Türkiye’nin kültürel mirası, zaman zaman estetikten ve restorasyon ilkelerinden uzak müdahalelerle zedelenmeye devam ediyor. İstanbul’un incisi Adalar’ın tek tarihi İslami eseri olan Büyükada Hamidiye Camii, bugün tarihi dokusuyla taban tabana zıt bir manzarayla karşı karşıya. II. Abdülhamid tarafından yaptırılan ve 133 yıllık geçmişiyle adanın hafızasını taşıyan, kesme küfeki taşından inşa edilmiş bu zarif yapının ana girişi; halk arasında ‘pimapen’ olarak tabir edilen alüminyum ve cam ağırlıklı sakil bir camekanla kapatılmış durumda. Tarihi merdivenleri, cephe estetiğini ve yapının nefes alan mimarisini tamamen yutan bu eklenti, koruma disiplinleriyle uyuşmayan bir silüet yaratıyor.
YAPILAN RESTORASYONUN ARKA PLANI
Görüntünün arka planında ise caminin yakın geçmişte geçirdiği kapsamlı restorasyon süreçleri yatıyor. Büyükada Hamidiye Camii Derneği’nin resmi yayın organı ‘hamidiyecamii.org’ adresinde yer alan bilgilere göre; yapıdaki en köklü restorasyon projesi 2005-2010 yılları arasında hayata geçirildi. Süreç, başını Adalı Kenan Çırpıcı’nın çektiği bir grup gönüllünün caminin yanındaki ahşap evi almak istemesiyle başladı. 2005 yılında Adalılardan toplanan yardımlara Diyanet Vakfı’nın desteği de eklenince söz konusu mülk satın alınarak vakıf adına tapuya kaydedildi. Ardından Yüksek Mimar Barış Han tarafından hazırlanan projeyle, iki parsel arasındaki yapılar ortadan kaldırılarak cami bahçesi büyütüldü; tuvaletler yer altına alındı, şadırvan ve gasilhanenin yeri değiştirildi.
RESMİ MAKAMLAR DEVREYE GİRMİŞ
Tarihi ahşap ev ise aynı süreçte Adalar Müftülüğü hizmet binası olarak restore edildi. Dernek kayıtlarına göre; tüm bu aşamalar için Diyanet Vakfı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü ile mutabakat sağlandı ve 5 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’ndan onay alındı. Hatta dönemin Başbakanının adayı ziyareti sırasında verdiği talimatla, projenin cami parselinde kalan bölümü bizzat Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından ihale edilerek tamamlandı.
CEVAP BEKLEYEN SORULAR
Milyonlarca liralık bütçeler, kurumların mutabakatı ve gönüllülerin büyük gayretiyle tamamlandığı belirtilen devasa düzenlemenin ardından, caminin ana girişine hançer gibi saplanan bu camekanlı yapının nasıl ortaya çıktığı ise büyük bir soru işareti barındırıyor. Eklektik dönemin mimari zarafetini plastiğe ve metale hapseden bu sakil yapının, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün ve koruma kurulunun bilgisi dahilinde yapılıp yapılmadığı büyük bir merak konusu. Tüm bu tablonun en vahim yanlarından biri ise; İstanbul’un en çok ziyaret edilen noktalarından birinde, on yıl önce eklendiği belirtilen ucube müdahalenin bunca zaman boyunca hiçbir yetkili merci veya koruma bilincine sahip çevreler tarafından fark edilip gündeme taşınmamış olması. Tarihe karşı işlenen bu on yıllık sessiz ayıp, kültürel mirasımızı koruma konusundaki kurumsal ve toplumsal körlüğümüzü bir kez daha gözler önüne serdi.
DERNEK YETKİLİSİ: ‘KORUMA KURULU ‘METAL OLACAK’ DEDİ’
Konuyla ilgili ulaştığımız Büyükada Hamidiye Camii Derneği yetkilileri, camideki çevre düzenlemelerinin 2009-2011 yılları arasında yapıldığını ve tüm detayların derneğin internet sitesinde bulunduğunu belirtti. Tarihi yapının girişini kapatan camekanlı bölmeyle ilgili sorularımızı yanıtlayan yetkili, uygulamanın resmi bir karara dayandığını ifade ederek şu bilgiyi paylaştı: “Kapı önündeki koruma yenilendi. Evvelden ahşaptı o koruma; ancak Koruma Kurulu ‘metal olacak’ dediği için yaklaşık on yıl önce metale çevrildi.”
İSLAM MİMARİSİNİN ADA’DAKİ EN ÖNEMLİ MÜHRÜ
Büyükada Hamidiye Camii, yalnızca Büyükada’nın değil, dokuz adadan oluşan İstanbul Adaları’nın günümüze ulaşan tek tarihi camisi olma gibi eşsiz bir değere sahip. Sultan II. Abdülhamid’in emriyle 1893 yılında inşasına başlanan ve 25 Nisan 1895 tarihinde ibadete açılan yapı, dönemin Batı etkisindeki eklektik mimari üslubunun en zarif örneklerinden birisi olarak biliniyor. İki katlı olarak tamamen kesme küfeki taşından inşa edilen caminin zemin katı, ilk yıllarında adadaki Türk çocukları için okul (mektep) olarak hizmet verdi. Zarif cephe kurgusu, çift yönlü merdivenleri ve tek şerefeli kesme taş minaresiyle öne çıkan tescilli kültür varlığı ayrıca adanın çok kültürlü tarihi içinde İslam mimarisinin en önemli mührü konumunda.
