Soylu’yu dinlemeyin Bilal Erdoğan’ı dinleyin

AK Parti’li Soylu’nun bir cami temel atmasında söyledikleri, Erenköy Cemaati’ne “sert tepki” gibi yansıtıldı.

Erenköy Cemaati’nin Hüdayi Vakfı, siyasi güçle fon vurgunu üzerine ‘çürümeyi kabullenmiyoruz, insan kalmaya çağırıyoruz’ diye bir bildiri yayımlamıştı.

MÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Başkanı’ndan Yeni Şafak yazarlarına; iktidar cenahından aklıselim sahiplerinin savunduğu, altına imza atabilecekleri bir temizlik çağrısıydı.

Süleyman Soylu’nun, işte o çağrıya bir tepki olarak yorumlanan sözleri özetle şöyle:

“Çürüme Batı’ya hamledilir, bize edilmez. Allah’a şükürler olsun beş vakit ezan okunuyor mu, okullarda İstiklal Marşı okutuluyor mu? Bu ülkeyi kimse çürütemez.”

Arkası önüyle bakıldığında Soylu demeye getiriyor ki; çürüme ahlâksız Batı’da olur, bizde olmaz. Gündemdeki tekil, münferit çürüme örneklerini büyütüp genele mâl etmeyin, yaygın ve iktidarı saran bir çürüme varmış gibi anlatmayın, illa eleştirecekseniz de küçültün, yoksa davaya zarar verirsiniz, bugünleri ararız...

Büyütmek, yaygın çürüme alarmı çalmak için daha ne gerekiyorduysa...

Bu yönüyle ilahiyatçı Hayrettin Karaman’ın seçim uyarılarına benziyor. Hani, çürümeden şikayet ederek dindarların iktidarına zarar vermeyi dinen sakıncalı buluyor, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmaktansa kurtlu bulgura talim etmeyi tavsiye ediyordu ya...

Sanki AK Parti’den önce toplu iğne fabrikası bile yokken ezanlar ve İstiklâl Marşı da okunmuyordu. Son 25 yıllık iktidarın kazanımları hepsi. Kaybetmemek için kurtlu bulgura razı olacaksınız, yoksa din ve vatan elden gider yani.

Hem başkaları gelse yapmayacak mıydı? Bu argüman da öne sürülüyor.

Üstelik bunları, dini hassasiyetle yanlışları dile getirip düzeltilmesini isteyen iktidar destekçisi dindarlara söylüyorlar.

Yanlışları yapmak değil, yapılmaması için uyarmak, doğruya davet etmek daha büyük sorun görülüyor.

Oysa dindarların iktidarını korumanın yolu Batı’yı kötülemekten geçmiyor, kendimizi düzeltmekten geçiyor.

Bakın, ‘bilge kral’ Aliya İzzetbegoviç, 1997’de İran’da ne diyordu:

“Güzel yalanların yardımı olmaz ama acı gerçekler bir ilaç olabilir. Batı çöküntü içinde ya da dejenere olmuş değil. Güzel yalanlar ile kendimizi kandırmayalım. Batı çürümüş değil. Güçlü, örgütlü ve eğitimli...”

İlim Yayma Vakfı Mütevelli Başkanı Bilal Erdoğan, sorunu kendi dışımızda aradığında yadırgamıştım.

“Dünya beşten büyüktür, diyen bir liderimiz varken gelin, bu çürümüş düzene muhalefet edelim” sözleri; dünyadaki çürümeyle mücadeleye çağrıydı.

AK Parti ise iktidara gelirken Türkiye’deki yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadeleyi vaat ediyordu.

Şimdi bizde bunlar kalmadı mı ki; yoksulluk ve yasaklarla dünyada, yolsuzlukla da sadece muhalefete karşı mücadeleyle yetinilecekti?

Fakat Bilal Erdoğan, dindarların iyi insan olduğu yargısındaki bozulmayı düzeltmekten bahsedince umutlanmıştım.

Birkaç gün önce bir üniversite etkinliğindeki şu cümlesi, umutlanmam için bir sebep daha verdi bana.

Bilal Erdoğan diyordu ki:

“Gündemdeki olup bitenleri görüyoruz. Sadece Türkiye’de değil dünyada bir çürümüşlüğü hep birlikte yaşıyoruz.”

Dünyadaki çürümeyi öne çıkarmakla birlikte, bizde de yaşandığını kabul etmesi önemli.

Çürümeyle mücadeleyi yine dünyadan başlatsa bile sıranın kendimizi düzeltmeye de geleceğine dair bir umut veriyor.

Soylu’yu dinlemenin bir faydası olmaz ama Bilal Erdoğan’a kulak vermenin iktidara belki aradığından da fazla faydası olabilir.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE’DE DEMOKRASİ VAATLERİNİ UNUTALIM MI?

Yeni Parti’den isteniyordu ki; Milli Dayanışma ve Demokrasi Komisyonu’na katılsın, Meclis heyetiyle İmralı’ya gitsin, Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi adlı Çerçeve Yasa’ya gözü kapalı imza ve oy versin....

Gönülsüz, ikircikli destek verdiği zamanlarda da süreci candan, arzulu sahiplenmediği için kıyasıya eleştirildiler.

Çünkü bu süreçle demokrasi ve hukuk çatısı altında güya herkese yer açılacak, toplumun muhalif yarısını da kapsayacak, kimse dışarıda bırakılmayacak, Yeni Parti’ye de hayat hakkı tanınacaktı.

CHP’ye butlan müdahalesi, Yeni Parti’ye yargı kıskacı, muhalefete operasyonlar iç cepheyi güçlendirme çalışmasına benzemediği, aksine iç cepheyi zayıflattığı hâlde böyleydi.

‘PKK’nın terörü bırakmasını kim desteklemez ama karambole getirip demokratik siyasetin mezarı da bize kazdırılmasın’ şüpheciliğiyle isteksiz, şartlı destekleyenler suçlanıyordu.

Alınmayan bilete piyango vurmaz, görüşündeydim. Terörsüz Türkiye süreci, her şeye rağmen muhalefet için bir çıkış imkanı, Türkiye için bir hukuk ve demokrasi fırsatı barındırıyor olabilirdi.

Meclis Komisyonu raporuna “hukuk ve demokrasi önerileri süper ama uygulanırsa” şerhi düşmüştüm.

Geldiğimiz noktada AK Parti’li Orhan Miroğlu dahi şüphecilere hak verecek gibi.

Son paylaşımlarından birinde şunu yazıyordu:

“Terörsüz Türkiye süreci aradan geçen iki yıla rağmen, her gün yeniden tarif ediliyor.

DEM’i geçtim, Kandil’den gelen tarifle, Külliye’den gelen tarif arasında en ufak bir benzerlik, bir uyum yok.

Süreç yeni yeni tariflerle bence daha da karmaşık bir hâl alıyor.”

Bu karmaşada demokrasi ve hukuk vaatleri kaybolmasın da...

Gerçekleşmeyecek vaatlere mi kandık, Meclis Komisyonu önerilerini unutalım mı; söylesinler de bilelim.

YORUMLAR (4)
4 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.