“Yapma” devrinden “Olma” devrine dönüş

Salih Cenap Baydar

Modern çağın düşünürleri doğrusal bir ilerleme ve gelişmeye inanıyorlardı.

Her yeni gün, bir öncekine nazaran daha bilgili, daha mantıklı, daha müreffeh, daha ilerlemiş olacağımızı düşünüyorlardı.

Doğrusu erken modern dönem sayılan on yedinci ve on sekizinci asırlarda nispeten yavaş başlayan gelişmeler, on dokuzuncu ve yirminci asırlarda bu inancı açıkça destekleyecek şekilde hızlandı.

Modernitenin bize armağanlarından birkaçına örnek verelim:

Buharlı gemilerin, elektriğin, ampulün, motorun, pastörizasyonun, plastiğin keşfi. Bisiklet, otomobil, tren, uçak, telgraf, telefon, radyo, televizyon, radar gibi araçların geliştirilmesi. Çocuk felci, kuduz, tifo, kolera, veba aşılarının bulunması. Hafta sonunun tatil olması, çalışma saatlerinin sınırlandırılması, köleciliğin/çocuk işçiliğinin suç sayılır hale gelmesi, kuvvetler ayrılığı prensibinin benimsenmesi ve dördüncü kuvvet olarak gazetecilik mesleğinin tanınması, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, uzaya çıkılması, Mars’a uydu gönderilmesi, bilgisayar, internet ve akıllı telefonlar...

Bu baş döndürücü gelişmelere bakıp insan hayatının gün be gün iyileşmediğini söylemek zor.

Bu süreçte olumsuzluklar da oldu elbette. Büyük acılar yaşandı. İki dünya savaşında on milyonlarca insan hayatını kaybetti. Kitle imha silahları da bilimsel ve teknolojik gelişmelerin ürünüydü.

Ama her şeye rağmen dünya adım adım daha güvenli bir yer haline geldi. İnsanın insana uyguladığı şiddet yüzünden hayatını kaybedenlerin sayısı tarihte hiç olmadığı kadar azaldı.

Son üç-dört asırdır insanlık durmadan ilerliyor. Sanki böyle ilerlemeye de devam edecekmiş gibi duruyor.

Fakat biraz geri çekilip, tarihe azıcık uzaktan bakmaya çalıştığımızda bizi farklı bir manzara karşılıyor.

Üç dört asır bize çok uzun gelse de tüm insanlık tarihi göz önüne alındığında pek mühim bir süre sayılmaz.

Tarihe genel olarak baktığımızda kesintisiz bir ilerlemeden bahsetmemiz mümkün değil. Daha çok “osilasyonlar” yani iniş çıkışlar var.

Medeniyetler -tıpkı insanlar gibi- doğup gelişiyor ama bir noktada zirveye ulaştıktan sonra gerilemeye başlıyor, nihayet ihtiyarlayıp yok oluyorlar. İlerleme bir müddet sonra yerini gerilemeye ve çöküşe bırakıyor.

Belki insanlık yine böyle bir dönüm noktasında olabilir.

Modernitenin ortalama insanın hayatında değiştirdiği önemli şeylerden biri “olmanın” yerine “yapmayı” ikame etmek olmuştu.

Modern öncesi dönemde insanlar bir şeyler “yapmaktan” çok bir şeyler “olmayı” önemsiyorlardı.

Asil ya da avam tabakasından olmak, şehirli ya da köylü olmak, Müslüman ya da Hristiyan olmak, bilge ya da hırsız olmak, kurnaz ya da saf olmak, güçlü ya da zayıf olmak, akıllı ya da ahmak olmak, hür ya da köle olmak hayatın belirleyicisiydi ve ne olduğunuzu değiştirme şansınız çok azdı. Çoğu zaman, ne olarak doğduysanız o olarak ölürdünüz.

Modernite insanları, akıllarını kullanmaya cesaret ederek bir şeyler “yapmaya”, hayatlarının direksiyonuna geçip birer aktör, birer özne olmaya, yapıp ettikleriyle “oldukları şeyi” değiştirmeye davet etti.

Şimdi yaşadığımız post modern dönem, yine bir dönüşe sahnelik ediyor. Bir şeyler yapma ümitleri ve ihtimalleri gittikçe azalan, “yapmaktan” ya da yapmaya çabalamaktan yorulan insanlar yeniden “olma” arayışlarına giriyor.

Varlıklarını yapıp ettikleriyle değil oldukları şeyle tanımlamak isteyenlerin, sadece belli bir dinden ya da milletten oldukları için, falan ırktan, filan aşiretten, feşmekan aileden oldukları için, o cemaatten, bu şehirden, şu partiden oldukları için kabul görmek, sosyal hayata kimlikleriyle katılmak isteyenlerin sayısı giderek artıyor.

Bu insanlar için bir makamda “olmak”, dişe dokunur bir şey “yapmaktan” daha önemli.

Çünkü “yapmakzor. Giderek de daha zorlaşıyor.

Yapmak için çok bilmek, çok emek sarf etmek, çok çırpınmak, mücadele vermek gerekiyor.

Ama “olmak” için çabaya gerek yok. Beklemek, doğru zamanda, doğru yerde bulunmak yetiyor.

İnsanlar da kolay olana yöneliyorlar.

Bu yaşananlar insanlık tarihinde önemli bir regresyon gibi görünüyor. Yani geri gidiş. Belki de kaçınılmaz bir durum…

Öyle olup olmadığını zaman gösterecek.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (4)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.