Atıfsız bilim adamı olur mu? Nedir bu atıf?

İskender Öksüz

Atıfsız rektörlerden bahsediliyor.

Yüz küsura çıkan ve üniversite tabelalı binalara atanan rektörlerden... Yüzde yetmişi hiç atıf almamış. Almamışsa almamış. Alması mı lazım? Atıf ne demek?

MAKALE VE ATIF

Araştırmacı, bilimci denilen insanlar, insanlığın bilgi dağarcığına yeni bir şey eklemek için çalışırlar. Bu çalışmaya, araştırma denir. Dünyadaki bilgiye bir yenisini eklemek, ilk bakışta her kula nasip olmayacak bir başarı imiş gibi görünür ama öyle değildir. Mesela sosyologsunuz, veya sosyal psikolog, veya şimdi vereceğim misale uygun bir daldasınız. Yüz kişiyle anket yaptınız ve sordunuz, “COVID hakkındaki günlük gelişmeleri televizyonda Sağlık Bakanı’nın bizzat açıklaması sizi nasıl etkiliyor?” Çoktan seçmeli yaparsınız, “Güvenimi arttırıyor. / Endişemi arttırıyor./ Önlemlere daha çok dikkat etmeme sebep oluyor”, ve benzeri şıklar. Bu ankette aldığınız sonuç, insanlığın bilgi dağarcığına eklenen yeni bir bilgidir. Peki, şimdi ne yapacaksınız? Bu çalışmanızı anlatan bir metin yazıp alanınızdaki bilim dergisine göndereceksiniz. Dergi de bunu alanınızdaki ünlü başka bilim adamlarına inceletip, bu iyi mi, özgün mü, yeni bir bilgi mi, basayım mı diye soracak. Onların değerlendirmesine göre basma veya basmama veya değişikliklerle basma kararı alacak. Sonunda bu yeni bilgi, dünyada salgın sırasında kamuya nasıl açıklama yapmalı sorusuyla ilgilenen çevreye sunulacak.

Bu muhakkak ki önemli bir konu ve sizden başka benzer soruları soran bir sürü bilim adamı grubu var. Sizin katkınızın onların sordukları soruların cevabını bulmada bir değeri varsa, bu yeni bilgiyi kullanırlar ve kullanırken de, onu sizden aldıklarını söylerler. Daha doğrusu onlar buldukları yeni bilgileri bilim dergilerinde yayımlarken, sizin yazdığınız makaleye de onların keşiflerine girdi olur. Ve sizin makalenize atıf yaparlar.

Sosyoloji veya sosyal psikolojiyi hafif mi buldunuz?

BİLİM NASIL YÜRÜR?

Şunu deneyelim: Sağlık Bakanımız, bir süre önce, ilaç tedavisine erken başlamak ve yoğun bakımda hastaları yüzükoyun yatırmak hastalık süresini kısaltıyor dedi. Bu da yeni bir bilgidir. Bunu da ölçüp biçip, yani kaç hastada denediğinizi, bunları uygulamadığınızda iyileşme süresi neydi, uygulayınca ne oldu gibi istatistikleri yine alandaki bir dergiye yollarsınız, yine hakem bilim adamlarına gider.

Şimdi dünyanın her yerinde tedavi yapan sağlıkçılar sizin sunduğunuz yeni bilgiye göre hareket eder ve onlar da bulgularını yayınlar; yazdıkları makalede, ilaca erken başlamanın ve yüzükoyun yatırmanın bilgisini sizden aldıklarını söylerler: Atıf yaparlar.

Bilim böyle yürür.

Önce şunu belirteyim: Doktora, doçent, profesör; bu unvanları alırken bazı şartları yerine getirirsiniz ve bunların başında yayın yapmak vardır. Yayın yapmadan unvan almamışsınızdır. İnşallah öyledir. Yayınınız olmadan doçent, profesör falan olmuşsanız, atıfsız rektör olmanızda da hiçbir mahzur yoktur.

HER DERGİYLE OLMAZ

Bu hikâyede ayrı ayrı ele alınabilecek başka ayrıntılar var. Mesela dergi sizin katkınızı illa sahadaki başka adamlara gönderir mi? Gönderir. Göndermeyen dergiler vardır ama bunlar bilim dergisi sayılmaz. Ciddî dergilere “hakemli dergi” denir. Derginin “ben hakemliyim” demesi de yetmez, dünya çapında “atıf indeksleri” vardır ve belli bir çizginin üstündeki dergiler, bu indekslerce izlenir. O kalitedeki dergilerde verilen atıflar, atfı alan makalenin ve yazarının hanesine yazılır.
Aslında iş bununla da bitmiyor. İndekse giren bütün dergiler eşit değildir. Dergilerin önemi “etki”leriyle (impact) ölçülür. Etki nasıl ölçülür, o dergideki yayımlanan makalelerin kaçar atıf aldıklarıyla…
Anlaşılıyor ki bu atıf işi önemli bir iş.

ATIF YOKSA BİLİM YOK

Peki, siz, doçent, profesör olmuş, sonra da rektörlüğe tayin olmuş da yayınlarınız hiç atıf almamışsa, bunun anlamı nedir? Anlamı şudur: Siz bu noktalara gelene kadar bir değil, iki değil, birçok yayın yaptınız her halde. Demek ki sizin dünyadaki bilgiye katkı diye, yeni bir bilgi kırıntısı diye sunduklarınızı kimseler kullanmamış.

Yani sizin yeni bir bilgi diye sunduğunuz ya yeni değil, ya bilgi değil, yahut da sorduğunuz sorunun cevabı kimseyi ilgilendirmiyor.

Yani siz bilim yaptığınızı iddia ediyorsunuz ama yapmamışsınız. Bilim yapmadan unvanları ve makamları nasıl aldınız? Bu da bir araştırma konusudur; yapın, tavsiye ederim. Epey atıf alırsınız! Hatta bu dünya biliminde devrime yakın bir etki yapar. Araştırmanızı temel bilimler, tıp, sosyal bilimlere dergilerine mi gönderirsiniz? Ben olsam siyaset bilimi dergilerinden birine yollarım.

Şimdi birisi diyecek ki, mesela ABD’de üniversitenin üst yönetimi bilim adamı olmayabiliyor. Doğrudur, orada üst yönetim üniversiteye kaynak bulmaya, rekabetçi olmasına odaklıdır. Fakat akademik terfi, tayin, değerlendirmeyle uğraşan bir üst yönetim daha vardır. Akademik üst yöneticiye Rektör-başkan değil de provost derler. Fakat bizdeki üniversite yapısı ve kanunu buna uygun değil. Gerçi Bilkent uyguluyor… Akademik işlerden sorumlu rektör yardımcısı gibi.

Aslında rektörlerle uğraşmayı bir yana bırakıp unvanların tamamını ele almalı. O unvan atıfsız nasıl alınmış? Hangi jüri vermiş? Ağır sorular bunlar!

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.