Açık denizde hedefsiz ve pusulasız

Salih Cenap Baydar

Hiçbir dini inancı olmayanlar da dahil olmak üzere her insanın hayatını üzerine kurguladığı bir değerler sistemi var.

Hayatın karşımıza çıkarttığı hadiseler karşısında tutumumuzu, ahlaki pozisyonumuzu, neyi severek yapacağımızı, neyi istemesek de yapacağımızı, neye kesinlikle yanaşmayacağımızı, neye göz yumacağımızı ve neyin yapılmasına asla rıza göstermeyeceğimizi (yani kırmızı çizgilerimizi) bu değerler belirliyor.

Değerler sistemi insana, öncelikle ailesi ve yakın çevresi tarafından öğretilip kazandırılıyor.

Çocuklar zihinleri yeni yeni olgunlaşırken hemen en yakın çevrelerinde kimler varsa onların değerlerini benimseyiveriyorlar.

Bu, henüz gelişmekte olan çocuk zihni için çok normal, anlaşılabilir bir şey olsa da yetişkin kişiler için hiç sağlıklı değil! Çünkü yetişkin bir insan zihninin, büyüklerini taklit ederek öğrenen bir çocuk zihninin gelişmişlik seviyesini aşması, birtakım sorgulamalara girişmesi, bazı itirazlar geliştirmesi ve nihayet kendi yolunu belirlemesi gerekiyor. Birçok yetişkin, ferdi olarak varoluş sancısını çekmekten, yoğun bir zihinsel çaba göstermekten, zor sorgulamalarla, kararlarla yüzleşmekten kaçınıyor.

Uçsuz bucaksız bir okyanusta yol alan bir gemide dünyaya gelen bir çocuk tasavvur edelim.

Çocuk azıcık büyüyüp aklı erdiğinde gemideki büyüklerine “biz nereye gidiyoruz” diye soruyor ve diyelim ki “doğuya” cevabını alıyor ama denizde başka yönlere giden başka gemilerin olduğunu da fark ediyor. Büyüklerine bu gemiler nereye gidiyor diye sorduğunda büyükleri ona diğer gemilerin yanlış yönde olduğunu, o yönlere gitmenin ayıp, günah ya da yasak olduğunu, o istikametleri benimseyenleri çok büyük cezaların ya da felaketlerin beklediğini söylüyorlar.

Büyüyüp yetişkin bir insan olan çocuk, bir sabah uyandığında, gemisinin artık doğuya gitmediğini fark ediyor. Gemi sakinlerine bunu sorduğunda ona önce kaptanın ve mürettebatın asla doğru istikametten ayrılmayacağı, bir takım teknik zorunluluklar yüzünden bir manevra yapıldığı yalanı söyleniyor, zaman içinde doğru istikamete dönülmeyeceği kesinkes anlaşılınca da “asıl doğru yönün” geminin burnunu çevirdiği yeni yön olduğu ilan ediliyor.

Bu istikamet değişikliğini fark edebilen ferdin önünde dört yol var:

- Ya kendini eski istikametin yanlış, yenisinin doğru olduğuna, eski istikamete doğru yol almanın artık imkânsız olduğuna, gemidekilerin en doğru kararı verdiklerine inandıracak,

- Ya hayatını üzerine kurguladığı “değerler sisteminin” aslında pratik amaçlarla “kurgulanmış” bir yönetim enstrümanı olduğunu kabul edecek, zihin ve beden konforunu bozmamak için eskiden savunduğu değerleri unutacak, geminin yöneldiği her yeni istikameti -diğer gemi sakinleriyle birlikte- doğru istikamet belleyecek, dün sövdüğünü bugün övecek, dün ayıpladığını bugün yüceltecek, tutarsızlığının yüzüne vurulmaması için de dışarıdan bakanlarla temasını asgari seviyeye çekmeye çalışacak,

- Ya benimsemiş olduğu değerler sistemine sadakatini sürdürecek, doğru bellediği istikamette gitmeyi sürdürebilmek için o güne kadar yaşadığı -doğru yoldan sapmış- gemiden ayrılıp doğru istikamette giden başka bir gemi arayışına girecek,

- Ya da kendisine doğru diye belletilen de dahil olmak üzere bütün istikametlerin yalan olduğu, tüm değer sistemlerinin geçici birer kurgudan, pragmatik birer yalandan ibaret olduklarını, uğruna yaşamaya, çabalamaya layık hiçbir değerin mevcut olmadığı kanaatine varıp derin kederlere, depresyonlara düşecek, meyus olacak. Belki de artık böyle amaçsız, istikametsiz bir hayatı yaşamayı anlamsız bulacak.

Kafalarımız karışık. Birçok insanımızın zihninde tanrı, toplum, devlet, lider, menfaat ve güç kavramları aynı koltuğu paylaşıyor.

Bunun üzerine bir de bütün dünyayı kuşatan post modern zamanların akışkanlığı ekleniyor.

Bugünün çivisi çıkmış gibi görünen dünyasında artık pek çok insan -dile getirmese de- ahlak, ilke, istikamet gibi kavramların bağlayıcılığına inanmıyor.

Peki, açık denizde tamamen hedefsiz ve pusulasız seyretmek mümkün müdür?

Doğrusu bana pek mümkün görünmüyor…

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (20)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.