Korkacak bir şey yok, korkulardan başka

Salih Cenap Baydar

Önceki yazımızda romancı William Golding’in meşhur romanı Sineklerin Tanrısı’nda anlattığı, hayatta kalma endişesi ile vahşilere dönüşen çocuklardan bahsetmiş, Amerikalı psikiyatr Paul D. MacLean’in üç katmanlı beyin teorisinde geçen “ilkel beyin” katmanı ile vahşileşen çocukların davranış kalıpları arasında bir irtibat kurmuştuk.

“İlkel beyin” öylesine güçlü ki, gelişimini tamamlamış yetişkin beyni bile yeterince ajite edilip hayati bir tehlikede olduğuna inandırılabilirse “Sineklerin Tanrısı’na” teslim olabiliyor.

İnsan toplulukları, hayatta kalma endişesine kapıldıkları zaman, fiziksel arzularının tatmini ve korkularının izalesinin ötesindeki medeniyet ufkunu kaybedip ilkelleşebiliyorlar. Paul MacLean’in tarifini yaptığı ilkel beyin (r-complex) insan davranışını belirler hale geliyor.

Sineklerin Tanrısı’nın kontrolü ele aldığı böylesi dönemlerde, duygusal ve bilişsel çıpa vazifesi görecek, zıvanadan çıkan toplulukların ayaklarını yere bastıracak, bilge kanaat önderlerinin varlığından mahrum topluluklar, tamiri mümkün olmayan hasarlara sebep oluyor, korkunç cinayetler işleyebiliyorlar. Bu cinnet hali, hemen her seferinde, tıpkı Golding’in romanında anlattığı gibi her şeyi tahrip eden bir felaketle sonuçlanıyor.

Nazi Almanya’sında, Ruanda’da, Bosna’da, Myanmar’da milyonlarca insanın katledilmesiyle neticelenen hadiselerin arkasında işte böyle cinnet halleri var.

İnsanlar kendilerine empoze edilen korkuları, endişeleri önce “farkındalık” zannediyorlar. Her köşede bir “öcü”, her gelişmenin arkasında bir “düşman”, her yeni gündemin ardında bir “ihanet” arayıp bulmaya başlıyorlar.

Bu şizofrenik hal öyle bir noktaya varıyor ki, ölesiye korkutulmuş, ajite edilmiş kitleler, linç için, katliam için sokaklara dökülüyorlar. Korktukları ölçüde zalimleşen güruh, bir sel gibi her şeyi önüne katıp sürüklüyor. Normalde karınca incitmeyecek kimseler, ölmemek için öldürmeye, aç kalmamak için çalıp çırpmaya başlıyorlar. Ahlâki ve hukuki barajlar bir kez aşıldı mı geri dönüşü olmayan bir yola girilmiş oluyor. Bu insanlar için acımasızca öldürdükleri yahut hakkına tecavüz ettikleri ilk kişi ile yüzüncü kişi arasında bir fark kalmıyor çünkü.

***

Son zamanlarda, maalesef güzel ülkemizde de hayatta kalma endişelerinden beslenen gerilimlerin arttığına şahit oluyoruz. Sosyal medya da korkuların bir yangın gibi yayılmasına zemin sağlıyor.

Sineklerin tanrısına, şeytanların prensine, içimizde saklanan karanlığa davetiye çıkartıyoruz adeta.

Birçok insanımız ciddi ciddi, dört bir yanımızın bize saldırmak üzere sınırlarımıza mühimmat yığan düşmanlarla sarılı olduğuna, bir Haçlı seferi ile karşı karşıya olduğumuza inanıyor.

Komşularının, iş arkadaşlarının kendisini kesmek için kuytularda bıçaklarını bilediğinden kuşkulananlar var.

Ülkemizi zayıf düşürmek, fakirleştirmek isteyen, sürekli sabotaj peşinde, sinsi “iç düşmanların” varlığına kani, hatırı sayılır sayıda kişi mevcut. Ve bu kişilerin zihninden “neden böyle yapsınlar ki” sorusu hiç geçmiyor. Çünkü ilkel beyin düşünmüyor, davranışları içgüdüsel tepkilere indirgiyor.

Siyasi görüşlerini, inançlarını benimsemeyenleri “vatan haini”, “gafil”, “münafık”, “düşmanın casusu” gibi yaftalarla anmaya başlayanlar, içlerinde -kendi psikolojik dengelerini de alt üst eden- anlamsız kinler büyütüyorlar.

Komplo teorileri ve yine aslında temelsiz korkuları kışkırtmak için üretilmiş sayısız propaganda metni, toplumsal barışın temellerine yerleştirilen bombalara benziyor. Sosyal medyanın tahrip gücünü arttırdığı bombalar…

Bu bombaları etkisiz hale getirmemiz lazım.

Bu tür korkuların marazi (şizofrenik) korkular olduğunu anlamalıyız.

Bu ülkeyi gerçekten seviyorsak kardeşliği, merhameti, hakka-hukuka riayeti ve empatiyi öne çıkartmalıyız, düşmanlığı, kini, çatışmayı değil!

İstiklal marşı şairimizin dediği gibi “bu şafaklarda yüzen al sancağın sönmesinden” korkmamalıyız. Bizi bununla korkutanlara itibar etmemeliyiz. Zira korkular üzerine ne toplumsal düzen inşa edilebilir ne de medeniyet.

Bayramınız mübarek olsun…

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (5)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.