Görüşler

PISA’yı çözmeyi öğrendik, eğitimi değil

PISA’yı çözmeyi öğrendik, eğitimi değil

YÖK eski Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, Türkiye’nin iyileşme sağladığı PISA sonuçlarını yazdı. Başarının PISA sonuçlarının eğitim sistemimizdeki bir iyileşmeden ziyade öğrencilerin testte sorulan sorulara nasıl cevap verileceğini öğrenmelerinden kaynaklandığını belirten Özcan, Polonya’da da benzer bir durum olduğu için iki ülke tecrübesini yan yana getirerek tabloyu değerlendirdi.

2025 yılına ait PISA sonuçları ile bazı değerlendirmeler yapıldı. Eğitim araştırmaları ile uğraşan bazı ciddi kuruluşlar ön değerlendirmelerini yaptılar ve nihai değerlendirmeleri bekleniyor.

Yıllar sonra elde edilen başarı iktidar başta olmak üzere bazı çevreleri çok mutlu etti ve bu günlerce dillendirildi. Milli Eğitim Bakanlığı, Türkiye’nin fen bilimleri, okuma ve matematikte OECD ülkeleri arasında puanını en fazla artıran ülke olduğunu duyurdu [1]. Bu iyi analiz edilmemiş başarıyı öylesine köpürttüler ki ülkemizin en üst sıralara tırmandığı zannedilmeye başlandı. Bu yazıda sonuçların eğitimdeki gerçek bir iyileşmeye işaret etmediği, elde edilen başarılı sonuçların öğrencilerin PISA tipi sorulara nasıl cevap verileceğini öğrenmesinden ve örnekleme de daha başarılı okulların alınmasından kaynaklandığı tezleri savunulacaktır.

Bu yazıyı yazmamın esas nedeni Varşova’daki büyük elçiliğim sırasında Polonya’daki iki Milli Eğitim bakanı ile (biri sadece yükseköğretimden diğeri ise yükseköğretim altı kademelerden sorumlu) zaman zaman yaptığımız sohbetlerde sorduğum bir soruya alt kademelerden sorumlu bakanın verdiği cevabın ülkemizin durumuyla çok yakından ilgili olmasıdır. Bu bakana “Sizin PISA’daki başarınızı neye bağlıyorsunuz?” diye sorduğumda bana “eğitimin kalitesinde çok bir artış sağlayamadık ama öğrencilerimizi PISA tipi sorulara nasıl cevap verecekleri konusunda eğittik. Bu konuda başarılı olduk. Hepsi bu.” demişti.

Bu durum eğitim sosyolojisinde “sınava yönelik eğitim” (teaching to the test) veya “istatistiksel illüzyon” olarak adlandırılan somut fenomenlere dayanıyor. Polonya örneği bu durumun dünya literatüründeki en net karşılıklarından biridir.

Türkiye’nin PISA 2025’teki bu ani ve rekor yükselişinin arkasında, sistemin gerçek bir nitelik artışından ziyade “soru tarzına uyum sağlama” ve “örneklem kapsamı” olduğunu göstermek için şu somut veriler ve argümanlar kullanılabilir:

1. SINAVLARIN PISA FORMATINA UYUMLAŞTIRILMASI (LGS ETKİSİ)

Türkiye’de 2018 yılından itibaren Liselere Geçiş Sistemi (LGS) soru yapısı radikal bir şekilde değiştirildi. Müfredat bilgisine dayalı klasik sorular yerine; mantık muhakeme, analitik düşünme, tablo-grafik yorumlama ve okuduğunu anlama odaklı “yeni nesil sorular” getirildi.

LGS, artan ölçüde PISA soruları örnek alınarak tasarlanmıştır. PISA 2025’e giren 15 yaş grubu, 2022-2023 yıllarında LGS sınavına hazırlanırken tam olarak bu PISA benzeri beceri temelli soruları çözmek için yoğun bir antrenman aldı. Yani öğrencilerimiz, bilmedikleri bir eğitim kalitesi boyutuna geçmediler; PISA’nın sorduğu soru tipolojisine nasıl cevap vereceklerini öğrendiler. Polonya Eğitim Bakanı’nın söylediği durumun birebir aynısı Türkiye’de merkezi sınav politikasıyla yapılmış oldu.

2. PISA SINAVININ TEMSİL ETTİĞİ NÜFUS ORANI (ÖRNEKLEM KAPSAMI)

PISA sonuçlarında en büyük metodolojik tartışma, sınavın o ülkedeki 15 yaşındaki genç nüfusun ne kadarını sisteme dahil edebildiğidir.

OECD verilerine göre, Türkiye’de PISA 2025 örneklemi, ülkedeki 15 yaş nüfusunun yaklaşık %72’sini temsil etmektedir. Bu oran geçmiş yıllarda daha düşüktü. Geriye kalan yaklaşık %28’lik dilim (eğitim dışı kalanlar, açık liseye kayanlar veya devamsızlar vb.) örnekleme dahil edilmemiştir. Eğitim sisteminin en kırılgan ve dezavantajlı bu büyük grubunun test dışında kalması, ülke ortalamasını yukarı çeken en büyük “örneklem” etkenlerinden biri olabilir. OECD, Türkiye’nin verilerinin PISA kalite standartlarını karşıladığını belirtmektedir [2]; dolayısıyla tartışma verinin teknik geçerliliğinden çok, kapsanan öğrenci nüfusunun niteliği üzerinedir.

3. OKUL TÜRLERİNİN DAĞILIMINDAKİ DENGE

Türkiye’nin PISA 2025 örnekleminde okul türlerinin ağırlığı sonuçlarda belirleyici olmuştur.

Sınava katılan öğrencilerin neredeyse yarısını (%46,6) akademik seçiciliği meslek liselerine göre nispeten daha yüksek olan Anadolu Liseleri oluşturmuştur. Sınav başarısı çok düşük olan bazı alt okul türlerinin veya açık öğretim sistemindeki öğrencilerin örneklem içindeki ağırlığı, sistemin gerçek dağınıklığını tam yansıtmayacak şekilde olabilir.

4. EĞİTİMDEKİ KRONİK SORUNLARIN DEVAM ETMESİ (ÇELİŞKİ)

Eğer başarı gerçek bir “eğitim kalitesi artışı” olsaydı, sisteme ait diğer göstergelerin de iyileşmesi gerekirdi. Ancak PISA 2025 raporunun diğer verileri tam tersini söylüyor:

Türkiye’de okullar arası başarı farkı (varyans) halen OECD ortalamasının iki katıdır.

Öğrencilerin %40’tan fazlası temel materyal veya sosyal yoksunluk (yetersiz beslenme, kıyafet, ısınma) yaşamaktadır.

Öğrenci devamsızlığı halen OECD genelinin çok üzerindedir.

Bu değerlendirmelere karşı OECD yetkilileri Türkiye’nin sonuçlarını bir “başarı hikâyesi” olarak niteliyor; OECD’nin eğitimden sorumlu direktörü, yükselişin tek bir yılın ürünü olmadığını vurguluyor [3]. OECD’nin uluslararası raporu da Türkiye’nin on yıl içinde fen puanını yaklaşık 70 puan yükselttiğini kaydediyor [4]. Bu görüşe saygı duymakla birlikte, asıl sorulması gereken, bu artışın ne kadarının gerçek öğrenme kazanımı, ne kadarının teste uyum olduğudur.

Polonya’nın Eski Eğitim Bakanı ile yaptığım o görüşme, tam olarak eğitim bilimlerinde “Goodhart Yasası” (bir gösterge hedef haline geldiğinde, artık iyi bir gösterge olmaktan çıkar) ile açıklanan acı bir gerçeğe parmak basıyor. Polonya, PISA tarihinde bu metodolojik illüzyonu tartışmak için en çok başvurulan vaka analizlerinden biridir.

Polonya örneğindeki somut gerçeklere bakılırsa şu hususlar öne çıkar ve bunlar Polonya-Türkiye paralelliğini ortaya koyar.

POLONYA’NIN YÜKSELİŞİ: “GİMNAZJUM” VE SINAVA ANTRENMAN DÖNEMİ (2000-2012)

Polonya, PISA’ya katıldığı ilk yıl olan 2000’de AB ve OECD ortalamalarının altında kaldı [5]. 1999 yılında radikal bir reformla 8 yıllık ilköğretimi bölerek 3 yıllık “Gimnazjum” (alt ortaokul) sistemini getirdi. Bu reform, genel ve mesleki yönlendirmeyi geciktirerek öğrencilere bir yıl daha genel müfredat imkânı sağladı ve Dünya Bankası’na göre performansa anlamlı olumlu etkisi ölçüldü [5]. Ancak reform paketinde dışarıdan değerlendirilen, çoktan seçmeli formatta merkezi sınavlar da vardı; bir akademik analiz, Polonya’nın PISA yükselişine en muhtemel katkıyı yapan unsurun tam da bu sınavlar olduğunu ileri sürmektedir [6].

Ardından, 2008’de yeni bir çekirdek müfredat uygulamaya girdi; bazı Polonyalı araştırmacılar 2009-2012 arasındaki en büyük sıçramayı bu müfredata bağlıyor [7]. Bakanın anlattığına göre öğrenciler 15 yaşına geldiklerinde (tam da PISA’nın ölçüm yaptığı yaş), PISA’nın çoklu seçim ve analitik metin analizlerine kusursuz derecede antrenmanlı hale gelmişlerdi.

Polonya’nın okuma puanı 2000-2006 arasında 29 puan arttı [8]; ülke 2012 PISA’da okumada 518, matematikte 518 [9], fende ise yaklaşık 526 puan alarak Avrupa’nın zirvesine yerleşti [10]. Ancak Bakan’ın ifadesiyle bu, eğitim kalitesindeki bir devrimden çok “PISA tipi sorulara nasıl cevap verileceğini öğretme” başarısıydı. Dünya Bankası gibi kuruluşlar yükselişi daha çok gimnazjum reformunun etkisine bağlıyor [5]; gerçek büyük olasılıkla bu iki unsurun birleşimidir.

GERİLEME (2015 VE SONRASI)

Gerileme, gimnazjum’un kaldırılmasından önce başladı: 2015 PISA’sına giren Polonyalı öğrencilerin büyük çoğunluğu hâlâ gimnazjum öğrencisiydi ve okumada 506, matematikte 504 puan aldılar; bu, 2012’nin sırasıyla 12 ve 14 puan altıdır [9]. 2015 sonuçları 2009 düzeyine yakındı [7]. Aynı yıl hükümet değişti ve yeni hükümet gimnazjum’u kapatarak eski 8 yıllık geleneksel sisteme geri döndü (kapatma 2017’den itibaren kademeli olarak uygulandı). Dolayısıyla düşüşü yalnızca yapı değişikliğine bağlamak doğru olmaz; ancak 2012 zirvesinden sonra gelen bu geri çekilme, yükselişin bir bölümünün kalıcı yapısal kazanımdan çok dönemsel etkilere dayandığını düşündürmektedir.

PISA 2025 verileri, Polonya’nın zirve yaptığı 2012 yılına kıyasla okumada 36 puan, matematikte 34 puan ve fende 31 puan gerilemiştir [9][10][11]. Polonya, PISA 2025’te matematik puanını 484’e, okuma puanını 482’ye, fen puanını 495’e düşürmüş; fen puanı pandemi öncesi 2018 değerinin (511) altında kalmıştır [10][11]. Bununla birlikte Polonya hâlâ OECD ortalamasının üzerindedir, puanları 2022’den bu yana yaklaşık aynı kalmıştır [12] ve 2018-2025 arasındaki birikimli düşüşü, 23 OECD ülkesinin ortalama düşüşüne benzerdir [11]. Yani gerilemenin tamamı Polonya’ya özgü değildir.

Şunu söylemek mümkündür: Polonya’da eğitim kalitesi 2012’de bir gecede mucizevi şekilde artmadığı gibi, 2025’te de bir gecede yok olmadı. Değişen unsurlardan biri; sistemin PISA formatındaki sınavlara öğrencileri “drill” etme (ezbere antrenman yaptırma) kasının gevşemesidir.

TÜRKİYE BENZER BİR PATİKADA

Türkiye’nin PISA 2025’teki ani rekor sıçraması, Polonya’nın 2003-2012 arasında yaptığı hamleyle benzerlik taşır:

Polonya dışarıdan değerlendirilen, çoktan seçmeli merkezi sınavlar getirerek puanlarını yükseltmişti [6]. Türkiye de LGS ile benzer bir yol izledi. 2018’den beri 8. sınıf öğrencilerine (yani PISA’ya giren 15 yaş grubuna) gece gündüz “PISA benzeri yeni nesil soru” çözdürülüyor.

Öğrencilerimiz fen bilimlerini laboratuvarda daha iyi öğrendikleri için değil; LGS dershanelerinde ve kurslarında “PISA tarzı grafik okuma metodolojisini” ezberledikleri için 2025’te fen puanını 494’e çıkardılar [1][13].

Polonya Eğitim Bakanı’nın yaptığı itiraf, Türkiye’nin PISA 2025 rekorunun da yapısal bir eğitim reformundan ziyade, “sınavı hack’leme” (test formatına uyum sağlama) ve örneklem kapsamı etkisinden kaynaklandığı tezini güçlü biçimde desteklemektedir.

Sonlandırırken; Polonya’da 1999 reformu ve sınav odaklı müfredat antrenmanları puanları 2012’ye kadar yükseltip, 2015 sonrasında puanlar bu zirvenin altına indiyse, Türkiye’nin 2025 başarısı da ağırlıklı olarak “sistemin yapısal olarak iyileşmesinden” değil, “öğrencilerin bu spesifik test formatına son 6 yıldır LGS baskısıyla aşırı derecede antrenmanlı olmasından” ve örneklem kapsamından kaynaklanmaktadır.

*Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, eski Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Bunlar da İlginizi Çekebilir