İnatçı domino taşları

Salih Cenap Baydar
Tarım toplumu safhasından sanayi toplumu safhasına geçen ülkeler, kaçınılmaz olarak bir dizi köklü değişimi tecrübe ederler.

Tıpkı ardı ardına dizili domino taşlarının ilki devrildiğinde sıradakilerin de teker teker devrilmesi gibi, toplumsal hayattaki her değişiklik başka değişiklikleri tetikler.

Geleneksel tarım toplumunda hemen herkes tarlada çalışmak, hayvanlara bakmak gibi birbirine benzer, belli bir uzmanlık gerektirmeyen işlerle uğraşır. İnsanlar, birlikte iş yapabilmek için ihtiyaç duydukları güven duygusunu önce aile yakınlığında, kan bağında, sonra aynı küçük yerde yaşamanın verdiği aşinalıkta, tanışıklıkta ve nihayet benzer inançları benzer hayat tarzlarını benimsemiş olmakta ararlar.

Devir değişince geçimini artık tarım işçiliğinden, ekip biçmekten, hayvancılıktan sağlayamaz hale gelenler, sanayi ya da hizmet sektöründe iş bulabilmek ümidiyle, fabrikaların, yeni iş alanlarının, yeni ekmek kapılarının bulunduğu şehirlere göç etmeye başlarlar.

Kırsaldan şehre göç neticesinde şehirlerin nüfusu arttıkça iş bulmak zorlaşır. Çünkü köylerden gelen kişilerin hemen hepsi aynı niteliklere sahiptir ve aynı işlere taliptir. Şehrin besleyebileceği, “kalifiye olmayan işçi” sayısı sınırlıdır.

İş bularak hayata tutunma, sınırlı kaynaklardan pay alma mücadelesi, insanları uzmanlaşmaya iter. Çünkü mesela iş makinesi kullanabilen bir inşaat işçisi, dikiş makinelerinde çalışabilen bir tekstil işçisi, yahut becerikli bir kaporta ustası diğerlerine nazaran daha kolay iş bulabilir.

Bu uzmanlaşma mecburiyeti, asırlardır sürdürülen geleneksel “iş bölümü” ve “toplumsal dayanışma” şekillerinin değişmesine yol açar.

Kalabalık şehirlerde, daha önce hiç tanışılmamış, huyu suyu bilinmeyen kimselerle birlikte çalışma mecburiyeti hasıl olur.

İnsanlar artık akrabalarıyla, köylüleriyle, kendi cemaatlerinden, tarikatlarından birileriyle değil, farklı yörelerden şehre gelmiş, etnik kökeni, mezhebi hatta dini farklı kimselerle, kendilerinkinden tamamen farklı değerleri, farklı alışkanlıkları olan yabancılarla aynı birimlerde görev yapmak, aynı apartmanda oturmak, aynı otobüste işe gidip gelmek durumundadırlar.

Birlikte iş yapmak için ihtiyaç duyulan “güven” artık başka şekilde temin edilmek zorundadır.

İşte kurallar, sözleşmeler, standartlar bu safhada büyük önem kazanır.

Sözleşme olabilmesi için “sözün” taraflar için aynı anlamı ve ağırlığı taşıması gerekir. Bunun için de kullanılan dil başta olmak üzere her konuda çok iyi tanımlanmış standartlara ihtiyaç doğar.

Hak, hürriyet, sorumluluk, şart, ceza gibi kavramlardan tüm taraflar aynı şeyi anlamalıdır.

Kanunlar, kurallar, sözleşmeler, birbirinden bağımsız, birbirine benzemeyen yabancılardan müteşekkil bu kitlenin her ferdini “bağlayan”, “bir arada tutan” yeni tutkal olacaktır. Bunları ihlal eden herkesi derhal ve kim olduklarına bakmaksızın cezalandırabilen bir adalet mekanizmasının varlığı yeni bir toplumsal düzenin kurulması için şarttır.

Bizim modernleşme maceramız bu tabii akış içinde gerçekleşmedi. Düşmesi gereken bazı domino taşları ayakta kaldı.

Toplumsal genlerimize yerleşmiş kolektivizm, bireyin kendi riskleri ile yüzleşip kendi mücadelesini vererek özgürleşmesine müsaade etmedi.

20. asrın başlarında yöneticilerimiz, bir geç kalmışlık telaşı içinde “formu fonksiyonun önüne” koyarak modernleşme sürecimizi hızlandırmak istediler. İşe yaramadı.

İnsanımızı sürekli huzursuz eden yenilmişlik hissi, yöneticilerin ideolojik zorbalıklarına, iktisadi sahadaki beceriksizliklerine ve toplumu zorla modernleştirme çabalarına karşı tepkilerle birleşince ortaya çıkan toplumsal enerjiden güç devşiren kasaba politikacıları, şehirlere göç eden bireylere, oyları karşılığında “uzmanlaşmadan” hayatta kalmanın “kestirme” yollarını sundular.

Yakamızı kurtaramadığımız nepotizm, uzmanlaşmaya, standardizasyona ve güçlü adalet mekanizmalarının kurulmasına mâni oldu. Bir ahbap çavuş kapitalizmi (crony capitalism) kurduk.

Yine bir krizle karşı karşıyayız. Bakalım bugüne kadar düşmeyen o domino taşları bu sefer de ayakta kalabilecekler mi...

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (5)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.