Adalet - Kıyamet
Yapay zekâ buldu. Latince kökenli “Fiat justitia, ruat caelum” ifadesinin Türkçe karşılığı imiş. “Adalet yerini bulsun, varsın kıyamet kopsun” (veya gök kubbe yıkılsın) şeklinde bizde de siyaset gündemine giren söz.
En son Bülent Arınç hatırlattı o sözü, eski Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e atfen.
Yapay zekâ, bu sözün, hukuk felsefesinde iki büyük akımın çatışmasını özetlediği bilgisini de getirdi, şöyle ki:
-Adalet Merkezli Görüş (Deontoloji): Doğru olanı yapmak bir görevdir. Sonuçları kötü olsa bile adaletten taviz verilemez.
-Faydacı Görüş (Utilitarianism): Bu söze karşı çıkanlar ise “Eğer gök kubbe yıkılacaksa (yani toplum yok olacaksa) adalet kimin için tecelli edecektir?” sorusunu sorarak, yasaların ve kararların toplumsal fayda ile kamu düzenini koruması gerektiğini savunur.
Sanıyorum bu sözü bizde bir de, AYM kararlarına rağmen “hak ihlâli” giderilmeyen Tayfun Kahraman’ın eşi Meriç Kahraman yazmıştı bir sosyal medya mesajında.
Şimdilerde fon vurgunu dolayısıyla bir kere daha hatırlanıyor bu söz. “Adalet yerini bulsun, varsın kıyamet kopsun.”
Bu olayda “kıyametin kopması” herkes için farklı boyutlarda gerçekleşecek gibi gözüküyor, onun için de herkes kıyametin kendi başına kopmaması için çareler arıyor. “Faydacı görüş”ün mensuplarından geçilmiyor.
Olay Cumhur İttifakı’nın en keskin iktidar döneminde gerçekleşti. Ak Parti’nin mutlak, MHP’nin yandan desteklediği bir iktidar döneminde. İktidar siyaseti dizayn ediyor, rakipleri yargılıyor, saf dışı bırakıyor vs.
Bir kere iş bu noktaya gelinceye, yani milyarlarca liralık – dolarlık yolsuzluklar gerçekleşinceye kadar kimse fark etmeden ya da herkesin fark edeceği açıklıkta icra edilinceye kadar herhangi bir denetim mekanizmasına takılmamış olması denetim mekanizmasının iflâsını sergiliyor.
İkincisi, vurgunun bir yerinde iktidarın pek yakınındaki isimlerin bulunması… En sembol kişi, Ak Parti’de genel başkan yardımcılığı yapıyorken yakalanmış durumda… Bu yönüyle listede kimlerin var olduğu sorusunun en çok iktidar cenahını tedirgin ediyor olması normal.
Böyle bir vurgunda işe Meclis’in – Yargı’nın el koyması beklenir.
Yargı el koymuş durumda evet, ama Yargı iktidar tarafından etkilenme kuşkusu taşıyor. Onun için “Yargıya güven” sorunu var.
Meclis’te ise Cumhur İttifakı etkinliği var ve vurguna ilişkin bir Meclis Araştırması yapılması, iktidar cenahının oylarıyla reddediliyor. Ak Parti grup başkanvekili Özlem Zengin’in “Araştırma yapılsın, liste açıklansın” talebi bile dikkate alınmamış durumda.
Medya… Medya halk adına denetim yapar demokratik ülkelerde. Bizde medyanın önemli, hatta çok önemli bir kısmı iktidarın denetiminde. Ancak olay o kadar “fahiş” ki, iktidar medyası olarak bile işin üstünün örtülmesi imkânı yok. Kaldı ki hâlâ işin dâvâ boyutunu kaybetmeyen ve tam da orada bir yaralanma gerçekleştiği kaygısını taşıyan bir kesim, “Ak”ın “Kara”nın ortaya çıkmasını istiyor.
Bu arada, olaya iktidar denetimi dışında bakıp işin içindeki bit yeniklerini araştıran medya mensupları ise, diğerlerine gözdağı mesajı taşıyacak nitelikte takibata uğruyor.
İktidar cenahı, bu kıyameti göğüsleme işini Cumhurbaşkanı Erdoğan’a havale etmiş, ya da Cumhurbaşkanı Erdoğan bu kıyameti bizzat savuşturmayı tercih etmiş durumda.
Sanki bunu savuşturursa, iktidar cenahında, önümüzdeki seçimlerde en azından Cumhurbaşkanı adına karizmatik bir sıçrayış beklentisi de imkân dahiline girecek.
Acaba öyle mi olacak?
Şu anda, fon vurgunu toplumun çok geniş kesimlerinden tepki alıyor. Kamuoyu araştırmalarına göre Ak Parti tabanında bile yüzde 50 nispetinde bir tepki var. Açlık - yoksulluk sınırlarının milyonları kasıp kavurduğu bir ekonomi ortamında, iktidara yakın birtakım adamlar malı götürmüşler… Algı bu. Ak Parti’ye oy verip de ekonominin cenderesinde kıvrananların başka türlü düşünmesi mi beklenecekti?
“İktidarın gözü önünde malı götürmüşler.” İktidar göz mü yummuş? Hırsız içerde olduğu için kapılar anlamsız hale mi gelmiş? Aynı zamanda Ak Parti genel başkanı da olan Erdoğan, en yakınındaki insanların bu işe karıştığını görmemiş mi?
Bunar her ortamın soruları.
Ak Parti’nin bir kesimi, bu işlerde payı olmayan bir kesimi, “Vurgun herkesi gölgeliyor, kirlenenler açığa çıksın, parti arınsın, değilse kıyamet hepimizin başına kopacak” kaygısında.
Tam bu noktada parti temsilcilerinin, muhalefet söz konusu olduğunda önemsemedikleri “Lekelenmeme hakkı – masumiyet karinesi – soruşturmanın gizliliği – tutuklu yargılanmanın sınırlılığı” gibi ilkeleri hatırlaması da yine parti içinde örme çabasının uzantısı olarak okunuyor.
Örtme…
Örterek kıyametin kopmasına mani olma…
Yani adalete oyun oynama…
Belki de böyle bir yol keşfedilmiştir kim bilir…
Bakalım Meclis denetim görevini yapabilecek mi?
Bakalım Yargı “Adalet yerini bulsun, varsın kıyamet kopsun” diyebilecek mi?
Türkiye Yüzyılı’nın sınavı…
