Gençlere bakmak ya da gençlerden bakmak

Ömer Erdem

Gençlik meselesine fena halde dalmış durumdayım. Gençleri izliyor, onlara kulak veriyor, heyecanlarının arkasındaki sebepleri çözmeye çalışıyorum. Hem bir yerde heyecan tükenmişse ne kalmıştır diye düşünüyorum. Ülkenin her bakımdan yaşlanan atmosferi bu ilgimi daha da güçlendiriyor. Bu sebepten bir ülkedeki toplumsal ve kültürel canlılığı ölçmek için gençlere ve onların yönelimlerine bakmakta yarar.

İlgiler kadar enerjiler, idealler kadar rüyaları içerir bu yönelimler. İnsanı geliştiren ve sonunda kişilik sahibi bir varlığa dönüştüren arayışlarıdır. Gençlik ki adeta altın çağıdır arama ve bulma iştiyakının. Arayan kişi sorar, sorgular, eleştirir, merak eder. Bilgiyle donanmış merak bilincin evidir ve toplumsal yükseliş fikrinin de kozasıdır. O kozayı gençler örer. Koza değişimin yuvasıdır. Yuva genç enerjiyle şenlenir.

Edebiyat dünyasında da böyledir bu. Onu gençler kurar, gençler sürdürür. İnsanlıktan edinilmiş ölmez bir gençlik aşısıdır edebiyat. Yahya Kemal’in eski şiir için söylediği ‘bir meşaledir devredilir elden ele’ dediği kavram, gelenek gibi anlaşılsa da özünde değişim ve gelişim idealini de taşıyan yeniyle aşılanma düşüncesidir. Meşale çünkü her zaman daha gençler tarafından emanet alınır. Olimpiyat meşalesini elinde tutan genç sadece kasın gücünü temsil etmez, canlı sürekliliğe karşılık gelir.

Edebiyat tarihinde hiç bir dönem yoktur ki yaşını almış, kendisini kurmuş kişiler tarafından yenilikle taçlandırılmış olsun. Belki şiir söz konusu olduğunda, Goethe benzeri nadir sanatçılarda, Marienbad Elejeleri türü son atılımlara şahit oluruz. Ancak bu, genç Şeyh Galib’in ihtiyar Nabi (kendisi değil zihniyeti) karşısına çıkmasından farklıdır. Tanzimattan bu yana gelişmiş edebiyatımızın özünde de bu gençlik mayası hep vardır. Edebiyat klasik olabilir ama yaşlanmaz.

Bununla beraber gençler arayışları boyunca ve kendilerini kurma süreçlerinde, sıklıkla sınır ihlali yaparlar, aşırı yoruma giderler, duygularına yenilirler, takım tutar gibi davranırlar. Kendilerinin anlaşılmadığını, dergilerde yer bulamadıklarını, köşelerin kapıldığını, engellendiklerini dillendirirler. Bu durumun dönemsel olmayıp hemen her kuşağa özgü olması bize başka bir gerçekliği gösterir. Edebiyat içinde ne kadar eleştiri, memnuniyetsizlik, yer arayışı varsa orada esaslı bir canlılık vardır. Unutulmamalı ki gençler sadece kendilerinden yaşça büyük ve belli bir eser verme olgunluğuna erişenleri değil kendi akranlarını da eleştirmelidirler. Yıllar önce bu kesikliğe dikkat çekmişti Cemal Süreya, gençlerin birbirlerini eleştirmediklerinden yakınmıştı.

Derdi şuydu galiba şairin, gençler, olup bitenlere kuşak gözetmeksizin ne denli dikkat ederlerse olacaklara da o denli etkide bulunabilirler. Bu bağlamda, dergilerde ve farklı mecralarda gençlerden gelen eleştiri aklı, akımı, dili, yönü bir duygu efekti gibi düşünülüp görmezlikten gelinemez. Niteliksiz, zayıf, yersiz, yöntemden uzak hatta kasıtlı bile olsa sonuçta veri olarak değerlidir. Edebiyatta yüksek verim çoğunlukla bu karmaşa, toz duman ve genç gerilimden elde edilir.

Gençlerin geliştirdiği eleştiriyi, eleştirmek de hünerdir. Savunma ve yok sayma siperine yatmadan, bir dilin ve onun edebiyatının eleştiri duyargalarını açık tutması gerekir. Eskiden, dergiler yoluyla canlı tutuluyordu eleştiri. Gün geçtikçe dergilerin etki alanı daralıyor ve onun yerini sosyal medya ve internet alıyor. Bu eleştiri dilini, eleştiri yapan kişileri ve dolayım alanını da değiştiriyor. Teknolojik imkan yeniliğin biçimini de belirliyor. Belki daha hızlı yayılan ve bir o kadar da çabuk eskiyen tuhaf bir durum yaratıyor.

Edebiyat üzerine geliştirilecek her tür düşünce veriminin kağıt üzerinde daha kalıcı olduğunu düşünmek biraz yadırgatıcı olabilir. Bunu anlayışla karşılıyorum. Bir edebiyat eseri üzerine eleştiri geliştirirken okuma ve yazma eyleminin aynı anda gerçekleşmesi gerektiğine inanıyorum. Okumanın yalnız bırakılıp, anlık söze ve eksiltilmiş yazıya evrilen bir eleştiri yönteminin niteliği üzerine ayrıca düşünmek gerekiyor. Zihinsel tecrübenin anlık duygu, izlenim ve sözle örülmesi ve eleştiri formu kazanması ne dereceye kadar kalıcı iyi tartmak gerekiyor.

Bunu düşünürken, gençleri anlamaya çalışmanın, onlara bakmanın, imkan tanımanın bir şans değil gereklilik olduğunu unutmamak gerekiyor. Yerini aramak biraz da başkalarına bakmaktan dolayısı ile eleştirmekten geçiyor. Bu bir omuz atma kavgası değil varolma eylemine dönüştükçe de edebiyat ve düşünce gelişiyor. O sebepten ne olup bittiğini anlamak için gençlerin yaptıklarına odaklanmak gerekiyor.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.