Güneştekin’in Venedik’te diktiği kendi Sessizlik heykeli

Hepimiz yaşarken kendi heykelimizi yontarız ama kaçımıza hem de Venedik’te onu dikmek nasip olur?

İstanbul’un devri geçmiş sanat sultası benden duymuş olmasın. Kendini hâlâ kültür- sanat hegemonu zanneden o arkadaşlar üzülecek belki...

Uzun süre yok saydıkları, sonra da görmezden geldikleri, bir türlü kabullenemedikleri, hatta modern sanat müzesi açıp bir eserini bile koymadıkları, bunca yıl Venedik Bianeli Türkiye Pavyonu’nu organize edip bir kez dahi sergilemedikleri Ahmet Güneştekin var ya... Roma’dan sonra Venedik’te de işlerini konuşturuyor.

Ne yaparsın, kaderin cilvesi işte.

İster masalsı köprülerinden geçin, ister gondollarla gezin... Bu maskeler ve kanallar şehrinde illa ki tarihi saray Palazzo Gradenigo’ya rastlarsınız.

Orada artık sizi üç sürpriz karşılıyor. Biri, üstündeki Güneştekin Vakfı tabelası. Diğeri, Sessizlik sergisini tanıtan banner. Ve hemen dış cephesindeki girintide boylu boyunca bir kadın heykeli.

Kapıdan içeri girdiğinizde ise karşınıza 3 metreyi aşan başka bir heykel çıkıyor, bir erkek heykeli. Sessizlik sergisinin başladığını haber veren sanatçıyı temsil ediyor. Güneştekin’in otoportresi aslında. İşaret parmağını dudaklarına götürerek sus işareti yapıyor.

DEVRİ GEÇMİŞ SANAT HEGEMONLARINA KÖTÜ HABER

whatsapp-image-2026-04-24-at-21-50-16.jpeg

Roma’da Ulusal Modern Sanat Müzesi’nde açtığı serginin yankısı henüz sürerken, daha senesi dolmadan şimdi de Venedik Bienali’ne damga vuracak sergilerden birini açmak az şey mi!

Dostum diye demiyorum, hepimizi gururlandırması gereken bir başarı.

Roma’dan sonra Venedik’te de İtalyan ve Avrupa medyasının ilgisini görseniz şaşardınız.

Allah var, Güneştekin’in Diyarbakır, İzmir ve en son İstanbul Feshane sergileri sanatseverlerden ve halktan muazzam ilgi gördü.

Fakat aynı şeyi kimin sanatçı, neyin sanat olup olmadığına karar vermenin tekellerinde olduğunu, kanonu kendilerinin belirlediğini sanan dar bir çevre için söylemek zor.

Kusura bakmasınlar ama Venedik Bienali Türkiye Pavyonu’nu düzenleyen İKSV de sözüm ona estetik eliti geçinen sanat hegemonlarının etkisinden kurtulamıyor.

Güneştekin’in ünü Türkiye sınırlarını aştı, onlar önyargı ve ayrımcılıklarını aşamadı.

VENEDİK BİENALİ BU YIL MİNÖR TONLARDA

whatsapp-image-2026-04-24-at-21-50-16-1.jpeg

Yüzen şehir, sanat dünyasının merakla gözlediği bienale hazırlanıyor. Bu yılki teması Minör Tonlarda.

Yani Trump gibi büyük harflerle değil küçük harflerle konuşan işler. Kuru gürültülü sahte kıyametler değil, usulca içe işleyen deprem pandomimleri koparacak eserler...

Sanatın küresel sahnesi bu temayla kurulacak. Bienal 6 Mayıs’ta başlıyor. 100 kadar ülke, resmi pavyonlar açacak. Birkaç katı da yan etkinlik eşlik edecek. Yalnız bunlar, bienal kataloğuna giren sergilerden aşağı kalmıyor.

Birçok önemli sanatçı gibi Güneştekin de yeni âdete uyup önden sahnede yerini aldı.

2024’te satın aldığı Palazzo Gradenigo’nun restorasyonu bitmedi gerçi. Ancak tamamlanan ilk iki katına zebellâ gibi 11 bronz heykel ile büyük boyutlu 11 yağlı boya eseri yerleştirilmiş.

Ben de bir grup gazeteci ve sanatseverle dünkü ön izlemesi için Venedik’teydim.

Viyana’da, Macaristan Peç’te, Bakü’de, Roma’da hepsi prestijli müzelerde açılmış kişisel sergilerini gördüm. Güneştekin yine kendini tekrar etmemiş.

Daha üretken bir sanatçımızı ben bilmiyorum. Nasıl yetişiyor, yetiştiriyor; onu anlamakta zorlananlar kendince görmezden gelse ne yazar.

İKİ METRELİK ZEBELLÂ GİBİ HEYKEL KİME SUS DİYOR?

Sessizlik de Güneştekin’in diğer sergileri gibi büyük bütçeli bir prodüksiyon. Deli bayrağı açmaktan farksız.

Üzerlerinde iş kıyafetleri, ellerinde çalışma âletleriyle dalgın, düşünceli, koca ayaklı bronz heykeller... Bazılarındaki maske neyi saklıyor?

“Ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz, şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde” dizeleriyle Ziya Paşa’ya rahmet mi okuyor yoksa?

Peki ya iki ayrı dünya, geçmişle gelecek arasında duran tarihi kapıların üzerindeki yağlı boya figürler hangi mitolojik sessizliğin eşiğinde? Nereye kapanıp nereye açılıyorlar?

Dilleri olsa da anlatsalar, herhalde bu suskunluklarından daha fazlasını anlatamazlardı.

Sanat ve edebiyatı geliştiren, incelten anlatım imkanları baskı dönemlerinin hediyesidir. Yüksek sesle, açıktan söylenemeyeni söylemenin yollarını ararken bulunan kaş gözle imalar, çığırtkanların bağırıp çağırmasından daha çok yankılanabiliyor.

Baskı altında, sansürü aşmak için başvurduğumuz kapalı ve dolaylı anlatımın gücü, hafife alanları hep yanıltmadı mı?

Muktedirin azgın azınlıkları ne kadar bastırsa da çoğunluğun vicdanı, sesini sanatla, edebiyatla duyurmaya devam ediyor.

O SARAY SANATÇIYI SAHİBİ YAPAN KÖTÜ KOMŞULARI ANLATSA

whatsapp-image-2026-04-24-at-21-50-12.jpeg

Palazzo Dradenigo dile gelse demez mi ki:

Ahmet Güneştekin’e Venedik’te tarihi bir sarayı aldırıp kültür- sanat merkezi yaptıran şey, ülkesindeki miadı dolmuş sanat dukalığıdır. Kötü komşunun insanı ev sahibi yapma etkisi.

Güneştekin’inki sanat hegemonu geçinenlere rağmen ulaşılmış bir başarı. Yetenekle vizyonun, azimle çalışkanlığın önünde durulamıyor demek.

Bu başarıda Güneştekin’i yalnız bırakmayan koleksiyonerlerle sanatseverlerin hakkı da inkâr edilemez.

Yine pek çok tanınmış isim açılıştaydı.

Ana sponsoru Yıldız Holding, 2 binden fazla eser barındıran dev bir sanat koleksiyonuna sahip. Çamlıca Kampüsü’nde ziyaret edilebiliyor. Farklı illerde seçkilerini sergiliyor, Contemporary İstanbul ve başka festivallerde yer alıyor. Ayrıca her Ramazan hilye ve hat sergileri açıyor. İslami sanatlara desteği büyük.

Yıldız Holding adına Murat Ülker, Türkiye’den ve dünyadan katılanları bir akşam yemeğinde ağırladı.

Türkiye’den kimler mi vardı? İş insanları Fettah Tamince’den Leyla Alaton’a, İnci Aksoy’dan Doğan Yıldırım ve Mahmut Levent Ünlü’ye...

Hepsini sayamam ama çiftlerden Fulya- Haluk Nayman’la Mine- Kazım Aksu yine oradaydı. Çiğdem- Cengiz Yüksel, Sevda- Can Ortabaş ve Gonca Pasolar- Emre Arolat çiftleriyle Feryal Gülman- Ali Kösedağ da eksik kalmamıştı.

Kısacası hikaye kahramandan, anlam da kelimeden uzundur. Her mana, ifadenin kısalığına sığmıyor.

Usta sanatçı, bu kez dilin yetersiz kaldığı, nutkun tutulduğu söz yitimi hâlini kalıba dökmüş. Bruce Willis gibi afaziye tutulmuş bronz heykeller, birden fazla anlam çağrıştırıyor. Kelimelerden taşar. Artık her seyircinin zihninde başka türlü tamamlanacak.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.