Tek çıkış yolu, adil siyasi yarış
Ne kadar konuşulsa az geleceği ve yetmeyeceği baştan belliydi, nitekim öyle oldu. Bir aya yaklaşıyor sis bulutları dağılmadı, daha da yoğunlaştı.
Fon vurgununda cevapsız sorular giderek büyüyor. Böyle olduğunu sadece toplum değil uluslararası endeks sağlayıcısı MSCI, Türk hisse senetlerine ilişkin belirli endeks değişikliklerini derhal geçerli olmak üzere süresiz dondurduğunu açıkladı. Yani en büyük cezadan bir önceki uyarıyı yaptı. Cevapsız soru güveni sarsıyor, güven olmayınca da para ürküyor. Vurgunun maliyeti de böyle, büyüdükçe büyüyor.
Sadece cevapsız sorular değil aynı anda üç eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı’ndan ikisi fon, biri de başka finansal suçlardan dolayı hapiste ya da soruşturma altında bulunuyor. Merkez Bankası Başkan Yardımcıları… Tablonun vahametini ve ülkenin yönetiminde büyük problemler olduğunu anlatmanın daha ötesi var mı?
Peki aynı anda başka kim hapiste ve şu sıralarda savunma veriyor? Ülkeyi daha iyi yönetme iddiasını çok önceden ilan eden birisi; Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu. O’nun hakkında sadece İBB değil, sayısız iddia ve dava var. Galiba en son yedi davası vardı, bir de savunma yaparken soruşturma açıldı, oluyor sekiz. İmamoğlu ve arkadaşlarını hapiste tutan ithamların sahiplerinin neredeyse tamamına yakını iddialarını geri çekti. Ortada belge ve para yok ama kimin umurumda? Üstelik savunmasında hepsi belgeli inanılmaz yolsuzluk ve rant iddiaları açıklıyor. Dönüp de bakan yok.
Dünya seneler sonra pandemide hatırladığı enflasyonu kısa sürede yeniden unutmaya başlarken Türkiye, hala yüzde 30 enflasyona ulaşmayı başarı kabul eden bir ülke… Ekonomisini yoluna sokamıyor. Hayat pahalı ve ücretliler için problemler her geçen gün derinleşiyor. Dışarıdan yatırım ve sermaye alamıyor ve küresel rekabette giderek geriliyor.
Bu ortamda nasıl bir yönetim olmasını beklersiniz? Daha titiz, daha disiplinli ve daha hassas bir yönetim; özellikle de ekonomi yönetimi. Yani parayı sıkı takip eden, hırsızlığı, yolsuzluğu ve vurgunu kaynağında yakalayan bir göz olduğunu varsayarsınız. Yolsuzluğa ve vurguna karşı sıfır tolerans olduğunu düşünürsünüz.
Öyle değilmiş… Bir sabah uyandık ve aylardır, hatta senelerdir akıl almaz rakamlara ulaşan hisse ve fon vurgununu gördük. Görmeye de devam ediyoruz. Karşımıza, siyasetten bürokrasiye, iş dünyasından sıradan insanlara kadar uzanan bir ağ çıkıyor. Dahası çözüldükçe karmaşıklaşıyor, karmaşa artıkça şüphe ve endişe yayılıyor.
En az 20 milyar Dolar’lık bir vurgun. Borsa kayıplarıyla da birkaç kat daha büyüyen bir vakum. Bilenler susmuş, sorumlular harekete geçmemiş ve kamu otoritesinin eli kolu bağlı beklediği alanda vurgun almış başını gitmiş. En küçük para hareketinin veya sıradan bir borsa hareketinin bile anında tespit edilebildiği düzende olmuş bunlar.
Türkiye enflasyonla mücadele ederken ve hayat pahalılığına karşı vatandaşından sabır isterken oluyor bunlar. Ve kimbilir en çok denetime açık finans sektöründe, herkesin gözü önünde bunlar olabiliyorsa aynı anda diğer alanlarda neler oluyor?
Böyle bir ortamda ülke için en gerekli şey eksiksiz siyasi rekabettir ama gelin görün ki bu da cezaevi duvarlarıyla çevrili… Yolunda gitmeyen işler için daha fazla ve farklı fikir ve bu fikirlerin üreteceği siyasi denetim gerekir. Gerekir demek az; ülkenin çıkış yolu bulabilmesi için adil siyasi rekabet şarttır. Eğer adil ve eşit bir siyasi yarış olmazsa, mevcut durumun çözülmek şöyle dursun daha da kötüleşeceği aşikardır. Sadece ekonomi değil sadece yolsuzlukla mücadele değil, sadece fon vurgununa hak ettiği muameleyi göstermek için değil, dış politikadan eğitime, sanayiden hukuka kadar bütün alanlarda ayağa kalkabilmek için eşit siyasi yarış yegane çıkış yoludur. Gayrısı bugünkü manzaradır.
