Arınç’tan yargı ve iktidara ”Yapılanlar gayretullaha dokunuyor” ikazı: Bu tablo vicdanı yaralıyor

Arınç’tan yargı ve iktidara ”Yapılanlar gayretullaha dokunuyor” ikazı: Bu tablo vicdanı yaralıyor

TBMM eski Başkanı Arınç, sosyal medya hesabından "Gayretullaha Dokunmasın…" başlığıyla yayımladığı manifestoda; tutuklu bulunan Murat Çalık ve Mithat Bülent Özmen’e ilişkin kişisel tanıklıklarını anlattı. Aylarca iddianamesiz süren tutukluluklara, sabaha karşı baskınlarına ve somut delilsiz itirafçı beyanlarına sert tepki gösteren Arınç, "AYM’nin Tayfun Kahraman kararını bir kez daha okusunlar. Eğer bu gözyaşları gayretullaha dokunursa Türkiye’de felah bulamayız" uyarısında bulundu.

Eski Başbakan Yardımcısı ve TBMM eski Başkanı Bülent Arınç, kişisel sosyal medya hesabından son dönemde yerel yöneticilere ve muhalif isimlere yönelik yürütülen adli soruşturmalar, tutukluluk koşulları ve yargı pratiklerine ilişkin ses getiren bir açıklama yayımladı.

"Gayretullaha Dokunmasın…" başlığını taşıyan metinde Arınç; cezaevinde bulunan Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık ile Eyüpsultan Belediye Başkanı Mithat Bülent Özmen ile geçmişteki temaslarını aktararak, adalet mekanizmasının vicdanları yaralayan mevcut işleyişine sert eleştiriler yöneltti.

MURAT ÇALIK'IN HASTANE GÜNLERİ VE "ÇAYELİ FASULYESİ" SÖZÜ

Açıklamasında ilk olarak Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık ile tanışma sürecine değinen Arınç, yaklaşık iki yıl önce gerçekleşen Ankara ziyaretini anlattı. Çalık’ın çocuklarının dini eğitimi için gösterdiği hassasiyetten ve Beylikdüzü’ne hizmet etme arzusundan etkilendiğini belirten Arınç, tutuklanma sürecinde yaşanan insani drama dikkat çekti:

"Kendisini uğurladım ama yaklaşık bir yıl sonra hakkında gözaltı ve tutuklama oldu. Çok üzülmüştüm, çünkü aynı zamanda ciddi bir hastalığın pençesindeydi ve her an nüksetme tehlikesi vardı. İzmir'e gittim, Şehir Hastanesi'nde tedavi altındaydı. Başında polisler, jandarmalar, epey bir kalabalık vardı. O zaman dışarıda annesi, eşi ve iki oğlu bekliyorlardı. Onlarla görüştüm. Annesi gözyaşları içindeydi, oğlunun böyle bir şey yapmayacağına inanıyordu, eşi de hâkeza öyle. Ben de onları teselli ettim. 'Mutlaka çıkacaktır, merak etmeyin, hak yerini bulacaktır' dedim."

Tüm tahliye taleplerinin reddedildiğini ve Çalık'ın Silivri Cezaevi'ne nakledildiğini aktaran Arınç, annesiyle arasında geçen duygusal diyaloğu paylaştı:

"Annesi, hastanedeyken hastane önünde, şimdi Silivri'deyken de her duruşmasına giderek oğlunun bir gün tahliye olacağını bekliyor. Ben kendisini teselli ederken Çayelili olduğunu söylemişlerdi. Dedim ki: 'Anneciğim, inşallah oğlunuz tahliye olur, hep beraber seviniriz, siz de bize bir Çayeli fasulyesi yaparsınız.' Sevincinden ağlamaya başladı bu sefer, gözyaşlarıyla onu bıraktım."

MİTHAT BÜLENT ÖZMEN: "EYÜP SULTAN'DA EDİLEN DUALARLA ADAY OLDU"

Açıklamasında Eyüpsultan Belediye Başkanı Mithat Bülent Özmen ile tanışmasını da aktaran Arınç, Özmen'in liyakatli, iyi eğitimli ve dindar bir aile terbiyesine sahip bir yönetici olduğunu kaydetti. Özmen’in adaylık teklifi aldığında dindar annesinin rızasını aradığını belirten Arınç, şu ifadeleri kullandı:

"Günün birinde teklif almış: 'Seni beğendik, yaptığın işlere baktık, seni Eyüp Sultan Belediye Başkanı yapacağız' demişler. Şaşırmış. 'Ben buna hemen karar veremem, bizim evde en dindarımız annemizdir, gece gündüz ibadet eder, ona bir sormam lazım. Anneciğim, böyle bir teklif aldım, ne dersin? deyince beni hemen Eyüp Sultan'a götür dedi' demiş. Eyüp Sultan Hazretleri'ni ziyaret etmişler, saatlerce orada kalmış, gözyaşlarıyla dualar etmiş. Annesi, 'Oğlum, Allah nasip ettiyse buraya hizmet etmen mukadderse aday ol' demiş. Onun üzerine 'Ben aday oldum' dedi. Şimdi böyle güzel bir insanın günün birinde suçlanacağı, hatta Ankara'daki bir bağlantı sebebiyle suçlanacağı hiç aklıma gelmezdi."

"AYM’NİN TAYFUN KAHRAMAN KARARINI BİR KEZ DAHA OKUSUNLAR"

Her iki ismin de ahlaklı, temiz, çalışkan ve vazifesini layıkıyla yapan yöneticiler olduğunu vurgulayan Arınç, cezaevlerindeki genel tabloya ve uzayan tutukluluk sürelerine işaret etti. Bir hukukçu olarak Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) kararlarını hatırlatan Arınç, şunları kaydetti:

"Gördüğüm kadarıyla her ikisi de mükemmel, ahlaklı, temiz, çalışkan ve işini iyi yapan insanlardı. Şimdi bunların ikisi de cezaevinde. Onları tanıdığım için bu misalleri verdim ama bunların dışında da onlarca insan her gün bir şekilde cezaevine giriyor. Aylardır haklarında iddianame yazılmıyor, cezaevinden çıkacakları günü bekliyorlar; anneler ağlıyor, babalar ağlıyor, çocuklar ağlıyor, eşler ağlıyor. Maalesef böyle bir ortam içindeyiz.

Ben hukukçuyum. Hukuku ve adaleti önceleyenler, Anayasa Mahkemesi’nin ikinci defa verdiği Tayfun Kahraman kararını bir kez daha okusunlar ve adil yargılamada hak ihlalinin ne olduğunu görsünler."

SABAHA KARŞI OPERASYONLARA VE İTİRAFÇI İDDİALARINA SERT ELEŞTİRİ

Suç şüphesi ve kuvvetli delil durumunda soruşturma açılmasına karşı olmadıklarını ancak Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) hükümlerine ve usul kurallarına titizlikle uyulması gerektiğini vurgulayan Arınç, kamuoyunu rencide eden uygulamaları eleştirdi:

"Son zamanlarda sabaha karşı evlerinden gece kıyafetleriyle alınanlar, götürülenler... İşinin başındayken, hatta belediyeler birliği başkanıyken ve şu ana kadar hakkında hiçbir suç iddia edilmemiş bir insan hakkında maalesef insanları rencide edecek birtakım tavırların içerisindeyiz. Bütün bunların hukuki bir zeminde olması lazım.

İnsanları rencide edecek, toplum içinde küçük düşürecek, eşinin ve çocuklarının karşısında mahcup edecek bir suçlamayı ellerinde hiçbir delil olmadan –veya 'yoksa bunları daha sonra temin ederiz' inancıyla– yapmak ve süreci sadece itirafçı, etkin pişmanlık veya şu ya da bu sıfatları taşıyan insanların iddialarından ibaret kılmak kabul edilemez. Soruşturmalarda çok daha ciddi, hukuki ve insani hareket etmemiz lazım. Hâlâ hakkında 8, 9 aydır dava açılmasını bekleyen insanlar olduğunu biliyorum."

Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanı'nın hassasiyetine güvendiğini belirten Arınç, hem kolluk birimlerinin hem de savcılık makamlarının daha özenli hareket etmesi gerektiğinin altını çizdi.

"GAYRETULLAHA DOKUNURSA FELAH BULAMAYIZ"

Açıklamasının son bölümünde dindar insanların taşıdığı en büyük kaygının ilahi adaletin tecellisi ve "gayretullah" kavramı olduğunu hatırlatan Bülent Arınç, sözlerini eski Adalet Bakanı Abdülhamit Gül'ün sözüyle noktaladı:

"Tüm bunlardan dolayı bir dram yaşanıyorsa, ben bundan korkuyorum. Dindar insanlar şu sözden korkarlar: 'Bu yaptığımız iş gayretullaha dokunur mu?'

Bu kelimeyi belki yeni yetişen gençlerimiz veya bu işten uzak olan insanlar bilmeyebilir. Ama bu bizi derinden korkutan, endişelendiren bir konudur. Eğer bu gözyaşları gayretullaha dokunursa, Türkiye'de biz felah bulamayız, bundan korkuyorum. Ne olur gözyaşları dinsin, ızdıraplar dinsin.

'Adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun.' Değerli dostum Adalet Bakanı Abdülhamit Gül'ün bu sözü gerçekten hepimiz için ortak bir inançtır."

Arınç'ın açıklamalarının tamamı şu şekilde:

Gayretullaha Dokunmasın…

Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık'la ilgili şöyle bir olay yaşamıştım: Bundan yaklaşık iki yıl önce Murat Çalık'ın danışmanı ziyaretime geldi ve "Efendim, başkanım sizinle tanışmak istiyor" dedi. "Ben kendisini tanımıyorum" dedim. O da kendisinden çok iyi bir insan olarak bahsetti, hatta iki tane erkek evladı olduğunu ve onların dini bilgiler alması için özel bir hoca tuttuğunu söyledi. "İyi, buyursun gelsin" dedim. Ankara'da ziyaretime geldi. Çok iyi bir insan, oldukça da güzel konuştu. Kendisini tanıttı ve "Ben sadece Beylikdüzü'ne hizmet etmek istiyorum." dedi. Kendisini uğurladım ama yaklaşık bir yıl sonra hakkında gözaltı ve tutuklama oldu. Çok üzülmüştüm, çünkü aynı zamanda ciddi bir hastalığın pençesindeydi ve her an nüksetme tehlikesi vardı. İzmir'e gittim, Şehir Hastanesi'nde tedavi altındaydı. Başında polisler, jandarmalar, epey bir kalabalık vardı. O zaman dışarıda annesi, eşi ve iki oğlu bekliyorlardı. Onlarla görüştüm. Annesi gözyaşları içindeydi, oğlunun böyle bir şey yapmayacağına inanıyordu, eşi de hâkeza öyle. Ben de onları teselli ettim. "Mutlaka çıkacaktır, merak etmeyin, hak yerini bulacaktır" dedim. Fakat sonra olmadı, bütün talepleri reddedildi ve annesi, hastanedeyken hastane önünde, şimdi Silivri'deyken de her duruşmasına giderek oğlunun bir gün tahliye olacağını bekliyor. Ben kendisini teselli ederken Çayelili olduğunu söylemişlerdi. Dedim ki: "Anneciğim, inşallah oğlunuz tahliye olur, hep beraber seviniriz, siz de bize bir Çayeli fasulyesi yaparsınız." sevincinden ağlamaya başladı bu sefer, gözyaşlarıyla onu bıraktım.

İkincisi, Eyüp Sultan Belediye Başkanı Mithat Bülent Özmen... Bir toplantı vesilesiyle tanışmıştık, geldi kendini takdim etti. Daha önce İGDAŞ'ta çalıştığından bahsetti; çok iyi bir eğitim almış, özel sektörde çalışmış, kendini o işlere vakfetmiş. Günün birinde teklif almış: “Seni beğendik, yaptığın işlere baktık, seni Eyüp Sultan Belediye Başkanı yapacağız" demişler. Şaşırmış. "Ben buna hemen karar veremem, bizim evde en dindarımız annemizdir, gece gündüz ibadet eder, ona bir sormam lazım. 'Anneciğim, böyle bir teklif aldım, ne dersin?' deyince beni hemen Eyüp Sultan'a götür dedi" demiş. Eyüp Sultan Hazretleri'ni ziyaret etmişler, saatlerce orada kalmış, gözyaşlarıyla dualar etmiş. Annesi, "Oğlum, Allah
nasip ettiyse buraya hizmet etmen mukadderse aday ol" demiş. Onun üzerine "Ben aday oldum" dedi. Şimdi böyle güzel bir insanın günün birinde suçlanacağı, hatta Ankara'daki bir bağlantı sebebiyle suçlanacağı hiç aklıma gelmezdi.

Gördüğüm kadarıyla her ikisi de mükemmel, ahlaklı, temiz, çalışkan ve işini iyi yapan insanlardı. Şimdi bunların ikisi de cezaevinde. Onları tanıdığım için bu misalleri verdim ama bunların dışında da onlarca insan her gün bir şekilde cezaevine giriyor. Aylardır haklarında iddianame yazılmıyor, cezaevinden çıkacakları günü bekliyorlar; anneler ağlıyor, babalar ağlıyor, çocuklar ağlıyor, eşler ağlıyor. Maalesef böyle bir ortam içindeyiz.

Ben hukukçuyum. Hukuku ve adaleti önceleyenler, Anayasa Mahkemesi’nin ikinci defa verdiği Tayfun Kahraman kararınını birkez daha okusunlar ve adli yargılama da hak ihlalinin ne olduğunu görsünler.

Herhangi bir konu hakkında bir suç şüphesi ve kuvvetli delil bulunursa soruşturmalar yapılır, bunlara karşı değiliz. Ama soruşturmalar konusunda da hem Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki usullere riayet edilmeli hem de işin insani, vicdani ve hukuki boyutu hiçbir zaman ihmal edilmemelidir.

Son zamanlarda sabaha karşı evlerinden gece kıyafetleriyle alınanlar, götürülenler... İşinin başındayken, hatta belediyeler birliği başkanıyken ve şu ana kadar hakkında hiçbir suç iddia edilmemiş bir insan hakkında maalesef insanları rencide edecek birtakım tavırların içerisindeyiz. Bütün bunların hukuki bir zeminde olması lazım. Yani işin başında yapılması gerekenler, elbette hukukçularımızın bildiği işlerdir. Burada insanların taşıdığı kimlikler, toplum içerisindeki değerleri, yaptığı işlerle ilgisi ve bağlantısı ayrıca soruşturulabilir. Bunlar için usulde de hükümler vardır. İnsanları rencide edecek, toplum içinde küçük düşürecek, eşinin ve çocuklarının karşısında mahcup edecek bir suçlamayı ellerinde hiçbir delil olmadan –veya "yoksa bunları daha sonra temin ederiz" inancıyla– yapmak ve süreci sadece itirafçı, etkin pişmanlık veya şu ya da bu sıfatları taşıyan insanların iddialarından ibaret kılmak kabul edilemez. Soruşturmalarda çok daha ciddi, hukuki ve insani hareket etmemiz lazım. Hâlâ hakkında 8, 9 aydır dava açılmasını bekleyen insanlar olduğunu biliyorum. Adalet Bakanımızın da İçişleri Bakanımızın da bu konularda hassasiyet gösterdiğine inanıyorum; ancak hem kolluk kuvvetlerimizin hem de bazı savcılarımızın bu işlerde daha dikkatli olmaları gerektiğine inanıyorum.

Tüm bunlardan dolayı bir dram yaşanıyorsa, ben bundan korkuyorum. Dindar insanlar şu sözden korkarlar: "Bu yaptığımız iş gayretullaha dokunur mu?"

Bu kelimeyi belki yeni yetişen gençlerimiz veya bu işten uzak olan insanlar bilmeyebilir. Ama bu bizi derinden korkutan, endişelendiren bir konudur. Eğer bu gözyaşları gayretullaha dokunursa, Türkiye'de biz felah bulamayız, bundan korkuyorum. Ne olur gözyaşları dinsin, ızdıraplar dinsin. "Adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun." Değerli dostum Adalet Bakanı Abdülhamit Gül'ün bu sözü gerçekten hepimiz için ortak bir inançtır.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN