerde bir makale ilişti gözüme. “Bak şu küffarın kızı kafirin yaptığına” başlığıyla verilmiş.

Hollanda tahtının varisi Catharina Amalia Beatrix 18 yaşına girmiş. Prensese, reşit olunca bir ödenek tahsis ediliyormuş. 2021 aralık ayı için 111 bin Euro. 2022 yılı için 1,5 milyon Euro.

Prenses, kendisine ödeneği tebliğ etmek üzere saraya gelen Başbakan’a “Bu ödeneği kabul etmiyorum. Bu para Hollanda vatandaşlarının vergileridir. Onlar bu parayı çalışarak kazandı. Oysa ben çalışmıyorum. Hakkım olmayan bir parayı alacak olursam kendime saygı duyabilir miyim? Lütfen ödeneği iptal ediniz. Bu mümkün değilse Hollanda hazinesine gelir kaydediniz.”

(Altında imza yoktu. Araştırdım, İstanbul Üniversitesinin eski rektörü Mesut Parlak Sözcü’de yazmış. Sürpriz oldu benim için. Duraksadım. Eski sıkıntılı günleri hatırlamaktan kendimi alamadım.)

Belki münferit, belki istisnai. Belki ‘Batı’ dediğimiz şeyin tamamına teşmil edilemez. Zira biz Batı’nın çok çeşitli hallerini, nice fenalıklarını biliriz. Ama çarpıcı bir örnek.

Bizde, kendisine tahsis edilen bir şeyden feragat edecek bir kimse tahayyül edebilir misiniz? Ya başkasının hakkı olan bir şeyi -eğer alması mümkünse- almaktan feragat edecek bir kimse?

Şimdi, bu prensesin ahlakını almalı mıyız, almamalı mıyız?

Şöyle bir cevap da makul olurdu: Kendi dünyamızdan, kendi tarihimizden bir örnek bulalım, böylece başka bir yerden değil de kendimizden almış olalım.

Tamam, öyle yapalım.

Hadi yapalım.

Yapmıyoruz. Uzağından bile geçmiyoruz.

***

Yine Muharrem Balcı’nın Makale Grubu’nda dolaşırken Emrah Çelik’in bir dizi makalesine rastladım.

Ana başlığı “Muhafazakâr Aklın Eleştirisi.” İçinde merak uyandırıcı başlıklar var. Felsefeye Kızgınlık, Müslümanların Bozulan Muhakemesi, Batı’nın Bir de Ahlakını Deneyelim, Ahlaksız Dindarlık, İtikatta Dindar Amelde Kapitalist.

Bir kısmını okudum. Bugünlük birkaç cümle aktarayım.

“’Üstelik dindar’ oldukları halde ahlaki konularda eksiklik ve zaafları göze çarpan bazı insanlar çoğunlukla şaşkınlığa ya da eleştirilere neden olurlar. Çünkü kendilerinden doğal olarak inanç ve prensipleriyle tutarlılık içinde olan ahlaki bir yaşam pratiği beklenir.”

“En inançlı ülkelerden biri olmakla gurur duyarken neden aynı zamanda siyasetten iş hayatına, sosyal ilişkilerimizden ticari ilişkilerimize kadar her alanda ‘en ahlaklı’ toplumlardan biri olduğumuzu söyleyemiyoruz?”

Hani eskiden öğretmenlerimiz problemi tam çözemesek bile gidiş yolumuz doğru diye bize not verirlerdi.

Bana en azından soruların soruluş şekli doğru geldi. Belki bazıları açısından sorulması sakıncalı sorular. Ama lüzumlu sorular.

Sevindim bir akademisyenin böyle sorular sormasına.

Sorulara yazarla aynı cevabı vermeyebilirsiniz. Bu çok önemli değil.

Kendiniz sorun ve cevabını kendiniz verin.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (82)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.