Öyle yumuşacık, lapa lapa, uzun uzun değil, çocukluğumuzda ‘köpek karı’ dediğimiz cinsten, sert, dolgun taneler halinde. Ama yine de sevindik. Kar yağınca bütün çocuklar sokağa çıkmak ister. Ben de... Kasımpaşa vapur iskelesinin yanında on üç-on dört yaşında bir kız, kardeşini elinden tutmuş gezdiriyordu. Kara gözleri ve burnu Karadenizli olduğunu ele veriyordu. Elimdeki fotoğraf makinasını görünce “Amca bizim de resmimizi çeksene” dediler ve bana bakıp en temiz halleriyle gülümsediler. Fotoğraflarını çektim. Biraz konuştuk. Ayrıldık. Aynı akşam o çocuklar bilgisayar ekranında o en temiz ve en güzel halleriyle bana bakıyorlardı. Fotoğraflarını çekerken onlarla paylaştığım güzel duyguları ve konuştuğumuz şeyleri bütün ayrıntılarıyla yeniden yaşıyordum.

Bir ara toz ve çizikleri silmek için kızın fotoğrafını büyüttüm ve gördüm ki yüzündeki toz ve çizik sandığım o şeyler dikiş izi. Ve o an bütün huzurum kaçtı. Sonra gözlerinin altındaki kırışıklıklar dikkatimi çekti. Basit bir kaza olmuş olsa keşke ama sağ yanağında ve sol gözünün altındaki üçer dikiş zihnime en kötü hikayeleri üşüştürüyor. Daha kötüsü şu koca âlemde onun gibi niceleri daha var olacak ve elden bir şey gelmiyor.
