Birtakım düşünceler

Şule Demirtaş

İnandığımız, kıymet verdiğimiz değerler üzerine yazarız. Karşı durduğumuz ve rahatsızlık duyduğumuz olaylar hakkında yazarız. En azından duruşu birilerinin âli makamlarını daha da sağlamlaştırmak, yan etki olarak da kendi menfaatlerini yüceltmek olmayan yazarlar için durum böyledir.

Hakikati savunmakla kendi hakikatini savunmak farklı kavramlardır. Diğer insanların davranışlarını ve davranışlarının nedenleri hakkında fikir yürütürken bile hemen herkesin her durumda kendisine ait önyargıları vardır. Bu önyargılar kendi sahipliklerimiz için de geçerli olabilir. Fikirlerimiz, doğruluğu tescilli argümanlar olsa da onları ifade ediş şeklimiz aslında etkisini belirleyen en önemli noktadır.

İnsanlar kendi fikirlerinin, savunduğu kimselerin, savunduğu argümanların özelliklerinin rasyonel olduğuna inanır. Başkalarının da kendisiyle aynı fikirde olması, yazdıklarını paylaşması ve alkışlaması onları motive eder. Zira orda tutkuyla yaşanan haz “haklı çıkmak” olgusudur. Savunuldukça haklı çıkmak, güruh oluşturdukça haklı çıkmak, “sadece ben mi böyle düşünüyorum, hayır, yalnız değilim” düşüncesiyle haklı çıkmak... Bunlar motivasyonu arttıran ve yazma tutkusunu devam ettiren düşüncelerdir.

Tabi bu süreç bir süre sonra tutkusu durdurulamayan bir evreye doğru ilerliyor ve insanların basit davranışlarından, olağandan farklı bir hareketinden tutum veya kişilik çıkarımları yapmaya kadar ilerliyor. Buna zan da diyebiliriz. Kendi bulunduğu konumda olmadığını düşündüğü insan hakkında doğruluğuna inanılan büyük çıkarımlar yapma hali.

“Zannın çoğundan sakının”

Zanla bitmiyor. Kişinin diğerine “sen böyle yapmıyorsun, düşünmüyorsun, yazmıyorsun” gibi eğilimli yargılarda bulunması daha üst pozisyonda bir haklılık payına çıkmak için bir araç. Başkalarının davranışlarını yetersiz bularak kendisini daha kallavi bir haklılık temsilcisi olarak kabul etmek sanıldığı kadar masum bir evre de değildir. Sonrası çıkılan daha doğrusu çıktığı sanılan o bir üst aşamadan aşağıdaki insana, az önce aynı noktada bulunduğu o insana kızmak, hakaret etmek, kendisi kadar ulvi bulmamak noktasıdır. İşte bu yer çok kötü bir yer.

Sosyal medyanın handikaplarından en büyüğü gerçeği flulaştırması. Gündemin içinden çıkamamak, nefes alacak bir alan bulamamak. Her şeyden haberdar olma durumu. Duyarlılık mı artıyor duyarsızlık mı? Bunu da henüz çözemedim… Yine de doğrularımızda ısrar etmeye devam. Kimseyi bile isteye kırmadan, incitmeden…

***

Ayasofya ile ilgili yazdığım yazı büyük bir infial yaratmıştı. Maksadı sadece mabedin önemine dikkat çekmek ve en etkili şekilde korunmasının elzem olduğunu vurgulamak olan yazım bayağı bir linç unsuru olmuştu. Bu pek önemli değil. Yarattığı farkındalıktan oldukça memnunum.

Yakın tarihteki İran seyahatimde hiçbir tarihi yapıya ücretsiz girememiştim. Kendi vatandaşları ise ücretten muaftı. Bu asgari düzeyde olması gereken; hem eseri korumak için gereken maddi gücü elde edebilmek hem de ziyaretçi sirkülasyonunu azaltmak için.

Yapılan restorasyonla alakalı görüntüler ne kadar göz tırmalasa da eseri korumaya yönelik bir farkındalık oluşması manidar. İnşallah herkes için en tatmin edici sonuca doğru gidilir ve dünyanın en güzel yapısı, gözümüzün bebeği en iyi şekilde korunur.

***

Uzaya Astronot yollamamız güzel bir hamle fakat zamanlaması da öyle mi bilemiyorum. Zira ekonomik tablonun fecaati gözlerimizin önünden film şeridi gibi de geçmiyor; bizzat başroldeyiz. Durdurulamayan döviz kurları, dini inanç hassasiyetleriyle övünenlerin ülkesinde rekor faiz düzeylerinde seyir almamız, insanların maaşlarının yanan bir mum gibi erimesi güzelliklerin önünde de perde.

Ülke ekonomik anlamda çok refah günler de yaşadı bu iktidarın elinde. O zaman dilimlerinde bu el uzaydan sallansaydı çok mutlu olabilirdik fakat Filistin’de insanların açlıktan ölmeye başladığını duyduğumuz, kendi ülkemizde de enflasyonun gölgesinde sıkıntı içinde yaşayan vatandaşlar olduğunu bildiğimiz dönemde bu olay kalbimizde ne kadar makes buldu bilemiyorum.

***

Birleşmiş Milletler, savaşın Gazze’de yaşayan 2,3 milyon kişinin yüzde 85’ini yerinden ettiğini ve bunların dörtte birinin açlıktan öldüğünü, Filistin Sağlık Bakanlığı da savaşın başlamasından bu yana Gazze’de 25.000’den fazla insanın öldürüldüğünü, 62.000’den fazla kişinin yaralandığını ve binlerce çocuğun kaybolduğunu veya öldüğünü söylüyor.

Böyle acı dolu günlerin içinde başka bir şeye üzülmek abes, bir şeye de sevinmek ayıptır. Artık söylemekten usandık fakat sessizlikten daha beter usandık. Gitgide sessizleşen diplomasiler, hiç de azalmayan savaş temposu, palyatif çözümler.

Gerçekten hesabın çetin olduğu o günde bazılarımızın hesabı muhakkak daha çetindir. Allah bizi bu çaresiz iklimden çekip çıkarsın.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (8)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.