İsveç Akademisi’nin politik gerekçelerle karar verdiği yönündeki bitmek bilmeyen eleştirilere rağmen, edebiyat dünyasının nabzı bir kez daha Stockholm’de atıyor. 5-12 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek geleneksel Nobel Haftası’nın en prestijli ve tahmin edilmesi en güç halkası olan ‘Edebiyat Ödülü’, 8 Ekim Perşembe günü Türkiye saatiyle 14:00’te açıklanacak. Akademi, aday listelerini 50 yıl boyunca sır gibi saklama geleneğini sürdürürken; edebiyat kulisleri, bahis şirketleri ve kültür editörleri bu yılın favorilerini çoktan belirledi bile.
LİSTELERİN ZİRVESİNDE ÇİNLİ YAZAR VAR
Listelerin zirvesinde, 10/1 oranla (yaklaşık yüzde 9,1 ihtimal) Uluslararası Booker ödülü gediklilerinden Çinli avangart yazar Can Xue tek başına favori konumunda. Geleneksel Çin edebiyatının kalıplarını yıkarak bilinçaltının derinliklerine inen yazarın Türkçedeki ilk öykü kitabı ‘Dikey Devinim’, kısa süre önce Everest Yayınları tarafından okurla buluşturuldu. Onu; prestijli Patrick White Ödülü’nü kucaklayan, başyapıtı ‘Düzlükler’i Harfa Yayınları etiketiyle (diğer eserlerini Ketebe ve Dedalus’tan) okuduğumuz Avustralya edebiyatının izole dehası Gerald Murnane takip ediyor. Thomas Mann Ödülü sahibi modern Rumen edebiyatının postmodern ustası Mircea Cărtărescu ile sömürgecilik tarihini ve ekolojik krizi epik bir formda eriten Hintli yazar Amitav Ghosh, bu yılın en güçlü dörtlüsünü oluşturuyor. Crtrescu’nun kültleşmiş devasa ‘Orbitor’ üçlemesi ile ‘Nostalji’si Ayrıntı ve Holden Kitap tarafından dilimize kazandırılırken; Hindistan’ın en büyük edebi onuru Jnanpith Ödülü ile taçlanan Ghosh’un meşhur ‘Ibis Üçlemesi’ Alfa Yayıncılık, iklim krizi temalı eserleri ‘Silah Adası’ ve ‘Büyük Kaos’ ise Timaş Yayınları tarafından Türk okurun kütüphanesine girdi.
Kulislerde bu yıl dil ve bölge temsiliyeti tartışmaları oldukça hararetli. Dünyada en çok konuşulan dillerden biri olmasına rağmen Hintçenin –özellikle ‘Kumdan Mezarlık’ (Tomb of Sand) ile Uluslararası Booker kazanan Geetanjali Shree üzerinden– ya da Romencenin ilk Nobel’ini alabileceği yüksek sesle dile getiriliyor. Ayrıca başyapıtı ‘Nil’in Meryem’i’ ile prestijli Renaudot Ödülü’nü kazanan ve Ruanda soykırımını derinden işleyen Scholastique Mukasonga gibi Afrikalı kadın yazarların da Akademi’nin radarında.
TÜRKİYE’NİN ADI BİLE GEÇMİYOR
Peki, Türkiye bu yarışın neresinde? Uluslararası bahis sitelerinin 70 kişiyi aşan genişletilmiş listelerinde (66/1 gibi düşük oranlarda dahi) hiçbir Türk yazarın adı geçmiyor. Bunun arkasındaki temel neden, Akademi’nin coğrafi ve dilsel dağılım refleksleri. 2006 yılında Orhan Pamuk ile bu ödülü kazanan Türkiye, İsveç Akademisi’nin ‘ödül almış bir dili ve coğrafyayı uzun süre nadasa bırakma’ geleneği nedeniyle bu yılki kulislerde tartışma konusu bile olmuyor.
GÜÇLÜ ADAYLARIN MUHALİF YÜZÜ VE GAZZE SINAVI
Dünyanın savaşlar ve soykırımlarla sarsıldığı bir dönemde ‘Nobel Edebiyat Ödülü’ konuşulurken yazarın politik duruşu her zamankinden daha fazla mercek altında. Öne çıkan dört adayın küresel siyasete, özellikle de Gazze’ye yönelik tavırları birbirinden tamamen farklı bir yelpaze sunuyor:
AMITAV GHOSH (Hindistan): Dört güçlü aday arasındaki en aktif muhalif Amitav Ghosh. İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonlarını trajik bir yıkım olarak nitelendirip Filistin halkının acılarını ‘dehşet verici’ olarak tanımlıyor. Sadece dış politikada değil, kendi ülkesinde de Başbakan Narendra Modi’nin politikalarına ve İsrail ile kurduğu askeri ilişkilere karşı sert bir muhalefet yürütüyor.
MIRCEA CĂRTĂRESCU (Romanya): Günlük siyasi polemiklerin piyonu olmayı reddeden ancak insan hayatı söz konusu olduğunda sesini yükselten bir entelektüel. Gazze ve Ukrayna’daki çatışmalara dair, “Eserlerim ölüme ve insanın insanı katletmesine karşı varoluşsal birer protestodur” diyerek edebiyatını şiddete karşı bir kalkan olarak konumlandırıyor. Gençliği Çavuşesku diktatörlüğünde geçen yazar, totaliter rejimlerin azılı bir eleştirmeni.
CAN XUE (Çin) : Ailesi Çin Kültür Devrimi’nde ağır işkenceler ve sürgünler yaşamış olmasına rağmen, edebiyatında politik mesaj vermeyi kesinlikle reddediyor. Gazze ya da diğer jeopolitik krizler hakkında hiçbir beyanı yok. Onun muhalefeti siyaset üstü; Çin’in dayattığı toplumcu gerçekçiliği reddedip aşırı avangart yazması, sisteme karşı sanatsal bir başkaldırı olarak kabul ediliyor.
GERALD MURNANE (Avustralya): Küresel aktivizmin tamamen dışında. Avustralya’daki küçük kasabasından çıkmayan, televizyon ve internet dahi kullanmayan yazarın güncel siyasete dair hiçbir demeci yok. Ancak eserlerinde beyaz yerleşimcilerin ‘Terra Nullius’ mitini yapı söküme uğratarak sömürgeci zihniyete edebiyat tarihinin en derin eleştirilerinden birini getiriyor.
‘GEDİKLİLER’ YİNE KAYBEDECEK Mİ?
Nobel haftası yaklaştığında edebiyat dünyasının en klasik ritüeli, Haruki Murakami (14/1), Margaret Atwood (20/1) ve Thomas Pynchon (16/1) gibi isimlerin bahis listelerinde zirveyi zorlamasıdır. Ancak saygın edebiyat eleştirmenlerinin ortak kanısı, bu dev isimlerin bu yıl da ‘Nobel alamayanlar’ kulübünde kalacağı yönünde. İsveç Akademisi, popüler kültürde fazlasıyla baskın olan, kitapları milyonlar satan ‘ticari’ isimleri pas geçmeyi bir kurum kültürü haline getirmiş durumda. Edebiyat forumları, Akademi’nin ters köşe yapma arzusunun her zaman okurun beklentisinden ağır bastığını hatırlatıyor. 2024 yılında ödülü kazanan Han Kang’ın, açıklamadan hemen önce bahislerde 33/1 gibi oldukça geride bir orana sahip olması da bu tezi doğruluyor. Kısacası Murakami hayranları için bu perşembe de hüsranla sonuçlanmaya oldukça yakın; Akademi muhtemelen yine spot ışıklarından uzak, avangart bir kalemi dünya sahnesine çıkarmayı seçecek.
