Türkiye’nin Azerbaycan sınavı

Kapıdan çevrilen başörtülü çocuklar, ayrılmak zorunda kaldığı öğrencilerinin gözyaşları ile sarıldığı öğretmenler, eşini ülkesi için savaşta kaybetmiş bugün ise çocuğu okula alınmayan annelerin isyanları… Sanki kabuk bağlamış, hatta iyileşmiş bir yaranın yeniden sızlaması gibi bir his.

Azerbaycan devlet televizyonundan okullarda öğrenci ve öğretmenlerin neden başörtülü olamayacakları, devletin aslında dini özgürlüklere ne kadar saygılı olduğu üst bilgisiyle anlatılan programlar, Azerbaycan lehçesine bürünmüş “déjà vu” yayınlar.

Meselenin sadece küçük yaştaki kız çocuklarının kendi iradelerinin dışında ailesinin yönlendirmesiyle başını örtmesi olmadığını görmek için öğretmenlerin neden aynı kapsamda olduğunu sorgulamak yeterli. Gerçi, o kadar bilindik, tanıdık mevzular ki sanki yeniymiş gibi tartışmak bile abesle iştigal.

Küçük çocukların belli bir görüş çerçevesinde yetiştirilmesine itiraz edenlerin kendi çocuklarını istedikleri gibi yetiştirebilme özgürlükleri onların daha doğru, daha çağdaş görüşlere sahip olmalarından geliyor sadece. Kime doğru, kime çağdaş… Üniversite kapılarında bile benzer yasakları savunabilmiş zihinler için zor değil her türlü yasağı içselleştirebilmek.

Azerbaycan’daki başörtüsü gerilimi özgürlüklerden dış politika ve milliyetçilik başlıklarına kadar onlarca mevzuda turnusol kağıdına dönüştü. Bir yanda geçti sanılan eski kaba yasakçı ruhuna can gelenler diğer yanda baştan beri aslında çok da farklı olmayan Bakü’yü yeni keşfetmiş gibi şaşıranlar arasında salınan duygu hali.

“İki devlet bir millet” üzerine milliyetçi söylemler geliştirenler jeopolitik gerekliliklere romantik çerçeveler kurmanın sınırlarını da görmüş oldu. Kaldı ki Azerbaycan özelinde bu gerilim ilk değil.

10 Ekim 2009’da Türkiye ile Ermenistan normalleşmesi için Zürih’te protokoller imzalandığında Bakü’nün tepkisi yine yıkıcı olmuştu. Protokollere gidilen yolda Bakü’nün yeterince ikna edilememiş olması, Ermenilerin Ankara ile yakınlaşma sonrası Bakü’ye karşı “sizinle işimiz bitti artık biz Ankara ile yürüyoruz” havasına girmesi, protokollerin içeriğinin Azerbaycan yönetimine tam anlatılamamış olması, ülke içindeki Azerbaycan lobisinin gücü bunların hepsi bir ölçüde doğru olabilir. Ama Bursa’daki Türkiye-Ermenistan maçı sonrasında Azerbaycan bayraklarının FIFA talebiyle toplanması, toplanan bayrakların çöpe atıldığının iddia edilmesi ve sürecin acemi yürütülmesinin karşılığı 1918 yılında Bakü’yü Ermeni-Bolşevik işgalinden kurtarırken şehit düşen Kafkas İslam ordusu askerleri için yapılan Şehitlikteki Türk bayraklarını indirmek, direklerini sökmek, üstüne de yerlerine beton dökmek miydi? Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun görevi boyunca belki de en zor üç beş krizinden biri Bakü’yle sorunu çözmek olmuştu.

Benzer yükseliş ve duvara vurmalar Sovyetler yıkıldığından beri Orta Asya’da defalarca yaşandı. Orta Asya devletlerine abilik yapma heyecanı ekonomik, askeri kapasite yetersizliklerine ve oralarda çabuk zengin olma hırslarına kurban gitti. Şimdilerde daha sahici bir ilişki kurma zemini var.

Azerbaycan’da yaşananlar insanlar arasında bir ortaklaşma yaşanacaksa bunun değer temelli olması gerektiğini tekrar göstermiş oldu. Aynı hayallere, ilkelere, endişelere sahip olduğunuz kişilerle değil de yalnız soy, dil ve tarih ortaklığından siyasi ve ahlaki yakınlık türettiğinizde bu tür çelişkilerle karşılaşmak kaçınılmaz. İlişkileri olması gerektiği gibi soğuk gerçekler üzerine bina edip bunları ilkelerinizle temellendirme derdine düşmemek de bir yaklaşım. Siyah-beyaz kadar net değil çizgi belki ama grinin hangi tonuna yakın olduğunuz sizin tercihiniz.

Yok inanç, insan hakları, hukuk gibi değerler öncelikli ise o zaman yakın-uzak kavramlarının içini de buna göre doldurmak gerek. Bireysel özgürlükler ve İsrail’in üç yıldır sürdürdüğü katliam politikasında aynı düşünmediklerinizi mi yoksa insana dair temel ilkelerin çoğunda anlaşabileceğiniz kişileri mi kendinize yakın görmek mantıklı?

Bu arada Türkiye’de bireylerin kendilerini devlet gibi görme alışkanlıkları var. Görseniz herkes dışişleri bakanı gibi hareket ediyor. Devletlerin jeopolitik gerekçelerden kaynaklanan soğuk ve duyarsız ilişkileri olabilir. Bunun bir sınırı olsa da bireyler kadar kırılgan olması devleti devlet olmaktan çıkarır. Tek tek bireylerinse haksızlık karşısında tepki gösterirken sanki iki ülke ilişkilerini dinamitliyormuş gibi çekingen davranması aslında tam da ilişkilerin daha sahici kurulmasını engelliyor. Üstüne de bireysel ahlaki tutarlılık derdi devlet soğukluğuna kurban ediliyor.

Ankara Bakü ilişkilerini tarih, dil ve kültür ortaklığından bağımsız soğuk iki ülke ilişkisine indirgemek imkansız, doğru da değil. Ancak Azerbaycan’ın İsrail’le -üstelik İsrail Türkiye’nin açık bir hasmına dönüşmüşken- çok güçlü ilişkiler kurduğunu, Ankara ile yakınlığın karşılıklı çıkarlar ve güç parametreleri çerçevesinde daha gerçekçi zemine oturduğunu, insan hakları ve dini özgürlükler konusunda Bakü’yle anlaşmanın zor olduğunu kabul etmek doğru olan. Bu arada insan hakları, siyasi örgütlenme özgürlüğü konusunda da Bakü sadece şimdilik Ankara’nın gerisinde. Böyle giderse orada da ortak bir paydada buluşmak zor olmayacak.

YORUMLAR (4)
4 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.