AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in “ne alaka” dedirten tuhaf açıklaması!
Fon soygunu skandalının tozu dumanı arasında AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in 9 Ekim tarihli oldukça acayip, bir o kadar da tuhaf sözleri arada kaynayıp gitti.
***
Doç. Dr. Osman Arıkan Nacar, fon vurgunu skandalında adı geçen, AK Parti iktidarının, Sağlık Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde üst düzey görevlerde bulunmuş, aynı zamanda AK Parti’den milletvekili aday adayı da olmuş bir isim.
Yani Nacar da Fatma Betül Sayan Kaya gibi sıradan, herhangi bir isim değil; iktidarın içinden gelen, siyasi ve bürokratik ilişkileri olan bir isim. Tam da bu nedenlerle, hakkındaki fon vurgunu iddialarının yalnızca kişisel bir mesele olarak görülmesi mümkün değil.
Nacar’ın siyasi ve bürokratik ilişkilerinin, fon vurgunundan elde ettiği iddia edilen parayla bu ilişkiler arasında bir bağlantı bulunup bulunmadığının sorgulanması gerekiyor. Kaldı ki bu, son derece doğal ve meşru bir durum.
Nitekim Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre de bunu yaptı ve AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’e, fon skandalında adı geçen ve 20 milyar liralık vurgunla ilişkilendirilen Osman Arıkan Nacar’la ilişkilerinin hangi boyutta olduğunu, birlikte tatil yapacak kadar yakın olup olmadıklarını sordu.
Çelik cevap vermekten kaçtıkça Zeynel Emre bunu gündeme taşıdı, sormaya devam etti.
Bu iddiaları Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel de gündeme getirdi. AK Parti Sözcüsü Çelik söz konusu iddialara ilişkin kamuoyunun merakını giderecek netlikle bir açıklama yapmak yerine çıktı ve “Cumhurbaşkanımıza ve ailesine yönelik linçe en yüksek seviyede karşılık vereceğiz” dedi. (9 Ekim)
Ne alaka? Ve bu ne tuhaf bir açıklama!
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve ailesine yönelik bir linç girişimi olduğunda elbette en üst düzeyde karşılık verecektir. Zaten bulunduğu makamın gereği ve siyasi sorumluluğu da budur.
Ancak Çelik’in asıl yapması gereken, aynı kararlılığı kendisine yöneltilen iddialar karşısında da göstermek, hakkındaki sorulara aynı açıklıkta, doğrudan ve hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde cevap vermek.
Adı geçen kişiyi ‘evet yakınımdır, arkadaşımdır ama” diyerek kınamasıdır, kendisini ayrıştırmasıdır.
Hadise o kadar karmaşık değildi, mesele son derece basit “Erdoğan’ı linç ettirmeyiz” sloganı atmasını gerektirecek bir durum da yok: Birlikte tatil yapacak kadar yakın olduğunuz arkadaşınızdan adli sicil kaydı ya da GBT sorgusunu istemezsiniz. AK Parti Sözcüsü Çelik Arıkan Nacar’la yakın arkadaş olabilir ama fon vurguncusu olduğunu bilmeyebilir. Bir insanla çok yakın dost olmak tek başına suç ortaklığının kanıtı değildir.
***
Kaldı ki bir aydır fon skandalıyla yatıp kalkıyoruz, fon vurgunuyla ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve ailesine yönelik bir linç girişimi söz konusu bile değil. Üstelik fon vurgununa yönelik en esaslı eleştiriler, tepkiler ve itirazlar bizzat AK Parti tabanından geliyor. AK Parti’ye yakın gazeteciler itiraz ediyor, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Neşteri vur, sonuna kadar git” çağrısında bulunuyor.
Dindar, mütedeyyin kesimin içindeki cemaatler ve sivil toplum kuruluşları da Erdoğan’a, “Toplumsal çürümeyi kabul etmiyoruz. Fon krizi, çürümenin cüzdana da sıçradığını ilan etti. Helali haramı ayırmadan ‘köşeyi dönmek’ marifet oldu. Uyuşturucu ‘yaşam tarzı’, sanal kumar ‘fırsat’ diye pazarlanıyor. Evlerin ocağı sönüyor, aileler borç ve utanç içinde dağılıyor” diyerek sesleniyor.
Erdoğan’a fon vurgununa başka yolsuzluklara bulaşanlara neşter vurması ve partisini ciddi bir revizyondan geçirmesi yönünde bir beklenti var. Yozlaşmanın, çürümenin önüne geçilmesine yönelik büyük bir umut var.
Ama linç yok.
Ve hedef asla Erdoğan değil. Bilakis hedef, Erdoğan’ın etrafını sararak onun adını, siyasi gücünü ve AK Parti’yi kendilerine rant ve zenginleşme aracına dönüştürenler.
***
Şu bir gerçek: Fon skandalı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı yakından ilgilendiriyor ve bu mesele Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın meselesidir. Çünkü birileri Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakınlıklarını, güçlerini, konumlarını kullanarak vurgun yapmışlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın güvenerek kritik görevleri teslim ettiği siyasetçiler, o siyasetçilerin çocukları, damatları, güçlerini, konumlarını kullanarak borsada vurgun yapmışlar.
AK Parti içindeki bazı siyasetçiler ve bürokratlar bir sistem kurmuşlar, AK Parti’yi kendilerine rant aracı haline getirmişler. Bulundukları yerleri zenginleşme aracı haline getirmişler. Fatma Betül Sayan Kaya ortaya çıktı ama münferit değil. TERA’nın yönetim kurulu üyesi olan Ertan Aydın kim? Erdin Özel kim? Bir liste var açıklanmıyor. Fon skandalı patlayalı bir ayı geçti, ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın attığı esaslı bir adım hala yok.
Cumhurbaşkanı Erdoğan meseleyi “fonların yalnızca yüzde 4,6’sında ortaya çıkan bir sorun” olarak gösterip skandalın iktidara çıkaracağı siyasi faturayı hafifletmeye çalışsa da hadisenin vahameti ortada. Nitekim AK Partili Şamil Tayyar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunulan özel bir ankette AK Parti’nin oy kaybının yüzde 6 civarında olduğunu açıkladı.
Dolayısıyla fon skandalı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 24 yıllık iktidarı boyunca karşılaştığı en ciddi siyasi krizlerden birine dönüşmüş durumda. Erdoğan, AK Parti’yi kurarken topluma vaat ettiği siyasi ahlak, adalet, hukukun üstünlüğü, şeffaflık, hesap verebilirlik, yolsuzlukla mücadele ve mesela “siyaset bir rant aracı olmaktan çıkacak” sözlerinin tam tersine döndüğü bir tabloyla karşı karşıya.
Yozlaşmanın ve çürümenin münferit olaylarla sınırlı olmadığını gösteren yeni bir skandal neredeyse her gün patlak veriyor. İktidar birinin üstünü örtmeye, kamuoyuna unutturmaya çalıştıkça bir başka skandal ortaya çıkıyor. Fon vurgununun tozu dumanı henüz dağılmamışken, bu kez kayyım yönetimindeki Esenyurt Belediyesi’nde başkan yardımcılığına getirilen Yusuf Ulutaş’ın “zula evi”nde ele geçirilen balya balya paralar gündeme bomba gibi düştü.
Daha Yusuf Ulutaş olayının ne olduğunu anlayamadan Saadet Partisi Bursa Milletvekili Mehmet Atmaca, SPK’ya başvuran Bursalı bir sanayicinin başından geçenleri açıkladı. İktidar vekillerinden biri SPK’ya başvuran Bursalı bir sanayiciyi bulmuş, gitmiş “Bu işin kuralı bu, vereceksin” diyerek “1,5 milyon dolar” rüşvet istemiş ve 600 bin doları almış gitmiş.
Bu arada rüşveti alırken “helallik” istemiş! Bir parantez açalım: Sahi Hayrettin Karaman hocamızın kulakları çınlasın, ne diyor bu işlere acaba? Sesi, soluğu çıkmıyor hocamızın! Böyle mi oluyor, mesela helallik isteyince mevzu çözülüyor mu?
Parantezi kapatalım…
DDK raporlarıyla bürokrasiye atacağı neşter önemlidir nitekim ASAL Araştırma, yaptığı ankette “Fon krizinden en çok kim sorumlu?” diye sormuş. Ankete katılanların yüzde 45,6’sı, “Denetim ve gözetim yapması gereken kuruluşlar sorumlu” cevabını vermiş.
Doğru. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan da neşteri bürokrasiye vurmaya başladı. İlk olarak SPK Başkanı Mahmut Sütçü ile Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik’i görevden aldı. Birkaç ismin daha görevden alınacağı konuşuluyor.
Ama asıl neşteri vurması gereken yere vurabilecek mi? Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı asıl bekleyen sınav budur.
İsmini, partisini, siyasi nüfuzunu kendisine zenginleşme aracı hâline getirenlere; devletin kılcal damarlarına kadar nüfuz edip oralarda kendilerine bir vurgun düzeni kuranlara, o düzen üzerinden servetlerine servet katanlara neşteri vurabilecek mi?
Fatma Betül Sayan Kaya ve diğer Fatma Betül Sayan Kaya’lar ne olacak? AK Parti içinde adı fon vurgunu iddialarına karışanların üzerine gidilecek mi? Sorumluluk yalnızca birkaç bürokratın görevden alınmasıyla mı sınırlı kalacak?
Cumhurbaşkanı Erdoğan gerçekten bir neşter vuracaksa öncelikle kendi etrafında “Hedef Erdoğan” sloganı atanlara bakmalı. Çünkü AK Parti, yıllardır “Erdoğan’ı yedirmeyiz” diyerek Erdoğan’ı ve partisini rant aracına çevirenler yüzünden savruldu.
Siyasi yozlaşmanın, ahlaki çürümenin, hesap vermez düzenin birinci derecede sorumluları, kendilerini Erdoğan’ın en büyük savunucusu olarak gösterenlerdir.
