Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı kim üzüyor?
AK Parti Sözcüsü Çelik, ‘en iyi savunma saldırıdır’ modunu açtı. Partilerinin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın saldırıya uğradığı gerekçesiyle.
Oysa fon tokatçılığında bir saldırı var ama fonzedeler uğradı, kendileri değil.
Bir kumpas olduğu doğru ama AK Parti’ye kurulmadı, millete kuruldu.
Asıl hedef iktidar, asıl mağdur AK Parti değil. Hedef de mağdur da parası deve edilen millet.
İktidarın kendisini, liderini ve kadrolarını koruma refleksi anlaşılabilir. Fakat milletin parasını çoğaltacakken kendi parasını çoğaltanları koruma pahasına mı?
Korunacaklar sıralamasında önceliği kendine veremez iktidar, millete vermek zorunda. Vurguncuları yakalayıp cezalandıracak, ortaya çıkarmaya çalışanları değil.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı üzüntü ve yıpranmadan korumanın yolu da milleti üzmemekten, vatandaşı yıpratmamaktan geçiyor.
Milleti üzenleri Cumhurbaşkanı’nı üzmemenin arkasına saklayıp korumaktan geçmez o yol.
Savunmadan saldırıya geçmek, siyasi rakiplerle çekişmelerde başvurulacak bir taktik.
Fon dolandırıcılığı ise iktidarla muhalefet arasında bir anlaşmazlık değil. Milletle devlet gücü, yetkisi ve nüfuzu kulananlar arasında bir boyuta sahip.
Böyle bir denklemde en iyi savunma, saldırı olamaz. Karşı atakla susturmaya, bastırmaya kalkmak hesap vermekten kaçınma, örtbas gibi görünür.
Vurguncuların üstüne gidenlerin üstüne gidiliyorsa... Üstüne gitmeyi bırakıp üstünü kapatmaya mı dönüldü, diye sordurur? Sorulmaya başladı bile.
“Fon dolandırıcılığında en ağır fatura gazetecilere kesildi; Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı tutuklandı, İsmail Saymaz ve Murat Ağırel’e ev hapsi geldi” haberlerine sebebiyet verilmeyebilirdi.
Sözcü’ye “çaldığını verene af varsa yazan da silsin, affolsun” manşeti attırılmayabilirdi.
Kaldı ki o gazeteciler, Yeni Parti’nin iddialarını aktarmaktan, soru sorup bir fotoğrafı kurcalamaktan öteye geçmiyor. Kabak niye onların başına patladı?
‘Fon filmine karıştınız mı, vurguncularla ilişkiniz ne’ sorularından ikisinde rakam başka, isim başkasıymış. Ticaret Bakanı Bolat’la Aile Bakanı Göktaş cevaplarını verdiler.
Olması gereken budur zaten. Yalansa çıkar yalanlarsın. Yalan değil de bir yanlışlık varsa para miktarını, isim benzerliğini düzeltirsin, biter.
Düzeltmen dikkate alınmaz, peşin suçlu ilan edilirsen de iftira, karalama davası açarsın.
Bundan halkı yanıltıcı bilgiyi yayma suçlamasıyla gazetecilere tutuklama, ev hapsi mi olur?
Hem ‘ben açıklamıyorum, siz de sormayın, lekelenmeme hakkı var, kimse üstüne gidip kurcalamasın’ tavrı, bir şey saklandığını düşündürür.
SUÇLAMAK MUHALEFETE KATLANMAK İKTİDARA
Defanstan çıkıp karşı atağa geçme taktiği, en azından bu konuda iktidarı koruma amacına hizmet etmiyor. Yaramadığı, ters sonuç ürettiği baştan belli.
AK Parti inanmıyorsa eskiden kendine kılavuz aldığı Şeyh Edebâli’nin Osman Gazi’ye öğütlerine tekrar baksın.
Ne diyordu; “artık beysin; öfke bize uysallık sana, suçlamak bize katlanmak sana...”
Artık iktidarsan öfke ve suçlamak millete, muhalefete düşer. Uysallık ve katlanmak yani hesap vermek de sana.
Hesap sormak iktidara, vermekse muhalefete ve gazetecilere düşmüyor.
Tüm liste açıklansın, vurguncularla mağdurlar belli olsun, aramızdaki akla kara çıksın, AK Parti gerçek bir aklanmaya girişsin, meydan haksız suçlamalara bırakılmasın, ak kalmayı başaranlar zan altından kurtarılsın isteyen AK Parti’liler yok mu?
Grup Başkanvekili Zengin, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Saral, İçişleri Bakan Yardımcısı Turan, AK Parti milletvekili Bayram iktidarın kötülüğünü mü istiyordu? Karalamak, kötülemek, iktidara saldırmak için mi konuşuyorlar?
Eski Akıncılar Derneğinin devamı İnsan ve Medeniyet Hareketi aynı niyetle uyarıyor. Onların da maksadı iktidara yol göstermek.
“Dini söylemler, kardeşlik bağları ve kişisel itibar; şeffaflığın, denetimin ve hesap verebilirliğin yerini tutamaz” diyorlar. Tutar mı?
‘Ezanın, bayrağın, kişisel itibarın arkasına saklanmayın’ çağrısıdır.
Hesap sorulması kimin zoruna gidiyorsa iktidarda işi yok; devlet gücü, yetkisi ve nüfuzu kullanacak görevler üstlenmesin. Üstleniyorsa suçlamak ve hesap sormak millete, katlanmak ve hesabını vermek ona düşer. Bir zahmet kusura bakmayacak.
