Vatandaşlaştıramadıklarımızdan mısınız?

İskender Öksüz

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı mısınız? O hâlde Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına tabisiniz. O anayasa neredeyse yüz yıldan beri şunu söylüyor:

1924 Anayasası, Madde 88: Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibarıyla (Türk) ıtlak olunur.

1924 Anayasası (1937’de değiştirilen hâliyle), Madde 88: Türkiye’de din ve ırk ayırdedilmeksizin vatandaşlık bakımından herkese “Türk” denir.

1961 Anayasası, Madde 54: Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.

1982 Anayasası, Madde 66: Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.

Bu ülkenin meclisinin duvarında da “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir.” yazar.

Şimdi siz anayasaya ve hâkimiyetin Türk milletine ait olmasına mı itiraz ediyorsunuz?

Millet yoksa ya parçalanma ya emperyalizm

Aferin. Şimdi lütfen düşününüz- söylemekten çekinebilirsiniz de onun için düşününüz demeyi tercih ediyorum: Siz hangi aşiretin, hangi kabile veya klanın, hangi “ırkın” mensubusunuz? Çünkü milletten vazgeçtiğiniz zaman insanlar bu alt gruplara bölünür. Milletin aşağısında, yani milletten küçük topluluklar bunlar. Uymadı mı? O hâlde, hangi imparatorluğun tebaasısınız? Milletin üstünde, milletten daha kalabalık topluluk olarak imparatorluk var.

Irk, ümmet falan demeyin. Kendinizi bunlardan herhangi birine mensup hissedebilirsiniz ama henüz bunlara dayanan bir siyasî yapı kurulmadı. Son baktığımda ümmete dayanan tek devlet Vatikan’dı. Irkçı iseniz, geç kaldınız; Hitler’i kaçırdınız; başka kapıya…

Millet, yukarıda saydıklarım kadar kör parmağım gözüne bir yapı değil. Onun için soyutu kavrayamayanlar milleti ve vatandaşlığı bir türlü anlamıyor. Türkiye’ye baktıkları zaman da bir millet görmüyorlar; ırklar, etnisiteler görüyorlar.

Hakimiyet kimindir?

Şimdi gelelim, “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir”e. Veya “Egemenlik ulusundur”a. Yukarıdakilere aklı basmayan tabiîdir ki bunu da reddeder. O hâlde cevap vermelidir: Peki siz devlette kimin egemenliğine taraftarsınız. “Hâkimiyet milletindir”, hanedan hâkimiyetinin antitezi olarak doğdu. O güne kadar egemenlik Osmanlı Hanedanındı. Evet, devletlerin dayandıkları bir hâkimiyet, bir egemenlik kavramı vardır. Bu devletin hem sosyolojik hem hukukî dayanağıdır. Sizinki ne? Devletiniz hangi tüzel kişiliğin devleti?

Millet, vatandaşlık, devlet, egemenlik… Bu soyut kavramlara erişemeyenler, taleplerinde, isteklerinde de dağılıveriyorlar. Demokrasi ve eşitlik grupların, etnisitelerin eşitliğidir sanıyorlar. Hatta ırk diye bir şeyin varlığına inanıp, ırkların eşitliğinden bahsediyorlar.

Gruplar değil vatandaşlar eşittir

Demokrasi grupların değil, tek tek insanların eşitliğidir. Bu tek tek insanların unvanı da “vatandaş”tır.

Bakınız vatandaşlık üzerine tarihi bir örnek vereyim. Belki daha iyi anlaşılır.

Avrupa’nın ilk millet devleti Fransa, ihtilalden sonra yeniden kurulurken; tam da bu konuları, egemenliği ve vatandaşlığı tartışıyordu. İhtilal meclisinin önündeki problem şuydu: Fransa’da birkaç grup, aşağılık sayılıyor; insan yerine konmuyordu: Yahudiler, tiyatro oyuncuları ve cellatlar. Avrupa, daha yakın zamana kadar Yahudileri hep aşağıladı… Fırsat buldukça da katletti. Tiyatro oyuncuları birçok karakteri oynadıkları ve o çağın Fransa’sının anlayışına göre karaktersiz oldukları için; cellatlar da başka şartlar altında cinayet sayılacak bir işi yaptıkları için, adları ağza alınmaz, aşağılık gruplardı. Üstelik Yahudiler’in kendi dinî kanunları ve kendi mahkemeleri vardı. Osmanlı’nın millet sistemi gibi. Şimdi ihtilal olmuştu ve yeni düzen kuruluyordu. Bu insanların konumu ne olacaktı.

Dünkü Fransa, bugünkü Fransa

27 Aralık 1789 günü, yani Bastil’in kırılmasının üzerinden henüz beş ay geçmişken Clermont-Tonnerre Kontu Millet Meclisi’nde şöyle konuşuyordu:

“Millet olarak Yahudilere her şeyi reddetmeliyiz ve fert olarak Yahudilere her şeyi vermeliyiz. Hâkimlerini tanımayı bırakmalıyız; sadece bizim hâkimlerimiz olmalı. Judaik örgütlerinin ve kanunlarının sürmesine hukukî destek vermeyi reddetmeliyiz; devlette kendilerine has bir siyasî hükmî şahsiyet veya düzen kurmalarına müsaade edilmemelidir. Her biri tek tek vatandaş olmalıdır.”

***

“Özetle Efendiler, bir ülkede yaşayan herkesin farz olunan statüsü vatandaşlıktır.”

Şimdi biri çıkıp diyebilir: Bunlar eski hikâyeler. Sen bugünkü Fransa’ya baksana.

Bakayım: Korsikalılar anadillerinde eğitim görsün dendiğinde Fransa hükûmetinin cevabı şu oldu: Fransa’da sadece Fransızlar vardır ve Fransızların dili Fransızcadır. Geçtiğimiz Mayıs ayında Fransız Anayasa Konseyi, okullarda, Bask, Bröton ve Korsika dilleriyle eğitim yapılabilmesini öngören bir kanun teklifini reddetti. Gerekçe, anayasanın ikinci maddesiydi: Fransa Cumhuriyeti’nin dili Fransızcadır. Konsey, yazıda, Fransızca telaffuz işaretlerinin (aksanların) dışında işaret kullanılmasını da reddetti.

Vatandaşlar eşittir. Ve egemenlik milletindir.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (44)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.