Çarpışan arabalara binmek için çarpışmamız şart mıdır?

Salih Cenap Baydar

Bir bayram akşam üzeri, bir baba, eşini ve iki küçük yavrusunu alıp lunaparka götürüyor.

Lunaparkın pırıl pırıl renkli ışıklarının, gümbür gümbür müziklerinin, kalabalığının adeta büyülediği çocuklar o oyuncaktan bu oyuncağa koşarken sıra çarpışan arabalara geliyor.

Baba, çarpışan arabaları çalıştıran jetonları almak için gişenin önünde uzayan kuyruğa giriyor.

Nihayet jetonları alan baba çocuklarıyla, çarpışan arabaların bulunduğu platforma yöneliyor. Pistin her yanı elinde jetonlarıyla bekleşen insanlarca dolu. Gişenin önündeki kuyruk gibi bir biniş kuyruğu yok.

Turun bittiğini ilan eden zil çaldığında pist adeta savaş alanına dönüyor. Birbirlerine omuz atarak, gözlerine kestirdikleri çarpışan arabalara koşan kimselerden hangisi daha hızlı ve güçlüyse binme hakkı onun oluyor.

İster istemez “arabaya önce sen ulaştın ben ulaştım” kavgaları yaşanıyor. Güya eğlenmeye gelen insanlar bu kurtlar sofrasında geriliyor. Hakaretler, içerlemeler, güç gösterileri, zorbalıklar, meydan okumalar, mağduriyetler, itilip kakılmalar birbirine karışıyor.


İki yavrunun gözü babalarının üzerinde. Kısa boyu ve çelimsiz vücuduyla, kendini birden bu “vahşi ormanda” bulan baba, sözlüye kaldırılmış talebeler misali endişeli.

Eşinin düştüğü çetin vaziyeti gören hanımı eşinden bir kat daha endişeli…

Zil sesi bir kez daha duyuluyor. Yeni tur başlıyor. Hızlı bir hamle ile kapıvermek lazım bir çarpışan arabayı. Ama ne mümkün! İri yarı bir adamın omuz darbesiyle kenara itilen baba yere kapaklanmaktan zor kurtuluyor.

Olsun... Sanki bekleyenler de azaldı gibi… Bir daha ki tura bineriz diye düşünüyorlar...

Fakat tur süresi bitmeden pistin kenarı yine kalabalıklaşıyor. Yeni gelenler, kendilerinden önce gelip bekleyenlere değil, atlayıvermeyi düşündükleri arabalara odaklanıyorlar.

Zil yeniden çalıyor. Ortalık bir kez daha karışıyor. Gözlerine kestirdikleri arabaya erişen bir çifte arabadaki ergen irisi daha epeyce inmeyeceğini söyleyip bir avuç jeton gösteriyor. Öte yanda, birisi bir arabanın direksiyonuna diğeri koltuğuna yapışmış iki koca adam ağız kavgası yapıyorlar. Zorla koltuğa kurulan, kavgayı kazanmış oluyor. Kaybeden, son derece sinirli bir ifadeyle tekrar kenara yöneliyor. Kıpırdayan dudaklarından dökülen sözler işitilmese de herkes iyi şeyler söylemediğini biliyor.
Bizim gariban babamız bu sefer piste kazasız belasız inse de bir arabaya ulaşmayı başaramıyor. Çocukların sabırları su kesiliyor. Baba kenara dönerken onlara moral vermeye çalışıyor: “Bu sefer de olmadı ama inşallah bir daha ki sefere kesin biniyoruz!..”

Hanımın huzursuzluğu iyice artıyor. Kafasında sorular uçuşuyor: Neden böyle olmak zorunda? Binişler için de bir sıra ve turnikeler olamaz mıydı? Piste yanlardan girişi önleyecek demirler yapılamaz mıydı? Ya çarpışan arabalara hiç binemezlerse? Ya baba çocuklarına mahcup olur, eşinin önünde küçük düşerse?.. Çarpışan araba jetonları başka yerde de geçmiyor. Boşuna mı verdiler onca parayı?..

Bu, gündelik hayatımızda benzer örneklerine kolayca şahit olabileceğimiz üzücü hikâyeyi devam ettirmeyeceğim.
Sınırlı kaynakların âdil şekilde paylaşımını sağlama konusundaki kötü performansımız, hayatımızın hemen her köşesinde bu örnekteki gibi tezahür ediyor.

Özellikle kamu kaynaklarının adilane paylaşımı için ahlaki, içtimai ve netice itibarıyla hukuki düzenlemelere ihtiyaç var.

O düzenlemeleri, sadece kendi bencil çıkarlarına odaklanan, başkalarının uğradığı haksızlıkları, mağduriyetleri hiç umursamayan ortalama insanımızın yapamayacağı aşikâr.

Ancak empati kabiliyetleri, hak, adâlet kavrayışları gelişmiş, medeni, kendi bencil çıkarlarını değil evrensel adalet ve ahlak ilkelerini önceleyen, herkesin hakkını garanti altına alan sistemler kurma ve işletme becerilerine sahip, seçkin kimselerden beklenebilecek bir şey bu.

Böyle kimseleri aramak, bulmak, desteklemek, etkili ve yetkili olacakları pozisyonlara getirmek herkesin hayrınadır.

Bunu yapmadığımız sürece çarpışan arabalara “başkalarıyla çarpışmadan” binebilmemiz mümkün görünmüyor.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (8)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.