Bir kez daha ‘botokslu kapaklar’ üzerine

Bir kez daha ‘botokslu kapaklar’ üzerine

Yazdımdı bunu daha önce; ‘botokslu kapaklar’ üzerine yani... Yine bu köşede.

O yazıda “kitap endüstrinin parçası olduktan sonra kendisine gösterilen özeni yitirdi gitgide” demiştim: “Daha hızlı çoğaltılması, ucuzlaması, baskı ve kâğıt kalitesinin artması yanıltmasın bizleri. Teşbihte hata olmaz, bağışlayın lütfen ama yayın endüstrisini biraz da otomobil piyasasına benzetiyorum. Meraklısı olmasanız da gözünüzün önüne eski zarif Amerikan otomobillerini getirin lütfen: ‘Cadillac’, ‘Chevrolet’, ‘Buick’, ‘Dodge’… Ya da Almanların ikonik ‘Volkswagen’ini! Bu otomobillerde konfor kadar belki ondan da önce, ‘estetik’ ön plandaydı. Teknoloji ilerledikçe estetik irtifa kaybetti. Otomobillerden kitaplara, gündelik eşyadan kılık kıyafetimize kadar hemen her şeye siniyor zamanın ‘dijital’ ve ‘telaşlı’ ruhu.” [2 Şubat 2025, Karar]

Mustafa Kutlu’nun ‘Dergâh Yayınları’ndan çıkan son hikâye kitabı ‘Bahtımın Yıldızı’nın kapağı tartışılıyor birkaç gündür. Kapak yapay zekâ kullanılarak hazırlanmış. Yayıncılıkta artan maliyetler sebebiyle belki, bilemiyorum, kolaya kaçılmış. İlk değil bu. Bir Tanpınar tutkunu olarak yayınlanmasını merakla beklediğim ‘Suat’ın Mektubu’nu sırf o berbat kapak yüzünden aylarca satın alamadığımı yazsam, fazla mı hassas bulursunuz beni, güler misiniz bu tavrıma? Ama ne yapayım, böyle. Mustafa Kutlu modernite eleştirisiyle bilinen bir hikâyeci üstelik. Geleneğin yitimini mesele edinmiş ömrü boyunca. Bu durumun öznesi olması meseleyi daha da ironik kılıyor elbette.

Batı basınında çıkan bazı haberlerde yapay zekânın tanıtım, kapak tasarımı, arka kapak yazısı ve e-postalar için kullanıldığı ve bazı yöneticilerin genç çalışanları yayıncılık dünyasında da bu teknolojiyi savunmaya teşvik ettiği yazılıp çiziliyor ne zamandır. Yazar Stephanie Johnson ve Elizabeth Smither’ın kitapları, yapay zekâ kullanılan kapak tasarımları nedeniyle Yeni Zelanda’nın en prestijli ödüllerinden birisi olan ‘Ockham Kitap Ödülleri’nin 2026 değerlendirme listesinin dışında bırakılmış meselâ.
Tartışmalar sadece kitapların biçimiyle sınırlı değil maalesef. Mart ayında ‘The Guardian’da çıkan bir habere göre şüpheli yapay zekâ kullanımı nedeniyle Mia Ballard adlı bir yazarın ‘yazdığı’ korku romanının [Shy Girl] ABD’deki yayını iptal edilmiş ve İngiltere’deki baskısı da durdurulmuş. Yine aynı habere göre Cornell Teknoloji Enstitüsü’nde bilgi bilimi profesörü ve sosyal teknolojiler araştırma grubunun başkanı Mor Naaman yapay zekânın kullanıcıları ‘tekdüze ve tatsız bir kültüre’ ittiğini söylemiş ve eklemiş: “İnsan zihninin sahip olduğu gerçek anlamda çeşitli yaratıcılığı asla üretemez.”

bahtim-2.jpg

Kitabın biçimiyle başlayan tartışma içeriğine de sıçramış durumda özetle. Artık ‘bilgisayarın’ şiir/hikâye/roman yazıp yazamayacağı, resim veya sinema filmi yapıp yapamayacağı da konuşuluyor. Özellikle görsel sanatlarda gitgide etkisini arttıran yapay zekânın sınırlarını merak ediyor bütün dünya... İnsan ilişkilerinde hoyratlığa, özensizliğe ve kolaya kaçmaya alışıyoruz yavaşça. Bari maneviyatımızı iyileştiren edebiyatta ve sanatta bu tuzağa düşmeyelim istiyor insan.

Kitap kapakları veya yapay zekâ ile üretilmiş metinler değil; aslında mesele -artık- kültürümüzü kimin ve neyin şekillendireceği: binlerce yıldır olduğu gibi insanlar mı, yoksa makineler mi? Mor Naaman yapay zekânın insan zihni kadar yaratıcı olamayacağını düşünse de bilgisayar elimizden ‘hayret etme’ gücümüzü almak üzere. Sistine Şapeli’nin duvarını ve tavanını gördüğüm günü hatırlıyorum, Michelangelo’nun ‘Son Yargı’ freskini. Ya da ‘Musa’nın Hükmü’ heykelini. Bitirdiğinde elindeki çekici Musa’ya fırlatıp “konuşsana” dediği anlatılır. Yaratıcı aklın kendi yeteneğine bile duyduğu hayret... Piramitleri, Bach’ın konçertolarını, Dostoyevski’yi, Van Gogh’u, Şeyh Galip’i, Mimar Sinan’ı bize bahşeden, ruhumuzda taşıdığımız bu “hayret etme gücünden” başka nedir ki? Şimdi onu hızlıca makineye devretmek üzereyiz. Bilgisayarın yapıp ettiği şeylere daha çok şaşırır olduk.

Tarkovski’ye göre ‘çağdaş insan’ bir kavşakta duruyor: “Önünde bir ikilem var. Sürekli yeni teknolojilerin akın ettiği, maddi değerlerin biriktikçe biriktiği koşullar altında kör bir tüketici olarak varlığını sürdürüp gitsin mi, yoksa son çözümlemede yalnızca onun için değil, tüm toplum için de kurtarıcı bir gerçeklik olabilecek bir manevi sorumluluk yolunun arayışına mı girsin?” Yani ‘Tanrı’ya geri dönmeyi’ öneriyor Tarkovski. Tanrı’ya ve insana...

Yahya Kemal’in mısrası geliyor aklıma: “Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar! / İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar” diyor büyük şairimiz. Bizi insan kılan hayallerimizdir. Hayallerimizi gerçekleştirip, yaratıcılığımıza hayret edebilme gücümüzü... Bir onu yitirmemeli insan. İnsan kalabilmek için.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN