Deli Dumrul’u kim durduracak?

Raşit Yıldırım

DELİ DUMRUL’UN RAKİP TANIMAYAN GÜCÜ (KAYNAK: DEDE KORKUT)

“Oğuz’da Deli Dumrul derlerdi bir er var idi. Bir kuru çayın üzerine bir köprü yaptırmıştı. Geçeninden otuz üç akçe alırdı, geçmeyenin de döve döve kırk akçe alırdı. Bunu niçin böyle ederdi? Onun için ki benden deli, benden güçlü er var mıdır ki çıksın benimle savaşsın der, benim erliğim, bahadırlığım, kahramanlığım, yiğitliğim Rum’a, Şam’a gitsin, ün salsın der idi.”

Kuru çay üzerine köprü yapılmasına gerek olmadığı halde, Dumrul buraya köprü yaptırdı. Zorbalık yaparak köprüden geçenlerden para alıyordu. Köprüden geçmek istemeyenlerden de eziyet ederek daha fazla para alıyordu. Böylece gücü dillere destan oldu. Öyle ki Rum ve Şam diyarı bile onun ününü duydu.

Deli Dumrul gücüne o kadar güveniyordu ki, bir yiğidin canını aldığını duyduğu Azrail’e meydan okudu. Azrail’le mücadele etmeye başladı. Nihayet Azrail’i yenemeyeceğini ve canından olacağını anlayınca Azrail’e seslendi:

“Beylikten usanmadım yiğitliğe doymadım, canımı alma Azrail medet!..”

Dumrul, beyliğe ve yiğitliğe doymamıştı. Ölecek olsa bile ölümünün bir yaratılan elinden değil, yaratıcı elinden olmasını istiyordu. “Benim canımı alacaksan sen al Azrail’e almağa bırakma” diye Allah’a yalvardı. Allah Azrail’e emretti:

“Canı yerine can bulsun, onun canı azat olsun”

Yiğitliğini sürdürmek isteyen Dumrul, kendi canına bedel olarak, annesinden ve babasından canlarını istedi. Ancak, annesi ve babası canlarını vermedi.

Deli Dumrul, insanların Firavunlaşma eğiliminin hikayesidir.

Deli Dumrul’da özetlenen Firavunlaşma eğiliminin özellikleri:

  • Gücü eline geçiren kişi herkesin kendi gücüne tabi olmasını, yiğitliğini kabul etmesini ister. Nefsini ilahlaştırır.
  • Gücünü şahsi menfaati ve şöhretinin yayılması için kullanır, köprüden geçenden otuzüç, geçmeyenden kırk akçe alır.
  • Rakip tanımaz. Potansiyel rakipleri (Azrail’i) yok etmeye çalışır.
  • Yönetmeye ve yiğitliğe doymaz, ölüm anında bile şanını düşünür.
  • Kendi canının ve yiğitliğinin devamı için, dünyaya gelmesine vesile olan ebeveynini bile feda eder.

Deli Dumrul, bir bakıma, yaşanılan sosyolojik ortamın beklenen bir sonucudur. Deli Dumrul’u var eden sosyolojik ortamın özellikleri şöyle özetlenebilir:

  • Deli Dumrul’un yaşadığı toplumda Dumrul’dan daha güçlü kimse yoktur.
  • Deli Dumrul’u kontrol edecek, halkın şikayetini ileteceği bir üst kurum yoktur.
  • Deli Dumrul’un gücünü dengeleyecek bir sosyal mekanizma yoktur.

DELİ DUMRUL’LAR İÇİMİZDE

Her insan Deli Dumrul olma özelliğini içinde taşır. Dünya yaşamında şeytan ve melek, kötülük ve iyilik iç içedir. Hiç birimiz şeytanın ve şeytanlaşma eğilimindeki nefsimizin etkisinden uzak değiliz. Gücü ele geçirdiğimizde, sahip olduğumuz gücü diğer insanlara karşı üstünlük kurmak için kullanabiliriz.

Unutmayalım, “güç yozlaşma eğilimlidir, mutlak güç ise mutlaka yozlaşır. “

GÜÇ ZEHİRLENMESİNİN PANZEHİRİ (*)

Kamusal alanda güç yozlaşmasını önlemenin bilinen en etkin yolu “kuvvetler ayrılığı” ilkesinin hakkıyla uygulanmasıdır. Karar yazarlarından Üstat Taha Akyol sık sık bu konuyu gündeme taşıyor (https://www.karar.com/yazarlar/taha-akyol/mazlumlar-zalim-olabilir-mi-1592525). Kuvvetler ayrılığı ilkesinin ve denge-denetim mekanizmalarının işletilmesi, güç zehirlenmesini tamamen yok etmese de toplumun tahrip olmasını önleyen bir sigorta gibidir.

Kamuda olduğu gibi özel şirketlerin yönetimlerinde de güç zehirlenmesi riski vardır. Özel şirketteki güç zehirlenmesini sadece üst yönetim için düşünmemeliyiz. Önemli olan yönetim pozisyonu değil, sahip olunan yetkilerdir. Bir işin yapılmasının her aşamasında bir tek kişinin yetkili olması güç zehirlenmesine yol açabilir. Örneğin bir satın alma memuru hiçbir sınır ve kontrole tabi olmadan alım yapma yetkisine sahip olursa güç zehirlenmesine muhatap olabilir.

Özel sektördeki güç zehirlenmesini önlemenin yolu “görevler yarılığı” ilkesinin uygulanmasıdır. Görevler ayrılığı ilkesi, bir görevin farklı aşamalarında farklı kişilerin rol almasını ifade eder.

Görevler ayrılığı ilkesini satın alma işlemi üzerinden somutlaştıralım: Satın alma talebini ihtiyacı olan birim açar. Alım işini satın alma birimi gerçekleştirir. Ürünü ambar teslim alır. Kayıtları muhasebe tutar. Ödemeleri finans yapar. Hesap mutabakatı ve stok kontrolünü muhasebe veya iç kontrol gerçekleştirir. İç Denetim birimi tüm işlemleri denetler. Sistematik otokontrol mekanizması yolsuzluk ihtimalini azaltır. Küçük işletmelerde, aynı mantıkla, aynı kişiye farklı sorumluluklar verilerek, daha basit çözümler üretilir.

Ayrıştırılması gereken görevlerin ayrıntılı listesi için (https://www.isaca.org/) adresine bakılabilir.

Günümüzde, kamu yönetimi, özel sektör ve sosyal yaşam ayrımı yapılmaksızın her alanı kuşatan önemli çözümlerden biri de sosyal otokontrol mekanizmalarıdır. Her toplumda, kötü uygulamaları önlemeye ve iyi uygulamaları teşvik etmeye gayret eden sosyal gruplar mutlaka olmalıdır. STK’lar ve basın bu sorumluluğun temel aktörleridir. İslami literatürdeki “emir bi’l ma’ruf nehiy ani’l münker” kadim ilkesi bunu ifade etmektedir. Demokrasilerde dördüncü kuvvet olarak adlandırılan “basın”dan bu alanda hizmet vermesi beklenir. Ancak, Türkiye dahil, İslam ülkelerinin hiç birinde bu ilkenin uygulanmadığını ve otokontrol mekanizmalarının işlemediğini de biliyoruz.

Güç zehirlenmesinin yaygınlaşmaması için, umarım, “kuvvetler ayrılığı”, “görevler ayrılığı” ve “emir bi’l ma’ruf nehiy ani’l münker” ilkelerinin önemini idrak eder ve hayata geçiririz.

(*) Yönetim bilimi açısından güç, otorite, güç zehirlenmesi hakkında bilgi almak isteyenler için:

https://www.rasityildirim.com/2022/04/14/yonetim-acisindan-guc-ve-otorite/

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (13)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.