Bakü’yle meselenin ne olduğunu neden bilmiyoruz?
Türkiye ile Azerbaycan arasında sebebini bilemediğimiz bir kriz var ve giderek derinleşiyor. Kriz kadar önemli bir konu da aradaki gerilimi azaltmak veya ortadan kaldırmak için iki tarafın da herhangi bir girişimde bulunmamasıdır.
İlk işaret, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Karabağ Savaşı’na dair hikayeyi tersine çevirmesiydi. Hem de ne çevirme! Bütün dünya gibi biz de Türkiye’nin bu savaşın kazanılmasında kilit role sahip olduğunu düşünüyorduk. Esasen, Azerbaycan da bu anlatıya yakın duruyordu. Erdoğan ve Aliyev birlikte geçit töreni bile yapmıştı. Ancak Aliyev geçtiğimiz günlerde özetle, “Bize kimse yardım etmedi. Savaşta çok ihtiyacımız olan silahları piyasa ortalamasının üzerinde fiyatla satın almak zorunda kaldık” diyerek tabloyu tersine çevirdi. İsrail’in savaşta çok yardımcı olduğu konuşuluyordu ama elbette bu sözlerin öncelikle Türkiye’yi hedef aldığı anlaşıldı. Bakü yönetiminden de aksine bir açıklama gelmedi.
O sıralarda Azerbaycan hükümetinin okullarda başörtüsü yasağı uygulaması başladı. Türkiye gibi 28 Şubat hatıraları hâlâ taze olan bir ülkede tabiatıyla bu çağ dışı yasak tepki topladı. Birçok kesimden haklı eleştiriler geldi ve yasaktan dönülmesi çağrısı yapıldı. Bakü’den yansıyan tepkiler gösteriyor ki, Aliyev yönetimi bunları iktidarın girişimi ve belki de organizasyonu olarak gördü. Özellikle sosyal medyadaki paylaşımları…
Ne AK Parti Sözcüsü Çelik’in ne de eski Başbakan Yıldırım’ın “dost, kardeş, can Azerbaycan” içerikli sözleri inandırıcı olmadı. Aliyev yönetiminden direkt veya dolaylı olarak peş peşe “İç işlerimize karışmayın” açıklamaları gelmeye devam etti. Bu arada yine Bakü’den gelen açıklamadan anlıyoruz ki, Dışişleri Bakanı Fidan’ın zirve için yaptığı ziyaret de işe yaramamış; aksine gerilimi daha da artırmış. Bakü’nün yorumu ve ziyarete dair tutumu böyle. Ziyaretten sonra yapılan açıklamalar da bu olumsuz havayı destekledi. Malum, ardından da YRP Genel Başkanı Fatih Erbakan olmak üzere birçok isme Azerbaycan’a giriş yasağı getirildi. Daha da ileri gidildi, bazı sivil toplum örgütü yöneticileri için tutuklama bültenleri çıkarıldı.
“Tek millet iki devlet”ten geldik buraya.
Gerçekte ne olduğu ise muamma.
Ancak mesele sadece başörtüsü olamaz. Daha başörtüsü meselesi büyümeden hatta Aliyev’in o sarsıcı konuşmasından çok önce iki ülke arasında bir büyük meselenin çıktığı anlaşılıyor. Nitekim, başka bir ülkede yasak olsa birbiri ardına açıklama yapan hükümet Azerbaycan’daki yasak hakkında tek kelime bile etmedi. Ülkeye giriş yasaklarına karşı da tek laf edilmedi. Bir danışmanın sözleri hariç herkes yasak ve arada problem yokmuş gibi davrandı ve öyle de devam ediyor.
Meselenin gerçekte ne olduğunu bilmiyoruz. Neden bilmiyoruz? Çünkü iki ülke arasındaki ilişkilerin kapasitesini, gücünü ve seviyesini belirleyen kurumlardan daha çok, iki lider arasındaki dostluk ve kendi ifadeleriyle “kardeşlik”tir. Bütün liderler arasında birbiriyle en yakın, en samimi ve en kardeş olduğunu düşündüğümüz iki ismin krizin başından beri yatıştırıcı tek kelime etmemesi gariptir. Tam bir sessizlik. Ziyaret şöyle dursun, bir telefon görüşmesi de yapmadılar. “İnceldiği yerden kopsun” diye düşünemeyeceklerine göre aradaki problem ne olabilir?
Madem liderler arasındaki dostlukla övünüyorduk, o zaman biraz daha açıklık şarttır. Madem en gösterişli hikayeler değişmeye başladı, o zaman gerçek meselenin ne olduğunu öğrenmek de hakkımızdır.
Belki de krizin çözümü için önce herkesin içini dökmesi gerekiyor.
Bu arada… İrili ufaklı her krizde dünyaya arabuluculuk teklif eden Türkiye’nin kendi söküğünü dikememesi de hiç iyi görünmüyor.
