İsrail sokaklarında beliren ve üzerinde ABD ile İsrail bayraklarının yan yana durduğu "Birlikte kazanacağız" yazılı dev panolar, Orta Doğu'yu kan gölüne çeviren yeni bir askeri dönemin ilanı niteliğinde. İngiliz Financial Times'ın (FT) eski ve mevcut ABD'li ile İsrailli güvenlik yetkililerine dayandırdığı analize göre; ABD ve İsrail orduları, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana eşine rastlanmayan bir düzeyde koordine olarak İran'a karşı kelimenin tam anlamıyla "tek vücut" halinde korkunç saldırılar düzenliyor.
ABD gemisi böyle vuruldu: İran'dan Hürmüz'de gövde gösterisi
1948'DEN BERİ İLK KEZ "EŞİT ORTAK" OLDULAR
İsrail, 1948'deki bağımsızlığından bu yana (İngiltere ve Fransa ile katıldığı 1956 Süveyş Krizi istisnası dışında) savaşlarını hep "kendi kendini savunma" doktriniyle yalnız yürüttü. ABD her zaman silah ve istihbarat sağlayan bir destekçiydi; ancak FT'ye göre bu kez durum tamamen farklı: İki ordu ilk kez "eşit ortaklar" olarak taarruz savaşı yürütüyor.
Eski ABD Savunma yetkilisi Dana Stroul bu durumu şöyle özetliyor: "Körfez savaşlarında, Afganistan'da veya DEAŞ'a karşı ABD koalisyonu kurar, planı yapar ve müttefiklerine bir rol bulurdu. Ancak bu savaş farklı. İki eşit ortak var; her ikisi de istihbaratını ve askeri kapasitelerini masaya koyuyor ve hedefleri kendi aralarında paylaşıyorlar."
İran’ın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Salarian: 'Mücteba Hamaney'in patlamadan kurtulması büyük şans'
"SAVAŞI İNGİLİZCE YÖNETİYORUZ"
Bu ortaklık, sahada yoğun bir entegrasyonla yürütülüyor. Üst düzey bir İsrailli askeri yetkilinin FT'ye verdiği bilgiye göre, komuta zincirinin en tepesinden havadaki pilotlara kadar iki ordu arasında her gün 4.000 ila 5.000 arasında telefon görüşmesi gerçekleştiriliyor.
İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) subayları, Amerikalılarla o kadar yoğun bir temas halindeler ki durumu "Bu savaşı ağırlıklı olarak İngilizce savaşıyoruz" diyerek özetliyor. İki ordunun subayları, Tampa'daki CENTCOM karargâhı dahil olmak üzere birbirlerinin savaş odalarına (combat cells) bizzat yerleştirilmiş durumda.
HAMANEY SUİKASTI NEDEN İSRAİL'E BIRAKILDI?
Sahadaki stratejik iş bölümü de FT'nin raporunda detaylandırılıyor:
İsrail (IDF): Tahran'daki rejim hedefleri de dahil olmak üzere İran'ın batısı ve iç kesimlerine odaklanıyor. Savaşın ilk 48 saatinde İran'ın hava savunmasını hedef alan taraf İsrail oldu.
ABD Ordusu: İran'ın güney kanadına ve donanmasına odaklanıyor. Uzaktan kumandalı füzeler, denizaltılar ve destroyerlerle yapılan ilk hedeflemeleri ABD üstlendi. ABD'nin devasa "havada yakıt ikmal tankerleri", bombalama uçuşu yapan İsrail jetlerine lojistik destek sağladı.
Analizin en çarpıcı kısımlarından biri ise İran'ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney'in öldürülmesiyle ilgili. Eski ABD'li yetkililere göre Hamaney suikastı, "Washington'ın yabancı bir devlet başkanına suikast düzenlemeye yönelik hukuki hassasiyetleri ve çekinceleri nedeniyle" İsrail jetlerine devredildi.
TRUMP VE İSRAİL ARASINDA ÇATLAK BÜYÜYOR
Körfez'de gemiler yanarken ve sivil ölümleri artarken, siyasi arenada ABD ile İsrail arasında hedefler konusunda derin çatlaklar belirmeye başladı.
FT'ye göre en büyük kriz "Rejim Değişikliği" konusunda yaşanıyor. İsrail Savunma Bakanı Israel Katz "operasyonun zaman sınırı yok" diyerek İslam Cumhuriyeti'ni devirmeyi ana hedef olarak görürken, Donald Trump ve üst düzey kurmayları "rejim değişikliği" söylemini rafa kaldırdı.
Ayrıca İsrail'in Tahran'daki yakıt depolarını vurarak gökyüzünü kömür karasına çevirmesi ve sivil yaşamı felç etmesi, ABD'deki İsrail yanlısı siyasileri bile rahatsız etti. Senatör Lindsey Graham, X hesabından IDF'yi eleştirerek "Lütfen hedef seçerken dikkatli olun" uyarısında bulundu.
Trump'tan İran açıklaması: Vuracak hedef kalmadı, ne zaman istersem savaş o zaman bitecek
SİVİL KATLİAMLAR
ABD ve İsrail ordularının bu entegre hareket tarzı, bölgede eşi benzeri görülmemiş bir istikrarsızlığa ve insanlık dramına yol açıyor. Operasyonların askerî hedeflerin ötesine geçerek sivil altyapıyı vurması büyük tepki çekiyor. Hatırlanacağı üzere, operasyonlar kapsamında Minab kentinde bir ilkokulun hedef alınması sonucu 165 masum öğrenci hayatını kaybetmişti. Bu tür katliamlar, "birlikte kazanacağız" söyleminin sahadaki kanlı yüzünü ve uluslararası hukukun nasıl ayaklar altına alındığını kanıtlıyor.
FT, ABD kamuoyunun savaşın başından beri bu operasyona şüpheyle yaklaştığını ve giderek artan sivil ölümlerinin tepkileri büyüttüğünü hatırlatarak analizini şu can alıcı soruyla bitiriyor: "Ordular her şey yolundaymış gibi davranıyor. Ancak dışarıdaki herkes, 'İsrail gerçekten Orta Doğu'da istikrar için uygun bir ortak mı?' sorusunu soruyor."
