İslam düşmanı bir delinin övgüsünden mutlu olunur mu?
Son dönemde memlekette olup bitenlerden o kadar yorulduk ki artık bir rutine dönüşen problemler konusunda sağlıklı değerlendirmeler yapmaktan bile aciz kalmış durumdayız.
Hukuku, adaleti, hakkaniyeti kaybettiğimiz için ekonomik krize çözüm üretemiyoruz, borsada gerçekleşen asrın soygununu sadece seyrediyoruz.
Sanki içeride yaşadığımız can yakıcı problemler yetmiyormuş gibi bir de dış politikada savruluş hikayemiz var ki onu akıl, mantık ve uluslararası ilişkiler gerçekliği ile izah etmek mümkün değil.
Dünyadaki güç dengeleri açısından değerlendirildiğinde, savunma vizyonumuz itibariyle ayağımızı sağlam bastığımız en akılcı seçenek olan NATO ittifakının güçlü bir ülkesiyiz. Ama buna rağmen zaman zaman ‘eksen savrulması’ yaşadığımız için, Türkiye açısından hiçbir gerçekliğe tekabül etmeyen ‘Şangay Beşlisi’ şarkıları söylemekten de kurtulamıyoruz.
Şimdi yeni hikayemiz Mekke İttifakı… Birileri, Türkiye’nin neden böyle bir ittifakın içinde yer alması gerektiğinin makul ve mantıklı bir izahını yapabilir mi acaba? Herhalde diplomasiye vakıf olan hiç kimse, NATO’nun en saygın üyelerinden birisi olan Türkiye’yi, olası bir saldırı halinde Suudi Arabistan ve Pakistan’ın koruyacağı gibi bir absürtlüğe prim vermeyecektir.
Ama talihsizliğe bakın ki iktidar, Türkiye açısından asla stratejik öncelik ifade etmeyen ve de geleceği olmayan bu ittifak hikayesini parlatmaya çalışıyor.
Ancak görünen o ki Türkiye bu ittifak macerasında dönülmez bir noktaya doğru ilerliyor.
Son gelişmelere göre söylemek gerekirse Türkiye, Suudi Arabistan’ı Husi’lerden, bir başka deyişle İran’dan korumak için asker göndermeye hazırlanıyor. Ne yazık ki Türkiye’nin savunma stratejileri açısından böylesine irrasyonel bir durumun izahını yapmak mümkün değil. Öyle anlaşılıyor ki Türkiye, sonunun nasıl biteceğini bilmediğimiz bu ittifak hikayesinden dönmeye pek niyetli değil…
Bilindiği gibi Yemen’deki Husi unsurlarının Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarının ardından geçtiğimiz hafta acil olarak toplanan Mekke İttifakı, ortak caydırıcılık mekanizmasını yürürlüğe koydu. Alınan karar doğrultusunda Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan; mutabık kalınan askeri güç ve kabiliyetlerin Krallık sınırlarına süratle konuşlandırılması konusunda uzlaşmaya vardı.
Hiç kuşkusuz bu karar en çok ABD Başkanı Trump’ı mutlu etti… Her ne kadar ittifak anlaşmasının içeriği konusunda net bilgilere sahip olmasak da anlaşmanın nihai hedef olarak, İsrail ve Amerikan saldırılarına karşı direnen İran’ın kontrol altına alınmasını amaçladığı anlaşılıyor.
Alınan bu karar, sonuçları itibariyle İran’ın durdurulmasını sağlayacağı için, nihai olarak soykırımcı İsrail’in işine de yarayacaktır. İşte tam da bu yüzden Trump, Mekke İttifakı’nı çok ama çok seviyor…
Nitekim gazetecilerin, Mekke İttifakı’nın kararı ile ilgili sorularını cevaplandıran Trump, “Türkiye Suudi Arabistan’a yardım etmek istiyor. Bunun harika bir şey olduğunu düşünüyorum” diyerek Türkiye’ye övgüler yağdırıyor.
Trump, Türkiye ve Pakistan’a bu kadar övgüler yağdırırken kendisi açısından doğru bir iş yapıyor aslında. Zira Mekke İttifakı’nın, şu ana kadar Husiler ve İran bağlamında verdiği fotoğraf dikkate alındığında, doğal olarak en çok Trump ve Netenyahu’u mutlu olması kaçınılmazdır.
Eğer bu Mekke İttifakı, Müslüman dünya adına hayırlı bir iş yapmak istiyorsa, İslam düşmanı ve soykırım destekçisi Trump’ı mutlu etme adına İran’ı susturmayı değil, hala Gazze’de katliamlarına devam eden İsrail’e karşı adım atmalıdır. Aksi taktirde Müslüman dünya nezdinde birleştirici değil, ayrıştırıcı bir görüntünün simgesi olmaktan asla kurtulamaz.
Ayrıca hemen hatırlatalım, İslam düşmanı bu delinin dostluk masallarına inanmak hiç hayra alamet değil…
Dünyayı ateşe vermekten çekinmeyecek olan bu Trump, daha geçtiğimiz hafta Demokrat Parti’nin Michigan Senatör adayı Dr. Abdul El-Sayed’i hedef alarak açıkça İslamofobik ifadeler kullanmaktan çekinmedi. Truth Social hesabından paylaşım yapan Trump, Detroit doğumlu adayın adını kasıtlı biçimde “Muhammed El-Sayed” olarak değiştirip “Cihat günlerine dönüyor, terör sempatizanı” ithamlarında bulunurken, ünlü Türk asıllı yayıncı Hasan Piker’i de “Amerika düşmanı” diyerek hedef tahtasına oturttu.
Kısacası, bu İslam düşmanı Trump’ın dostluğundan kimseye bir hayır gelmez. Kasım seçimlerinde hezimete uğrarsa, sahte ‘dostluk’ masallarıyla baş başa kalırsınız, bizden söylemesi…
