Budayıcıoğlu ile İlber Ortaylı arasındaki 'Kırmızı Oda' tartışması büyüyor! Öyle bir cevap verdi ki Ortaylı küplere binecek

Ünlü tarihçi İlber Ortaylı, geçtiğimiz günlerde isim vermeden İstanbullu Gelin, Doğduğun Ev Kaderindir, Kırmızı Oda, Masumlar Apartmanı, Camdaki Kız, Terzi, Kral Kaybederse ve Kardeş dizilerine ilham kaynağı olan ünlü psikiyatrist Gülseren Budayıcıoğlu'nu hedef almıştı. Budayıcıoğlu da isim vermeden İlber Ortaylı'ya sert bir yanıt verdi. Budayıcıoğlu'nun yanıtı sonrasında gözler İlber Ortaylı'ya çevrildi.

Ünlü psikiyatr, yazar ve sunucu Gülseren Budayıcıoğlu, ünlü tarihçi İlber Ortaylı'nın kendisi hakkındaki sözlerine ateş püskürdü.

Ünlü tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı geçtiğimiz günlerde Kafa Dergisi'nin Youtube kanalı olan KAFA TV'de yayınlanan 'İlber Ortaylı Cahille Sohbeti Kestim' programına katılarak gazeteci Candaş Tolga Işık'ın sorularını yanıtlamış ve son dönemde yazdığı romanlarla İstanbullu Gelin, Doğduğun Ev Kaderindir, Kırmızı Oda, Masumlar Apartmanı, Camdaki Kız, Terzi, Kral Kaybederse ve Kardeş dizilerine ilham kaynağı olan ünlü psikiyatrist Gülseren Budayıcıoğlu'nu isim vermeden hedef almıştı.

"MİLLET HASTA DOSYALARIYLA SENARYO YAZIYOR"

Gülseren Budayıcıoğlu'nun hastalarının hikayelerini dizi haline getirdiğini vurgulayan ünlü tarihçi, bu yapılanın doğruluğunun doktorlar tarafından sorgulanması gerektiğini belirterek "Merhum Engin Geçtan vardı bence çok okuyan çok bilen bir adamdı. Çok önemli bir vasfı daha vardı; hastası hastasıydı. Hipokrat yemini vardı, dosyası kendisindeydi. Kimse bilmezdi yakını bile. Şimdi öyle günlere geldik ki millet hasta dosyalarıyla senaryo yazıyor. Bu ne kadar doğru ben bilmem, meslektaşları bunu sormalı. Anlayan anlıyor" demişti.

İLBER ORTAYLI'YA SERT YANIT

Ünlü psikiyatr, yazar ve sunucu Gülseren Budayıcıoğlu, ünlü tarihçi İlber Ortaylı'nın bu açıklamalarına Hürriyet gazetesindeki köşesinden sert bir dille yanıt vererek 'Üzülüyorum' dedi.

İsim vermeden İlber Ortaylı'ya yanıt veren Budayıcıoğlu, 'Gönül işi' yaptığını vurgulayarak aslında bir tıp doktoru olduğunu kaydederken kendisine yöneltilene eleştiriler karşısında üzüntü duyduğunu açıkladı.

Yazdığı kitapları Amerikalı ünlü psikiyatrist Irvin Yalom’un kitaplarını okuduktan sonra yazmaya karar verdiği söyleyen Budayıcıoğlu, bu tür kitapların tüm dünyada yazıldığını belirtti. Budayıcıoğlu'nun açıklamaları sonrasında gözler İlber Ortaylı'ya çevrildi.

Kitaplarından uyarlanan dizilerin reytingleri arttıkça içinin içine sığmadığını dile getiren Budayıcıoğlu, 'hastalarının sırrını ifşa ediyor' eleştirilerine sert çıkarak şunları söyledi:

"RUHSAL sıkıntıları, sorunları ve hastalıkları konu alan kitaplar yazmasaydım, ben yazsam bile sizler okumasaydınız, ben yine kendi halimde yaşayıp gidecektim. Ancak öyle bile olsa, biliyorum ki hastalarım beni unutmayacaktı, gönüllerinde bana her zaman yer vereceklerdi. Çünkü psikiyatri biraz da gönül işi...

BEN ASLINDA BİR TIP DOKTORUYUM

Son yıllarda okur sayım arttıkça, üstelik kitaplardan bazıları da televizyonlarda dizi olunca bizim insanımız beni daha çok tanır oldu. Önceleri buna çok sevindim çünkü o kitapları yazarken, televizyon dizilerinin yapımında aktif olarak çalışırken, amacım hep bizim insanımıza biraz daha yakın olabilmek, onları ruhsal açıdan kendileriyle barıştırabilmek, sorunlarına ışık tutabilmek, uzaktan da olsa ruhlarına biraz olsun sevgiyle dokunabilmekti. Belki de daha önemlisi bizim insanımızı psikiyatriyle tanıştırabilmekti.

Ben aslında bir tıp doktoruyum. Altı yıllık tıp fakültesi eğitiminden sonra, beş yıl da psikiyatri ihtisası yaptım. Yazarlığım, 2004 yılında, hastalarımın bana çok yakından tanıttığı ülkemizin konuşulmayan, üstü kapatılan gerçeklerini öğrenmem, bizim insanımızın psikiyatriden yardım almaya ne kadar çok ihtiyacı olduğunu keşfetmemle başladı.

DAHA ÇOK YAZASIM GELDİ

Sevgili okuyucularım ve izleyicilerim bu konuda bana öyle güzel mesajlar ve mektuplar yazdılar ki, bu öğrendikleriyle hayatlarını nasıl değiştirebildiklerini öyle güzel anlattılar ki, bana moral oldular, daha çok yazasım, daha çok çalışasım geldi.

Ancak... Zamanla sizi tanıyan ya da tanımayan pek çok kişi sizinle ilgili bir şeyler yazıyor ya da söylüyor. Kimi sizi göklere çıkarıyor kimi de yerin dibine batırıyor. Güzel olanları görmek, okumak çok güzel de tersine bir türlü alışamadım.

KİMSENİN SIRRINI ASLA İFŞA ETMEDİM

Son olarak hasta dosyalarından senaryo yazdığım, Hipokrat yeminimi unuttuğum, bunu sırf bol para kazanmak için yaptığım, bana gelen hastaların sırlarını ifşa ettiğim, doktor bile olmadığım, dört yıllık psikoloji mezunu olduğum, etik olmayan şeyler yaptığım şeklinde medyadaki haberleri görünce çok üzüldüm doğrusu.

Bu güne kadar hastalarıma hep zevkle, çok özenerek hizmet ettim. Türkiye coğrafyasında yaşayan hemen her kesimden insanın doktoru oldum ve bununla hep gurur duydum. Yıllarca bazen yüz yüze, bazen telefon görüşmeleriyle izledim onları. Belki psikiyatrik yardım aldığını çevresine söylememiştir diye, yıllardır bana gelen insanları yolda gördüm, restoranda gördüm, onlar selam vermedikçe selam vermedim.

Kimsenin sırrını asla ifşa etmedim. Hasta dosyalarının başkaları tarafından görülmemesi, okunmaması için azami dikkat sarf ettim. Gerçek hikâyeleri, onları kimsenin tanımayacağı şekle getirip öyle yazdım. Buna çok özen gösterdim. Önemli olan hikâyenin özüydü, verdiği mesajdı, bunu kimin yaşadığı önemli değildi zaten ama yaşananlar gerçekti. Bugüne kadar tek bir hastam bundan rahatsız olmadığı gibi, bana o kadar çok güvendiler ki, yazdığıma değil, en çok yazmadığıma kızdılar.

TÜM DÜNYADA YAZILIYOR

Bu kitapları, ülkemizde de çok okunan Amerikalı ünlü psikiyatrist Irvin Yalom’un kitaplarını okuduktan sonra yazmaya karar verdim. Irvin Yalom, kendi insanlarının hikâyelerini, kendi odasındaki terapi seanslarını yazmıştı o kitaplarda, ben de çok beğenerek okumuştum. “Keşke biri de bizim insanımızı, onun ruh halini ve sorunlarını yazsa” dedim. Acaba o ben olabilir miydim? Bu güne kadar hiç kitap yazmamıştım ki...

KAÇ GÜN UYKUSUZ KALDIM BİLİYOR MUSUNUZ?

“Ha gayret, uğraş, çalış, belki sen de yazabilirsin” dedim kendime. Bizim insanımızın da bunları anlamaya çok ihtiyacı olduğunu, uzun, çok uzun yıllar içinde öğrenmiştim zaten.

O ilk kitabı yazabilmek için kaç yıl uğraştım, gündüzleri çalıştığım için kaç günler, aylar, yıllar uykusuz kaldım, biliyor musunuz? Hiç tıbbi terim kullanmadan, tamamen soyut bir tıp dalında, herkesin okuyabileceği, okuyunca anlayabileceği bir kitap kaleme alabilmek gerçekten kolay olmadı.

50 YILDIR DOKTORUM

Üstelik bu kadar tecrübesiz bir yazarın yazdıklarını insanların okuyacağından da hiç ümidim yoktu ama okudular. Onlar okudukça ben daha çok yazdım ve artık insanımıza sevgiyle dokunabilmek, bilmediklerini bildirmek, öğrenmediklerini öğretmek, anlamadıklarını anlatmak benim yaşam amacım haline geldi.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1972 yılında mezun olduğuma göre, tam 50 yıldır doktorum, Hacettepe Üniversitesi’nden 1977 yılında uzmanlığımı aldığıma göre tam 45 yıldır psikiyatristim. Önce tek tek hasta bakarak, sonra ruhsal sorunları konu eden hikâyeler, romanlar yazarak, şimdilerde ise konuşarak, anlatarak, hikâyelerimden uyarlanan televizyon dizilerinin senaryo danışmanlığını yaparak, Hürriyet gazetesinde köşe yazıları yazarak halkımıza hizmet etmeye devam ediyorum.

KIRMIZI ODAMDAKİ KOLTUĞA...

Önceleri tek tek insanlar otururdu benim kırmızı odamdaki koltuğa. Her hastam gülümsemeye başladığında, denizden bir kum tanesi daha çıktı derdim. Şimdi odam çok genişledi, koltuklar çoğaldı ve her birine, çok sevdiğim, sevgisine, merhametine, yardımseverliğine hayranlık duyduğum, bizim insanlarımız oturuyor. Ve ben, onlara hizmet etmekten gerçekten gurur duyuyorum.

Kitaplarım daha çok okundukça, hikâyelerimden televizyonlara uyarlanan dizilerin reytingleri arttıkça, okuyanlardan ve izleyenlerden gelen birbirinden güzel, birbirinden duygulu, çok samimi mesajları gördükçe sevinçten içim içime sığmıyor. “Aferin Gülseren” diyorum kendime, daha çok çalış, daha çok yaz... Yaz ki denizden çıkan kum taneleri zamanla öyle çoğalsın ki kocaman tepeler olsun.

İşte bazen de Sevgili Sezen Aksu’nun: “Her şeyin bedeli var, güzelliğinin de... Bir gün gelir ödenir, öde Firuze...” şarkısı aklıma geliveriyor.

“En çok acıtan taş, en yakın sandıklarından, en sevdiklerinden geliyormuş...” diyorum içimden. Üzülüyorum..."

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (3)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

İlgili Haberler

Kırmızı Oda'ya açılan intihal davasında karar
İlber Ortaylı-Gülseren Buğdaycıoğlu tartışmasıyla gündeme gelmişti! 'Yalı Çapkını' hakkında ortaya çıkan detay herkesi şaşırttı

Hayat Haberleri