Şiirin vatanı Muhammed Hüseyin Şehriyar
Sanatçı, yürekten konuşur. Gönlünü gökkuşağının renklerine bırakır.
Yüreği titretmeyi bilen bir şair: Muhammed Hüseyin Şehriyar.
“İzin ver, toy gecesi men de sene daye gelim,
El gatanda sene meşşate temaşaya gelim.
Men cehennemde de baş yastığa goysam senle,
Heç ayılmam ki, durub cennet-i me’vaye gelim.
Sen yatıb, cenneti rö’yanda görende geceler,
Men de cennette guş ollam ki o rö’ya ye gelim.”
Tebrizlidir Şehriyar. Dört yaşında okuma yazmayı söker, yedi yaşında ilk şiirini fısıldar.
1906’da doğar. 1940’lı yıllar, onun hayatında büyük bir kırılmanın yaşandığı yıllardır. Annesiyle geçirdiği o yıllar, hem kalbinin hem dilinin yeniden şekillendiği zamandır.
Bir gün annesi, Şehriyar’ın Farsça şiirlerinin ününü duyunca şöyle der:
“Ay bala, sana büyük şair olupsan deyirler, lakin men o dili anlamıram; menim dilimle de bir danış ki oğlumun nece büyük şair olduğunu men de bilim.”
Sarsılır Şehriyar. Annesinin sesiyle kalbine, Türkçeye, kendine döner.
“Heyder Baba’ya Selâm”ı yazmaya başlar.
“Heyder baba, seni veten bilmişdim,
Veten deyip baş götürüb gelmişdim,
Seni görüp gözyaşımı silmişdim,
Halbuki lap gemli gurbet sendeymiş,
Gara zindan, acı şerbet sendeymiş.”
O dizeler Türkçenin duasına dönüşür.
“Heyder Baba göyler bütün dumandi,
Günlerimiz birbirinden yamandi,
Birbirizden ayrılmayın, amandi,
Yahşılığı elimizden alıplar,
Yahşı bizi yaman güne salıplar.”
Şehriyar, şehrimizden, mahallemizden, ailemizden sökülüp gelen bir sestir.
Şehriyar bir ırmak. Bizse o ırmağın üstünde süzülen çimen kuş desenli kilimleriz.
