İletişim bilimci Prof. Dr. Hakan Temiztürk, Türkiye’deki 28 Şubat sürecini andıran Azerbaycan’daki başörtüsü yasağını yazdı. Cumhurbaşkanı Aliyev’in Ankara’ya da serzenişte bulunduğu açıklamasını ele alan Temiztürk, Türkiye’nin gelişmelere dair tutumunu irdeledi.
Önce Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in kimi hedef aldığı net olmayan ama Türkiye’yi de ima ettiği yorumları yapılan şu sözleri duyuldu: “Herkes yerini bilsin, bizim işlerimize karışmasın, yaşam tarzımıza burnunu sokmasın ve bize yol göstermesin! Herkes kendi halkının ve devletinin derdine düşsün!”
Ardından Azerbaycan’da okul kıyafetlerine ilişkin yeni düzenlemeler duyuruldu. Buna göre, başörtülü öğrenciler ve öğretmenler devlet okullarına alınmayacaktı. Artık gerçekten çağdışı görülmesi gereken bu yasağı öğrenciler, aileleri ve insan hakları savunucuları protesto etti.
Protestolar Azerbaycan’la sınırlı kalmadı; ‘kardeş ülke’ Türkiye’den de sert tepkiler yükseldi. Öyle ki CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bile “Kadınların başı açık, başı kapalı diye ayrılması doğru değil. Türkiye burada çok ağır bir sınavdan geçti. Bizim de burada sorumluluğumuz oldu. Bu sorumluluğu üstlenen bir kişi olarak Azerbaycan’a sesleniyorum: Kadınları özgür bırakın, istediği kıyafetini seçsin!” diye tepki gösterdi.
Azerbaycan’ın iktidar partisi (YAP) ise düzenlemeleri laiklik, eşitlik ve hukuk devleti ilkeleriyle savundu; Türkiye’den gelen eleştirileri de ülkenin iç işlerine müdahale olarak değerlendirdi. YAP’dan yapılan açıklamada Ak Parti de hedef alındı: “Özellikle de Türkiye Cumhurbaşkanı Başdanışmanı statüsünü taşıyan bir kişinin ve iktidardaki AK Parti milletvekillerinin böyle bir kampanyaya katılması, konuya ilişkin açık bir tutum sergilememizi zorunlu kılmaktadır.”
AZERBAYCAN’IN İÇ İŞİ Mİ?
Başörtüleri nedeniyle kızların eğitim hakkından mahrum bırakılmasının bugünün dünyasında savunulacak bir tarafı olamaz, olmamalı… Ama hem sosyal medyada hem de Azerbaycan televizyon ve gazetelerinde bu yasak açık bir şekilde savunuluyor. Akademisyenler, siyasetçiler, gazeteciler Aliyev’e tam destek veriyorlar bu konuda…
Yasağı savunanların bir kısmının gerekçesi ise oldukça tanıdık:
“Azerbaycan’daki devlet okullarında üniforma giyim kuralları var ve herkes buna uymak zorundadır. Okul dışında veya özel okullarda serbestçe hicap giyebilir herkes.”
“Okullarımızı camiye mi çevirelim? Okul devletindir, kararları da devlet verir.”
“Çocuklar kendi iradeleri dışında başörtüsüne maruz kalıyor; bu yüzden devletimiz doğru olanı yapıyor.”
Yasak savunucularının bir kısmı daha da ileri giderek Türkiye’den isimlerle, olaylarla, sorunlarla kendilerini haklı göstermeye çalışıyor:
“Adnan Oktarlar, Cübbeli Ahmet Hocalar mı yetiştirelim okulda? Camide küçük kızlara edenlere mi okulu teslim edelim? Kendi sorunlarınızla ilgilenin. Okul yaşındaki kızlarınız sigara içiyor. Her gün sokaklarınızda kadınlar katlediliyor. Hâlâ okulu olmayan, yolu olmayan köyleriniz var.”
Sosyal medyadaki mesaj, yorum ve tepkilerin sınırı yok… Hem Azerbaycan’da hem Türkiye’de olur olmaz, yalan yanlış, haklı haksız sayısız paylaşımda bulunuluyor. Kimi iyiye hizmet ediyor, kimi bilerek veya bilmeyerek kötüye…
Aslına bakılırsa bir Müslüman için dünyanın neresinde olursa olsun haksızlığa, yanlışlığa, zorbalığa karşı durmak bir görev. Ülkelerin iç işleri olarak görülmeyecek, kabul edilmeyecek ve sessiz kalınmayacak durumlar var ve bunlar 21. Yüzyılda dahi milyonlarca insanı mağdur etmeye devam ediyor. İnancından dolayı katledilen, sürgün edilen, aç sefil bırakılan, dışlanan, eğitim gibi temel haklardan mahrum bırakılan toplumlar, gruplar ve insanlar bulunuyor dünyanın dört bir yanında…
Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen Birleşmiş Milletler oturumlarında başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere birçok lider bu adaletsizliğe, haksızlığa ve zulme işaret etti. Dünya kamuoyu bir süre de olsa bu sıkıntıları gündemde tuttu.
Ama o kadar… Toplantılarda edilen süslü lafların (Etkileyici retorikler eyleme dönüşmeyince konuşmalar da ‘süslü’ laf olarak kalıyor ne yazık ki!) ardından dünyanın dört bir yanında mazlumlar, mağdurlar, çaresizler kaderleriyle baş başa kaldılar yine…
Oysa insanlığın temel hak ve özgürlükleri savunmada ortaklaşması, dayanışması ve teşvik edici olması gerekir. Bunun şu ülke bu ülke, falan yönetim filan rejim bağlamında değerlendirilmesi, muhteris liderlerin, aç gözlü politikacıların, emperyalist Trumpların inisiyatifine bırakılması olacak şey değildir.
Ama ‘olan’ budur.
Ülkeler ve onları yönetenler birbirleriyle iyide, güzelde, özgürlükte, yardımlaşmada rekabet etmek yerine tersini yapıyor; hem kendi halklarına hem de binlerce kilometre ötedeki ülkelerin insanlarına kötülük ediyor. Vicdan sahiplerinin uyarılarını ise ‘iç işlerine müdahale’ olarak yaftalayıp geçersiz kılıyor.
Son olaylardan hareketle denebilir ki, her devletin eğitim sistemini düzenleme ve okullarda belirli kurallar koyma yetkisinin bulunduğu açıktır. Ancak bu yetkinin sınırsız olmadığı, kuralların meşru bir amaca dayanması, ölçülü olması ve temel hakları gereksiz yere kısıtlamaması gerektiği de açıktır. Ortak kıyafet uygulaması ile bir öğrencinin inancının kendisinden istediği kıyafeti tercih etmesini engellemek aynı şey değildir. Bu ayrım göz ardı edildiğinde, idari bir düzenleme gibi sunulan kararların bireylerin hayatında ne tür sonuçlar doğuracağı belli olmaz.
‘Kardeş ülke’ Türkiye’de başörtüsü yasağının ne tür sonuçlar doğurduğu, ne büyük acılar yaşattığı, ülkenin enerjisini on yıllar boyunca nasıl heba ettiği ortada; Azerbaycan’ın bunu görmemesi, yaşanan tecrübeleri göz ardı etmesi anlaşılır değil.
Başörtüsünün okul dışında veya özel okullarda serbest olması da sorunu ortadan kaldırmaz. Devlet okulunda eğitim görmek, özellikle başka bir seçeneğe sahip olmayan aileler için bir tercih değil, zorunluluk olabilir. Yine Türkiye’de yakın geçmişte çokça tartışıldığı gibi zorunlu kıyafet uygulamasının laikliğe dayandırılması da hem anlamsızdır hem de işlevsizdir. Zira laikliğin temel işlevlerinden biri, farklı inançlara sahip insanların ve herhangi bir dine inanmayanların haklarını eşit biçimde korumaktır. Devletin belirli bir dini dayatması nasıl sorunluysa, dinî inançların kişisel tercihler doğrultusunda yaşanmasını ölçüsüz biçimde sınırlandırması da aynı şekilde yanlıştır.
Başörtüsü takmayan bir öğrencinin özgürlüğü ne kadar önemliyse, başörtüsü takan bir öğrencinin özgürlüğü de o kadar önemlidir. Devletin görevi, öğrencileri birbirine benzetmek değil, her ikisinin de eğitim hakkını güvence altına almaktır. Bir öğrencinin başını örtmesi, tek başına başkalarının haklarına müdahale anlamına da gelmez. Dolayısıyla başörtüsü yasağını ortak kıyafet, laiklik veya okul düzeni gibi kavramlarla açıklamak mümkün değildir.
İTİRAZLARI DEĞERSİZLEŞTİRMEK
Türkiye’den yükselen itirazları ve tepkileri ülke yönetimine ve özellikle halkına düşmanlık olarak niteleyerek değersizleştirmek, Azerbaycan yönetimine ve medyasına bir şey kazandırmaz. İnsan hakları, devletlerin sınırları içinde başlayıp o sınırların dışında önemini yitiren meseleler değildir. Ve Türkiye bunun acı tecrübesini yaşamış bir örnek ülke olarak ortadayken ve bu tecrübeden ‘yararlanmak’ varken sorunu daha da içinden çıkılmaz hale getirecek açıklamalara, suçlamalara ve gerilimlere hiç gerek yoktur.
Türkiye, Azerbaycan ve diğer ‘dost ve kardeş’ ülkeler keşke dünyanın -hiç olmazsa- temel hak ve özgürlükler alanında örnek gösterilen ülkeleri olsa… Keşke Türkiye’de haklarından mahrum bırakılanlar Avrupa’ya, Amerika’ya gitmek zorunda kalmasalar/dı; keşke Kuzey Kıbrıs’tan Güney Kıbrıs’a ve yine -evet- Azerbaycan’dan Ermenistan’a gitmek zorunda olmasalar!
Başörtüsünün Türkiye’de yasakken Avrupa ve Amerika’da serbest, Azerbaycan’da yasak Ermenistan’da serbest, Kuzey Kıbrıs’ta yasak Güney Kıbrıs’ta serbest olması, olacak şey midir?
Hem Türk dünyasının hem İslam aleminin bu ve benzeri garabetleri yaşamaması, yasaklarla değil özgürlüklerle, kötülüklerle değil güzelliklerle anılması ve başta liderleri olmak üzere sorumluluk sahibi herkesin birbirlerine hakkı tavsiye etmesi, hem insanlığının hem inancının gereğidir.
*Prof. Dr. Hakan Temiztürk, Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi.
