Karolina Olsson, henüz 14 yaşındayken daldığı uykudan 46 yaşında uyandığında sadece ailesini değil, tüm bilim dünyasını şoke etti. Tıp tarihine "Oknö’nün Uyuyan Güzeli" olarak geçen kadının yaşadıkları, bugün bile psikiyatri ve nöroloji uzmanları arasında büyük bir tartışma konusu olmaya devam ediyor.
BUZ ÜZERİNDE BAŞLAYAN TALİHSİZ KAZA
Her şey 1876 yılının dondurucu bir kış gününde başladı. 1861 doğumlu Karolina, beş çocuklu balıkçı bir ailenin tek kızıydı. Okuma yazma hevesiyle yanıp tutuşan genç kız, ailesini ikna ederek okula gitmeye başlamıştı. Ancak 18 Şubat günü okuldan dönerken donmuş bir nehrin üzerinden geçtiği sırada ayağı kaydı ve sert bir şekilde başını buz kütlesine çarptı. O an için önemsiz görünen bu kaza, Karolina’nın hayatını tamamen değiştirecek olan sürecin fitilini ateşledi.

BİR GECELİK UYKU ONLARCA YILA DÖNÜŞTÜ
Kazadan sonra şiddetli diş ağrısı ve halsizlik şikayetiyle yatağına giren Karolina, bir daha uyanamadı. Annesi sabah onu uyandırmaya gittiğinde kızının tepki vermediğini ancak düzenli nefes aldığını fark etti. Haftalar aylara, aylar yıllara devrildi; ancak ne sarsıntılar ne de odaya doluşan insanların çığlıkları onu uyandırmaya yetmedi. Karolina, dış dünyayla bağını koparmış, sadece şekerli su ve süt ile hayatta tutulan bir "canlı heykele" dönüşmüştü.
TIP DÜNYASININ ÇÖZEMEDİĞİ BÜYÜK GİZEM
O dönemdeki kısıtlı tıp imkanlarıyla adaya getirilen doktorlar, genç kızın komada olduğunu söylese de durumu tam olarak açıklayamadılar. Karolina, uykusunda bazen mırıldanıyor veya gözyaşı döküyordu ama asla gözlerini açmıyordu. İlginç olan ise, 32 yıl boyunca yatakta kalmasına rağmen fiziksel formunun bozulmaması ve yaşlanma belirtilerinin yaşıtlarına oranla çok daha yavaş seyretmesiydi.

46 YAŞINDAKİ YENİDEN DOĞUŞ: DEHŞETE DÜŞÜREN UYANIŞ
3 Nisan 1908 tarihinde, evdeki hizmetçi Karolina'nın odasından gelen hıçkırık sesleriyle irkildi. Karolina, 32 yıl 42 gün sonra nihayet gözlerini açmıştı. Yerden kalkmaya çalışırken sendeleyen bu kadın, takvime göre 46 yaşındaydı ama zihni hala 14 yaşındaki o küçük kızı barındırıyordu. Kardeşlerini tanıyamadı ancak yatağa girmeden hemen önceki anlarını tüm detaylarıyla hatırlıyordu. Yapılan muayenelerde zekasının yerinde olduğu ve sağlıklı bir şekilde okuyup yazabildiği görüldü.
GERÇEK BİR HASTALIK MI YOKSA BÜYÜK BİR KURGU MU?
1910 yılında psikiyatrist Harald Fröderström tarafından hazırlanan bir rapor, olaya farklı bir boyut kazandırdı. Fröderström, Karolina’nın annesinin ölümünden sonra kilo vermesini ve bazı gıdaların gizemli bir şekilde kaybolmasını baz alarak, bu durumun bir "psikoz" veya annesiyle iş birliği içinde yürütülen bir ilgi çekme çabası olabileceğini öne sürdü. İddiaya göre annesi, herkes uyurken Karolina'yı gizlice besliyordu.
Karolina Olsson, bu gizemiyle 88 yaşına kadar yaşadı ve 1950 yılında hayata gözlerini yumdu. Bugün modern tıp, onun yaşadıklarını "Kleine-Levin Sendromu" ile ilişkilendirmeye çalışsa da, 32 yıllık süre hala insanlık tarihinin en uzun uykularından biri olarak kabul ediliyor.
