Ressam, sinema oyuncusu, hattat, ressam, gravür, heykel, gravür ve baskı sanatçısı, sinema oyuncusu Süleyman Saim Tekcan, 86 yaşında vefat etti. Ailesi, ustanın vefatını sosyal medyadan “Çok sevgili babamız, Türk sanatının büyük ustası Süleyman Saim Tekcan’ın ebediyete irtihalini derin bir üzüntüyle paylaşıyoruz” ifadesiyle duyurdu. Paylaşımda, şunlar kaydedildi: “Yaşamını sanata, eğitime ve kültürel mirasın gelecek kuşaklara aktarılmasına adayan Tekcan, eşsiz eserleri, yetiştirdiği sanatçılar ve Türk sanat tarihine kazandırdığı kalıcı değerlerle ardında silinmeyecek, kıymetli bir miras bıraktı. Fâni alemde insani değerleri daima geçici değerlerin önünde tutan insanlar, geldikleri toprağa dönen bedenlerinin ardından da yaşamaya devam ederler. Geride bıraktıkları eserler, yetiştirdikleri insanlar ve dokundukları hayatlarla çevrelerini aydınlatmayı sürdürürler. Ömrünü sanata ve insana hizmete adamış büyük ustayı sevgi ve saygıyla uğurluyoruz. Allah rahmetiyle kuşatsın, mekanı cennet, makamı ali olsun.”
Sanatçının cenazesi, 19 Ekim Pazartesi günü (yarın) ikindi namazını müteakip Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camisi’nde kılınacak cenaze namazının ardından, Mahmut Şevket Paşa Aile Mezarlığı’na defnedilecek.
KENDİNE HAS SANAT DİLİ İLE İZ BIRAKTI
“Benim resmime bakıp ‘Süleyman Saim Tekcan’ın eseridir’ demiyorlarsa ben, ben değilim” diyen usta sanatçı, çok yönlü ve münbit bir sanatçıydı. Trabzon’da 1950’lerde boya bulamadığı için sobada yanan kömürlerle resim yaparak başladığı sanat yolculuğunda zamanla soyut çalışmalara yöneldi. 1970’li yıllardan itibaren özgün baskı denemelerine ağırlık verdi. Serigrafilerinde ‘Analar ve Çocukları’ ile ‘Takunyalı Kadınlar’ gibi doğrudan Anadolu kadını kökenli figürleri işledi. Zamanla figüratif yaklaşımı soyut biçimsel ifadeye dönüştü. Türkiye’de soyut sanat anlayışının yapısal bir çerçevede geliştiği dönemde Tekcan, gravürlerindeki benzersiz doku yoğunluğuyla çağdaş soyut yaklaşımın ender temsilcilerinden biri oldu.
TEKCAN TEKNİĞİ’ İLE ADINI DÜNYA LİTERATÜRÜNE YAZDIRDI
Sanatçının 1970’li yılların sonunda geliştirdiği ‘yaş üstüne yaş baskı’ (serigrafi) yöntemi ‘Tekcan Tekniği’ adı ile dünya literatürüne girdi. 1988 yılında büyük boy özgün baskılarıyla tekniğe yeni bir yaklaşım getiren sanatçı, klasik seri üretimden uzaklaşıp soyut yapıtları ustalıkla bütünleştirdi. Soyut anlatıların yanında at figürünün de belirmeye başladığı yıllar, 1989’daki Ankara sergisiyle zirveye ulaştı. ‘Anadolu Medeniyetleri’ ve ‘Atlar ve Atlılar’ serilerinde rölyef etki, transparan renk geçişleri ve somut-soyut senteziyle geliştirdiği benzersiz teknikler, ismini dünya özgün baskı literatürüne taşıdı. Aynı yıllarda Güzel Sanatlar Anadolu Lisesi’nin kurulmasına öncülük etti, Mimar Sinan Üniversitesi Grafik Bölüm Başkanı olarak eğitime bilgisayar tabanlı çalışmayı entegre etti ve 1994’te fakültenin dekanı seçildi. Eserlerinde Selçuklu ve Osmanlı kökenli Türk motiflerini kaligrafik düzenlemelerle harmanlayan usta isim, geçmişe sahip çıkma düşüncesiyle gelenekselliği bireysellikle birleştirip çağdaş bir anlatımla öze ulaştı.
‘GELECEK KUŞAKLARIN SANATLA BULUŞMASINA ÖNCÜLÜK ETTİ’
Tekcan’ın vefat haberinin duyulmasıyla kültür sanat dünyasından baş sağlığı mesajları art arda geldi:
M.LUTFİ ŞEN: Süleyman Sami Tekcan, bu toprakların yetiştirdiği, bu coğrafyanın değerlerini, kendi değerlerini dünyanın en çağdaş diliyle ifade eden, gelecek nesillerin örnek alacağı çok özel bir sanatçıydı. Kendisiyle Şerefiye Sarnıcı’nda çok özel bir sergi yapmıştık. Doğançay Müzesi Resim Yarışması’nda yıllarca birlikte çalıştık. Özgün bir dil yarattı ve gelecek kuşakların sanatla buluşmasına öncülük etti. Türk resim sanatımız yeri doldurulamaz bir değerini yitirdi. Çok üzgünüm. Allah gani gani rahmet eylesin.
MAHİR POLAT: Yıl 2021, yaşayacaklarımızdan habersiz aklımızda İstanbul, tarih ve sanat üzerine çocuk heyecanı ile dolu fikirler. İstanbul’un rüzgarında birlikte nefes alıyoruz. Uzak Asya’dan Akdeniz’e dört nala uzanan Quadrado kısraklarının ressamı, heykeltraşı, ‘Sevmek Zamanı’ filmindeki gökyüzü gibi yakışıklı Başar’ı; İMOGA’nın mimarı, Trabzon’un güzel insanı, dost abim, can Süleyman Saim Tekcan’ı kaybettik. Güzelliğin ve dostluğu ustasıydı. Ürettiği, öğrettiği, paylaştığı her şeyle dünyamızı güzelleştirdi. Canım üstadım… Ne desem az gelir. Mekânın cennet olsun. Kaybımız çok büyük.
AYLİN ŞENGÜN TAŞÇI: Türk sanatının ulu çınarlarından, kıymetli büyüğümüz Süleyman Saim Tekcan’ı kaybetmenin derin hüznü içindeyim. Ardında yetiştirdiği nesiller, sanata açtığı aydınlık yollar ve kültür belleğimize nakşettiği eşsiz bir miras bıraktı. Birlikte paylaştığımız anların, tebessümünün ve sanata kattığı ruhun kıymeti daima kalbimizde yaşayacak. Kıymetli hocama Allah’tan rahmet, kederli ailesine, tüm sevenlerine ve sanat camiamıza sabır ve başsağlığı diliyorum. Hatırasının önünde saygıyla eğiliyorum.
HASAN MERT KAYA: Sanatçı kimliğinin yanı sıra Türkiye’de grafik sanatların kurumsallaşmasına sağladığı katkılar ve yetiştirdiği binlerce öğrenciyle Türk sanat tarihine damga vurmuş bir isimdi Süleyman Saim Tekcan hocamız. Allah rahmet eylesin.
HÜLYA YAZICI: Bâki kalan bu kubbede bir hoş sada ve güzel izlermiş, Rahmetle, ahiret hayatın dünyandan güzel olsun Sevgili Süleyman Saim Tekcan.
‘SEVMEK ZAMANI’NIN İKİNCİ JÖNÜ
Tekcan aynı zamanda tiyatro ve sinema oyuncusuydu. Oyunculuk hayatına 1964 yılında Trabzon Tiyatro Kulübü’nde başlayan Süleyman Saim Tekcan, Thomas Hegger ve Jasua Logan’ın yazdığı, Haluk Ongan’ın sahneye koyduğu ‘Zafer Madalyası’ oyununda rol aldı. Ses mecmuasının Yeşilçam’a kazandırdığı yüzlerden biriydi. Beyazperdede ilk olarak Hülya Koçyiğit’in başrolünde olduğu, Ülkü Erakalın’ın yönettiği 1965 yapımı ‘Sevgili Öğretmenim’ filminde ressam rolünü canlandırdı. Ardından Türk sinemasının 50 yıl boyunca en iyi 10 filmde ilk sırada yer alan, usta yönetmen Metin Erksan’ın kült eseri ‘Sevmek Zamanı’nda (1966) Müşfik Kenter ve Sema Özcan ile başrolü paylaştı. Filmdeki ‘kötü aşık’ Başar karakterine hayat veren Tekcan, yıllar sonra Metin Erksan ile Mimar Sinan Üniversitesi’nde birlikte hocalık yaptı, yönetmenle dostlukları uzun yıllar sürdü.
TÜRKİYE'DE ÖZGÜN BASININ VİRTÜÖZÜ
Türkiye’de ‘Özgün Baskının Virtüözü’ unvanıyla anılan Süleyman Saim Tekcan, 6 Ekim 1940’ta Trabzon’da doğdu. 1961’de Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’nden mezun oldu. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde lisans ve Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Sanatta Yeterlilik eğitimini tamamladı. Sanat eğitimini Almanya’da baskı resim üzerine yaptığı araştırmalarla geliştiren Tekcan, 1975 yılında Mimar Sinan Üniversitesi öğretim kadrosuna girdi. 1985’te profesör oldu, 1994-1995 yılları arasında dekanlık görevini yürüttü. 1996 yılında Yeditepe Üniversitesi, 2007 yılında Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Kurucu Dekanlığı görevlerini üstlendi. Sanat yaşamındaki en kalıcı girişimlerinden biri ise 2004’te İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi’ni (İMOGA) kurması oldu. Özgün baskı sanatının üretim, arşiv ve sergileme olanaklarını bir araya getiren müze, sanatçının yıllar içinde oluşturduğu atölye geleneğinin kurumsal devamı niteliği taşıyordu. Sanatçının Emel Tekcan ile evliliğinden Elvan ve Eda isimli iki kız çocuğu sahibiydi. Tekcan 2022’de Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ne layık görüldü.
HER GÜN BİNLERCE İSTANBULLUNUN ÖNÜNDEN GEÇTİĞİ ‘LEYLA SÜMBÜL’
Sanatçının hat sanatıyla beraber resmettiği, ‘Riva atları’ veya ‘yılkı atları’ diye de bilinen at figürlü çalışmaları çok büyük bir üne sahiptir. Bilindiği gibi at figürü geçmişten günümüze Türkler için ayrı bir yere sahiptir. Tekcan’ın 1993’te hayata geçirdiği ‘Atlar ve Hatlar’ çalışmasında kaligrafi ile gravür birleşir. Tekcan, 2018’de Şerefiye Sarnıcı’nda açılan heykel ve gravür sergisinin açılışında atlara olan tutkusunu şöyle özetlemişti: “Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u alması, bizim Anadolu’ya at sırtında gelmemiz, koca bir imparatorluğun kurulması at dediğimiz yaratık olmasaydı gerçekleşmeyecekti. Nitekim at çok önemli. Dolayısıyla dünyada zirveye ulaştığımız sanatlardan bir tanesi olan hat sanatımızı atlarla buluşturmak istedim.” Öte yandan Mecidiyeköy meydanında her gün yüz binlerce İstanbullunun önünden geçtiği muazzam at heykeli de Süleyman Saim Tekcan’ın eseridir. 3,5 ton ağırlığında ve 3,5 metre yüksekliğindeki heykele ilham veren ve ismini taşıyan ‘Leyla Sümbül’ ise, usta sanatçının çok iyi at binen Çerkez babaannesinden başkası değildir.
