Ayhan Koç, yazdı: Başkanlık sistemi ekonomik olarak ne vaad ediyor

İstanbul Stratejik Düşünce ve Araştırma Merkezi (İSDAM) Başkanı Ayhan Koç, başkanlık sistemine yönelik tartışmaları G20 ekonomileri perspektifinden kaleme aldı.

AYHAN KOÇ

Türkiye’de son dönemdeki başkanlık sistemi tartışmaları ağırlıklı olarak hukuksal ve siyasal boyutta yapılmakta, hükümet sistemlerinin ekonomik yönü ihmal edilmektedir. Yapılan ekonomi temelli değerlendirmelerde ne yazık ki başkanlıkla yönetilen üçüncü dünya ülkeleri ile parlamenter sistemle yönetilen Avrupa ülkeleri karşılaştırılarak bunlar üzerinden bir dezenformasyon üretilmektedir. Oysa karşılaştırmalı siyasette ve sosyal bilimlerde inceleme konusu yapılan ülkelerin birbiriyle az çok benzerlik göstermesi gerekir. Bu bakımdan en doğru değerlendirme aynı klasmanda yer alan ülkelerin ekonomik performansını birbiriyle karşılaştırılmasıyla mümkün. Bu konuda en doğru yaklaşım G20 ülkeleri içinde yer alan başkanlıkla yönetilen ülkelerin, parlamenter sistemle yönetilen ülkelerle karşılaştırılmasıdır. Böylesi bir karşılaştırma Türkiye’nin de performansını sağlıklı ve bilimsel bir biçimde anlamamıza imkân sağlar.

Türkiye’nin de üyesi olduğu, dünyadaki en gelişmiş ekonomilerin yer aldığı G20 ülkelerinin ekonomik performansını iki kriter üzerinden değerlendirebiliriz. Bunlardan biri, ülkelerin büyümesindeki değişim oranı, diğeri ise ortalama büyüme oranıdır. Tablo 1’de görüldüğü gibi büyümesindeki değişim oranı itibarıyla en başarılı performansı sağlayan üç ülkeden ikisi başkanlık sistemiyle yönetilirken ilk beş içinde parlamenter sistemle yönetilen hiçbir ülke yer almamaktadır. G20 ülkelerinin son 15 yılda gerçekleştirdikleri değişim oranına baktığımızda başkanlıkla yönetilen ülkelerin belirgin biçimde parlamenter sistemle yönetilen ülkelerden daha başarılı olduklarını görüyoruz.

Gelişmiş ülkeler içinde en fazla büyümeyi sağlayan 10 ülkeden altısı başkanlık sistemiyle yönetilmektedir.

Ülkelerin karşılaştırmasını, ikinci kriter olan ortalama büyüme oranı üzerinden yaptığımız zaman yine aynı tabloyla karşılaşmaktayız. Tablo 2’de Dünya Bankası’nın verileri üzerinden yapılan analizlere göre, son 15 yıllık süre içinde en fazla büyümeyi, Çin ve Suudi Arabistan bir kenara bırakılırsa, başkanlıkla yönetilen ülkeler gerçekleştirmiştir. Gelişmiş ülkeler içinde en fazla büyümeyi sağlayan 10 ülkeden 6 tanesi başkanlık sistemiyle yönetilmektedir. Bu 10 ülke içinde sadece 2 tanesinin parlamenter sistemle yönetildiği görülür. Geriye kalan bir tanesi sosyalist bir sistemle yönetilirken diğeri de kendine özgü monarşik bir rejimle yönetilmektedir.

Başkanlıkla yönetilen ülkelerin başkanlık öncesi ve sonrası performansı incelediğinde başkanlıkla yönetilmeye başladıkları dönemde önceki döneme göre belirgin biçimde başarılı ekonomik performans sergiledikleri görülür. Bu konuda en çarpıcı tabloyu önümüze koyan ülkeler Brezilya, Meksika ve Güney Kore’dir. Güney Kore’nin mucizevi sayılan ekonomik performansının arkasında yatan en önemli faktör başkanlık sistemiyle yönetiliyor olmasıdır.

Başkanlık sistemiyle parlamenter sistemin karşılaştırması konusunda bize en iyi veriyi sunan iki ülkeden biri başkanlıkla yönetilen Güney Kore, diğeri de parlamenter sistemle yönetilen Türkiye’dir. 1960 yılında Türkiye’nin nüfusu yaklaşık olarak 27.5 milyon iken Güney Kore’nin nüfusu 25 milyon civarındaydı. 2015 yılı sonu itibarıyla Türkiye’nin nüfusu yaklaşık 78.6 milyona ulaşırken Güney Kore’nin nüfusu yaklaşık 50.6 milyonda kalmıştır. Türkiye, nüfusu bakımından Güney Kore’yi aşağı yukarı bir buçuk katı kadar geçmiştir.

Ne var ki ekonomik göstergelere baktığımızda Güney Kore’nin Türkiye’yi birkaç kez katlayan bir performans sergilediği görülür. 1960’ta Türkiye, Güney Kore’nin yaklaşık 3,6 katı oranında bir mili hâsılaya sahipken, aradan geçen süre içinde Güney Kore Türkiye’nin iki katına yakın bir milli hâsılaya ulaşmıştır. İki ülkenin kişi başına düşen milli gelirini karşılaştırdığımızda ise daha çarpıcı bir tabloyla karşılaşıyoruz. 1967 yılında Türkiye’nin yaklaşık üçte biri oranında milli geliri bulunan Güney Kore, aradan geçen 47 yıl içerisinde Türkiye’nin yaklaşık üç katı milli gelire ulaşmıştır.

İki ülke performansı arasındaki farkı yaratan en önemli faktörün hükümet sistemi olduğunu unutmamak gerekir. Güney Kore, 1950’lerde hayata geçirdiği başkanlık sistemi sayesinde istikrar sağlayarak bir yatırım üssü haline gelirken Türkiye askeri darbelerden ve bürokratik vesayetten kaynaklanan nedenlerden dolayı siyasi istikrarsızlık, hükümet krizleri ve nihayetinde ekonomik krizlerle boğuşarak deyim yerindeyse yerinde saymıştır.

G20 ülkelerinin son 15 yıldaki değişimine baktığımızda başkanlıkla yönetilenlerin belirgin önde olduğunu görüyoruz. 

Şunu da unutmamak gerekir ki Türkiye’nin büyüme performansına yansıyan olumlu tablonun büyük bir kısmı son on beş yıldaki başarılı performansa bağlıdır. Ak Parti hükümetiyle birlikte gelen istikrar, ekonomik performansımızı yaklaşık üç katı kadar arttırmıştır. Şayet hükümeti düşürmeye yönelik parti kapatma davası, Gezi olayları, 17-25 Aralık süreci ve nihayetinde 15 Temmuz başarısız askeri darbe girişimi gibi manipülasyonlar olmasaydı muhtemelen Türkiye’nin performansı çok daha yukarılarda olabilirdi. Türkiye bu badireyi güçlü, dirayetli ve dik duran lideri ve hükümeti sayesinde aştı. Ama bunu her zaman sağlayacağına ilişkin bir garantimiz ne yazık ki yoktur.

Kısaca, Güney Kore’nin 50 yılda gerçekleştirdiği mucizevi başarıyı yakalamamız için bizim de başkanlık sistemine geçerek Türkiye’deki hükümet krizleri ve siyasi istikrarsızlığa son vermemiz gerekir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.

İlgili Haberler

Cumhurbaşkanlığı sistemi şahsımın projesidir

Görüşler Haberleri