AK Parti arınabilir mi?
Hürriyet’ten Abdülkadir Selvi günlerdir Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fon soyguncularıyla ilgili “O paraları getirecekler. Başka bir yolu yok” dediğini aktardı, hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakın kurmaylarının ötesine geçerek Erdoğan’ın yapacaklarını madde madde açıkladı.
Selvi’ye göre Erdoğan, bu meseleyi yarına bırakabilir ama kimsenin yanına bırakmayacaktı. Yükseldikçe satan, düştükçe alan bu ahlaksız soyguncuların isimleri tek tek tespit edilmişti, Erdoğan’ın da masasındaydı, önümüzdeki günlerde bu kişilerin biletini kesinlikle kesecek, kellerini kopartacaktı. Kamuoyu da kopan kellelerden milleti soyan bu hırsızların kim olduğunu görecekti. Nereden belliydi Erdoğan’ın kelleri kesinlikle kopartacağı… Selvi köşesinden, Erdoğan’ın kararlı olduğunu çünkü öyle cekli caklı konuşmadığını, fon kriziyle ilgili yaptığı toplantılarda “çürüyen kol kesilip atılır, kangren olan kol kesilmezse vücudu kaybedersin” dediğini aktarmıştı.
Selvi köşesinde her gün el yükseltiyor; soygunculara kabus, arınma bekleyen umutsuzlara umut olmaya devam ediyordu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu açıklamalarını kendisinden hiç duymadık, kamuoyu önüne çıkıp bu sözleri hiç sarf etmedi. Erdoğan partisinin genel merkezinde yaptığı konuşmada “milletin hakkına girenler, tamahkarlık ve sahtekarlık yapanlar, bunun hesabını hem bu dünyada Türk mahkemelerine hem de Mahkem-i Kübra’da Yaradan’a verecektir” dedi ama öyle partisine yönelik bir arınma yapacağını falan söylemedi, daha çok hedefinde fon vurguncularını açıklayan Yeni Parti vardı.
Fon vurguncularının sayısı 50’den 214’e yükseldi, henüz vurgunu yapan isimlerin genişliği bilinmiyor. Ama açıklanan isimlerin bir şekilde AK Parti ile ilişiği çıkıyor.
Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan, öyle Abdülkadir Selvi’yi destekleyecek bir şey söylemedi. Nitekim AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler Meclis’te düzenlediği basın toplantısında “Yüksek bir getiri elde ettiğini düşünen varsa, kendi muhasebesini yapsın, kendi vicdanında bunun haksız olduğunu, meşru olmadığını düşünüyorsa gelsin, iade etsin” dedi.
Bu sözleri söyleyenin hukukçu olduğunun altını kalın kalın çizelim.
Fon vurguncularının isimlerinin açıklanıp açıklanmayacağı konusuna gelince, AK Partili Güler öyle bir hukukçu kimliğine büründü ki, AİHM yargıçları görseler, duysalar Güler’in karşısında saygı duruşuna geçer, diyor ki:“Ben Anayasa 38 bağlamında lekelenmeme hakkı ve masumiyet karinesi açısından ve kişinin savunma hakkını da belirterek… Bu arkadaşların (anlaşıldığı üzere Yeni Partilileri) derdi gerçekten bunu öğrenmek mi? AK Parti olarak biz böyle yaklaşmıyoruz, masumiyet karinesine önem veriyoruz, savunma hakkına önem veriyoruz.” (9 Ekim)
Küçük bir parantez açalım:
Sayın Güler şu soruya samimiyetle yanıt vermenizi isterim, kaç AK Parti var? bir masumiyet karinesini koruyan AK Parti var. Bir de masumiyet karinesi, lekelenme hakkı, insanlık onurunu hiçe sayan AK Parti var. Anladığım kadarıyla siz masumiyet karinesine, lekelenmeme hakkına, insan onuruna saygı duyan AK Parti içindesiniz. Peki, kusura bakmayın ama siz AK Partiye yeni mi geldiniz? Yıllardır insanların masumiyet karinesi alaşağı edilirken neden hiç sesiniz çıkmadı? Toplumun bütün katmanlarını adaletsizlik kuşatırken neden sizin sesinizi hiç duymadık? Mevzu AK Partililer olunca mı aklınıza Anayasa 38 geldi? AK Partililerin insanlık onurunu savunduğunuz kadar bu ülkenin vatandaşlarının insanlık onurunu niye savunmadınız, iki kelime etmediniz?
Şimdi parantezi kapatıp konuya devam edelim…
***
Abdülkadir Selvi’ye sorayım: Sevgili Abdülkadir, bütün bu açıklamalar sana gerçekten “arınma” yapacak bir partinin açıklamaları gibi geliyor mu?
Geçen gün köşende “ANAP döneminde patlak veren hayali ihracat haberlerini” yaptığını yazınca aklıma geldi. Sen elbette benden iyi biliyorsundur ama hadi gel “arınma” gerçekten yapılacaksa bir siyasi parti liderinin nasıl davrandığına dair, ANAP dönemindeki o meşhur örneği hatırlayalım.
Yıl 1984. 6 Kasım 1983 seçimlerini kazanan ANAP’ın iktidardaki daha ilk yılıdır. Özal, kendisine en yakın isimlerden ve ANAP’ın kurucularından da olan, petrol işlerinden sorumlu Devlet Bakanı İsmail Özdağlar’ın UM Denizcilik’in sahibi Uğur Mengenecioğlu’ndan 25 milyon lira rüşvet istediği iddiasını öğrenir. Olayı Özal’a anlatan isim de yine Özal’ın en yakın çalışma arkadaşı olan merhum Adnan Kahveci’dir. Uğur Mengenecioğlu Özdağlar’ın kendisinden rüşvet istediğini gider Kahveci’ye anlatır; Kahveci’de durumu Başbakan Özal’a bildirir.
Konuya ilişkin ne medyaya yansımış tek bir haber vardır ne de kamuoyunda konuşulan tek bir iddia…
Merhum Özal, duyduklarına inanmaz; daha doğrusu inanmak istemez. Adnan Kahveci’yi bu olayı ortaya çıkartması, delillendirmesi için görevlendirir. Özal’ın bilgisi doğrultusunda Kahveci de Mengenecioğlu’na Özdağlar’la yapacağı bir sonraki görüşmeyi kaydetmesi için bir teyp verir.
Ve rüşvetin delili 11 Ekim 1984 günü ses kaydına alınır ve Özal dinler kaydı. 1987 yılındaki anayasa referandumu öncesinde çıktığı TRT’deki “Seçim Konuşması” sırasında bu hadiseyi şöyle anlatır:
“İsmail Özdağlar hadisesi, yandaki odada olmuştur. Teyp bandı bana geldi, dinledim. Üzerinde bir hafta düşündüm. Sonra çağırdım kendisini, bant yanımdaydı. İnkar etti, dinletirim bandı dedim, itiraf etti. Bir gece düşündüm, ortaya çıkarayım mı, çıkarmayayım mı diye. Sonunda hukuk ve namus mantığı galip geldi.”
Özal, Mehmet Barlas’ın kaleme aldığı “Turgut Özal’ın Anıları” kitabında şöyle anlatıyor:
“Kahveci, o teyp bandını getirdi, dinledim. Belki 15-20 kere dinlemişimdir. Kanaat getirdim ki İsmail Özdağlar yapmış. Fakat tabi tahkik etmemiz lazım, benim kendisine itiraf ettirmem lazım. Eve çağırdım, bisikletin üzerine bindim, bunu da sandalyeye oturttum, itiraf ettirdim. Çok partili demokraside, ilk kez bir iktidar partisi kendi mensubunu yargıya gönderdi. Biz yolsuzluk iddiasını kendimiz bulduk ve ortaya çıkarttık.” (4. Baskı, Birey Yayıncılık, Sh. 77)
Özal yılbaşının geçmesini bekler ve Ocak ayının ilk haftasında Özdağlar hakkında “Bakanlığı zamanında nüfuzunu kötüye kullanarak şahsi menfaat sağladığı, UM Denizcilik sahibi Mengenecioğlu’nun gemilerine fazla akaryakıt nakli sağlamak suretiyle devleti zarara uğratmak’ suçlamasıyla Meclis soruşturması sürecini başlatır. Süreç hızla tamamlanır ve TBMM, 15 Mayıs 1985 günü Özdağlar’ın Yüce Divan’a sevkine karar verir.
İsmail Özdağlar’ın yargılanması 1985 yazında başlar ve 14 Şubat 1986’da sona erer. Başbakan Turgut Özal da davada tanık olarak ifade verir; olaydan nasıl haberdar olduğunu, iddiayı nasıl araştırdıklarını ve Özdağlar’la yaptığı görüşmede neler konuştuklarını, nasıl itiraf ettirdiğini mahkemede anlatır, teyp kayıtlarını da mahkemeye delil olarak sunarlar.
Yüce Divan, Özdağlar hakkında, 25 milyon lira menfaat sağladığı yönündeki olayın sabit olduğu ancak mevcut delil ve tanık anlatımlarının rüşvet suçunu oluşturmaya yeterli olmadığına hükmederek, görevi kötüye kullanma suçundan 2 yıl hapis ve 30 bin lira ağır para cezasına mahkûm etti. (Yüce Divan Kararı Esas Sayısı 1985/1 Karar 14.2.1986)
Turgut Özal’ın ifadelerini okumak isteyenler, Yüce Divan’ın 162 sayfalık karar metnine Anayasa Mahkemesinin sitesinden ulaşabilirler.
Merhum Özal “zaten kimse bilmiyor, istediği rüşvetten vazgeçsin mevzu kapansın” dememiş. Özdağlar sağlık nedeniyle istifasını istese mevzu yine kapanır giderdi. Kimselerde duymazdı. Ama sonuna kadar gitmiş ve Yüce Divan’da yargılanmasını sağlamış.
***
Ama dikkatinizi çekerim ANAP’ın ilk döneminde yani iktidar olup muktedir olmadığı döneme aittir bu örnek.
İktidarının ilk döneminde İsmail Özdağlar’ı Yüce Divan’a gönderen Özal, 1988 yılında Ercan Vuralhan hakkında ortaya atılan yolsuzluk iddiaları kamuoyunda ayyuka çıktığı halde, aynı tavrı gösteremedi, Yüce Divan’a uzanacak bir siyasi sürecin önünü açamadı.
Ve ilk seçimde seçmen ANAP’a faturayı kesti. ANAP 20 Ekim 1991 genel seçimlerinde Meclis çoğunluğunu kaybetti, aldığı yüzde 24,01 oyla 115 milletvekili çıkarabildi.
Demem o ki, fon yolsuzluğu AK Parti’nin ilk iktidar döneminde patlak verseydi, Erdoğan yolsuzluğa bulaşan kim varsa, kimsenin gözünün yaşına bakmadan kamuoyunun önünde afişe ede ede biletlerini keser, kellelerini alırdı.
Ama AK Parti’nin güç zehirlenmesi yaşadığı bu dönemde böyle bir arınmayı gerçekleştirmesi çok zor. Hatta bana göre mümkün değil.
Hatırlayın 2017 yılında da asıl “metal yorgunluğu” AK Parti Genel Merkezi’ndeydi; fakat faturası teşkilatlara kesildi. Bugün de bazı kelleler alınacaktır ama büyük ihtimalle siyasetten değil, bürokrasiden alınacaktır.
Gerçekten arınma iradesi taşıyan bir siyasi parti adımlarını buna göre atar. Kamuoyu baskısının büyümesini beklemeden, kendi içindeki yolsuzluğa bulaşmış isimleri kendisi ortaya çıkarır, kamuoyuna açıklar ve kendi bünyesinden temizliğe başladığını gösterirdi. Var mı böyle bir irade?
