İktidar ne yaparsa vurgunun üzerine gitmiş olur?
Yapılanlar piyasadaki güveni geri getirmiyorsa ve mesela güven unsurunun en önemli göstergesi olan borsa sürekli değer kaybediyorsa, bunun en basit açıklaması atılan adımların yetersizliğidir. İktidar “Daha ne yapalım? Fonları tasfiye ettik, fon yöneticilerini içeri attık, kanun bile çıkardık vs.” diyebilir. Ama piyasa bütün bunları yeterli bulmuyorsa yapılanlar yetersizdir. Borsada kayıplar kesintisiz sürüyor. Bu tabloda yatırımcıyı, özellikle de yabancı yatırımcıyı tatmin etmeyen bir şeyler var demek ki. Ya da fon vurgunu, derinliği hâlâ tespit edilebilmiş bir olay değildir.
Elbette vurgunun üzerine gerçek anlamda ve hak edildiği şekilde gidildiğini anlamanın tek ölçüsü, borsa yatırımcılarının tutum değişikliği olamaz. Ancak onlar bile güvenmiyorsa, borsayla ve fonla ilgisi olmayan sıradan insanlar olup biteni asla yeterli bulmaz. Yani borsacı bile vurgunla mücadelenin kapasitesine güvenmiyorsa vatandaş hiç güvenmez.
Kapalı kapılar arkasında, ihmal ve himaye zinciriyle büyüyen ve patlayan bir vurgunun üzerine gitmenin birçok yolu var ama öncelikle ve mutlaka şeffaflık gerekiyor.
Nasıl bir şeffaflık?
Bu meselede şeffaflık vurguna giden uzun yolda yapılanların ve yapılmayanların tam tersini yapmaktan geçer. Ne yaptıysan yapmayacaksın ve ne yapmadıysan onu yapacaksın. Kimseyi himaye etmemek, hiçbir şeye göz yummamak ve geride belirsizlik bırakmayacak kadar cesurca temizlik yapmayı göze almak... Artık tek mesele, sadece finans sistemine değil bütün alanlarda güveni yeniden tesis etmektir. Yani problem birkaç göstermelik tedbirle geçiştirilemeyecek kadar yaygın ve tahrip edicidir. Tecrübeyle sabittir ki, bu tür eksik dozla yapılan her müdahalenin telafisi için de daha yüksek doz gerekir.
Peki iktidar bunu nasıl yapacak? Bu soruya cevap vermek bahsinde ilginç bir noktadayız. Zira, vurgunun derinliğine dair hâlâ birçok bilgi eksik. En başta da “kazananlar listesi” bilinmiyor. Süreç içinde yaşanan ihmallerin sayısı, bunların sistem üzerinde yarattığı olumsuz etki ve ihmal hiyerarşisi ise ancak bölük pörçük biliniyor. O bölüp pörçük bilgiler bile ülkeyi sarsmaya yetmişken, olayın gerçek boyutu açıklanmadan yapılanlar ikna edici olamaz. Atılan bazı adımlar da bugün görüldüğü gibi güven vermeye yetmez.
Esasen, sadece muhalefet değil bazı iktidar yetkilileri bile “listeler açıklansın” derken hâlâ listeler açıklanmamışsa başka söze de gerek olmaz.
Türkiye gibi kaynak ve üretim sıkıntıları olan, sekiz yıldır ekonomik kriz içinde bir ülkede büyüklüğü minimum 20 milyar dolar ama dolaylı etkileri bugün itibariyle 160 milyar dolara ulaşan bir vurgun kolaylıkla yapılabildi. Bir avuç insan tezgahı kurmuş, yetki ve sorumluluk sahibi bir avuç insan onları görmezden gelmiş, bir avuç güçlü insan onlara destek verip yolunu bulmuş, bir avuç insan da herkes burada bir şey oluyor derken umursamamış. Bu birkaç avuç insan, güle oynaya insanların parasını çalarken kimsenin sesi çıkmamış!
Bu inanılmaz vurgun devam ederken, ülke defalarca asgari ücreti, emekli maaşını ve sayısız kez de enflasyonu, hayat pahalığını konuşuyordu. Milyonlarca ücretli, emekli, esnaf ve hatta orta ölçekli tüccar ay sonunu getirmenin hesaplarını yapıyordu. Bu hesabı yapan insanlar bir yandan da gelecek güzel günler umuduyla kemer sıkıyordu. Ülke bir hafta, bir ay değil, aylarca yıllarca kemer sıkmaya devam etti. Bu insanlar bir sabah kalkıp bir grubun güç ve nüfuz kullanarak borsada manipülasyon yoluyla milyarlarca dolar para kazandığını öğrenen insanlardır. Kendileri kemer sıkarken ve her ay eriyen maaşa talim ederken öğrendiler bunu.
“Vurgunun üzerine gerçek anlamda gitmenin yolu nedir?” sorunun cevabı da gayet tabii bu insanların zihnindeki bütün şüpheleri gidermekten geçiyor. Onlara karşı hiç olunmadığı kadar dürüst olmadan da şüpheleri gidermek imkansızdır.
