Livaneli, Refik Halid’den daha iyi mi edebiyatçı?

İnkılâp Kitabevi, büyük edebiyatçı Refik Halid’in ‘Memleket Hikâyeleri’ eserini kapağında kocaman bir ‘Livaneli Kitaplığı’ ibaresiyle basmış, görünce kafamdan aşağıya kaynar sular döküldü. Zülfü Livaneli’nin edebiyattaki boyunun Refik Halid’in pantolon paçasına dahi ulaşamayacağı ortadayken, üstâdı bu etiketle bizlere sunmak ayıptır. Yayınevi vahim hatadan dönüp kapağı hemen değiştirmeli. Yoksa, edebiyatçımızın kemiklerini sızlatırsınız.

Görmemiştim, Oğuzhan Murat Öztürk gösterince kafamdan aşağıya kaynar sular döküldü. İnkılâp Kitabevi büyük edebiyatçı Refik Halid’in çok sevdiğim ‘Memleket Hikâyeleri’nin yeni baskısını yapmış. Bunda ne varmış demeyin, ‘Memleket Hikâyeleri’nin yeni baskısına elbette çok sevindim, ama baskının ciddi bir sorunu var, o da kitabın kapağına kocaman bir ‘Livaneli Kitaplığı’ ibâresinin konmasıdır.
Livaneli, bildiğiniz Zülfü Livaneli işte, edebiyat pazarımızın son yıllarda çok satan oryantalistlerinden. Bu Zülfü Livaneli şâyet Refik Halid’in hikâyelerinden bir seçki yapıp yayına hazırlasaydı ve o kitaba da ‘Yayına Hazırlayan Zülfü Livaneli’ ibâresi atılsaydı, bir şey diyemezdim. Ancak, ‘Livaneli Kitaplığı’ ibâresinin anlamı ‘Yayına Hazırlayan’dan çok farklı. Zülfü Livaneli, bu memleketin gelmiş geçmiş en has edebiyatçılarından biri olan Refik Halid’den sanki daha fazla bilinen, daha değerli ve daha önemli bir edebiyatçıymış gibi, üstâdımızı ‘Livaneli Kitaplığı’ etiketiyle bizlere takdim ediyor. Breh breh, breh! Sözün kısası, üstü örtülü şekilde ‘Ben ondan da büyüğüm!’ demeye getiriyor. Ayıptır yahu! Tamam, yeşil paçarozlar kazanıp kazandıran Zülfü Livaneli yayıncısı için bir ATM kadar önemli olabilir de, Zülfü Livaneli’nin edebiyattaki boyunun yerden Refik Halid’in pantolon paçasına dahi ulaşamayacağı hakikatı baştan düşünülmeliydi.

memleket.jpg

Kızgınlığım aslında elini nereye atsa kaput giden Zülfü Livaneli’ye değil, adam zâten pazarın göbeğine kurulmuş yağ yakıyor, kızgınlığım kurumsal olduğunu sandığım İnkılâp Kitabevi’nedir. İnkılâp’ın bu derece vahîm bir hata yapmasına, inanın çok üzüldüm. Çünkü, İnkılâp, kendimi bildim bileli takip ettiğim, kitaplarını da çok sevdiğim bir yayınevidir. Hadi, her şeyi düşünmek patronun işi değildir diyelim, İnkılâp’ın bir yayın yönetmeni veya editörleri yok mu? Aklıma gelmişken söyleyeyim, ‘Livaneli Kitaplığı’ etiketi İnkılâp’tan şaşkoloz bir editörün icâdı da olabilir, bunu bilemem, böyleyse de Zülfü Livaneli’ye şekerli kahve gibi gelmiştir. İnkılâp bence hemen ‘Memleket Hikâyeleri’nin bu baskısının kapağını değiştirmelidir, bakın Büyüyen Ay kapakta İzzet Muhiddin Apak ismi yok diye üç cilt binlerce kitabı toplayıp kapakları ve önsözü değiştiriverdi. Doğru yayıncılık işte budur. Yoksa, Refik Halid’in kemiklerini sızlatırsınız.

ORYANTALİST BİR ROMAN: İNCE MEMED

Efendim, geçen haftaki yazımda oryantalist yazarlardan bahsettim ya, isim isteyen çok çıktı. Bende kalmasın, sizinle paylaşayım. Örneğin, ‘İnce Memed’, Batılıların pek sevdiği türden oryantalist bir romandır, bu roman vaktiyle eşkıyalığın solculuk sanılmasına da neden olmuştu. Yaşar Kemal’in hikâye anlatımındaki ustalığına bir şey diyemem, ama onun ‘İnce Memed’i Hacı Bekir lokumu kıvamında oryantalist bir romandır. Her sayfasında feodal gericilik allanıp pullanmıştır.

Etnik kimlikler veya farklı cinsel tercihler ise günümüzün edebiyat pazarında uçuşuyorlar. Sanki meçhûl biri yayıncılara bazı kurallar dikte etmiş de, yayıncılar da yıldızlarına onlara göre yazdırıyorlar. Benim merâk ettiğim şey, yayıncıların bu tarz bir ‘roman’ için yabancı istihbârât servislerinin vakıflarından fonlanacak hâinleri ve satılmışları bu kadar kolayca nasıl bulduklarıdır. Yoksa, gâvurun böylesi romanlar için pazarda doğrudan veya dolaylı bir biçimde işbirliği yaptığı birileri mi var? Sabah çayınızı yudumlarken edebiyatımızın en büyüklerinin mezarlarından kalkıp günümüze geldiğini bir tahayyül edin, ben de size onların yayıncılarının Hüseyin Rahmi’yi de Osman Cemal Kaygılı’yı da basmayacaklarını belirteyim, yeter.

Sahi, az kalsın unutuyordum, bir de ‘post modern’ görünümlü parçacı-eklektik oryantalist romancılar var, sözün gelişi söylüyorum, Bihter Hanımların ve Behlül Beylerin Türkçeleri maalesef şerefeye caminin balkonu diyecek seviyededir ama onların küresel kapitalizmin hizmetindeki vakıflardan para alan hâinlerden ve satılmışlardan çok daha çakal oldukları fikrindeyim. Yazdıklarında etnik ve cinsel kimliklere ve de toplumsal kırılmalara pek yer vermeseler de, dışarısı için onları üstü örtülü biçimde nerelerde kullanacaklarını gayet iyi biliyorlar: Sohbetimize haftaya devâm ederiz, Saliha kardeşimden fırça yemeden yeni kitaplara atlayayım.

MUHTEŞEM BİR POLİSİYE

Bu hafta size tavsiye edeceğim kitaplardan ilk sıraya Ötüken Neşriyât’ın ‘Modern Klasikler’ dizisinden Seicho Matsumoto’nun ‘Tokyo Ekspresi’ni koyarım. Muhteşem bir polisiye, uzun yıllardır bu kadar iyi bir polisiye okumamıştım. Tunç Albay’ın çevirisi de müthiş. ‘Tokyo Ekspresi’ aslında romanın özgün ismi değil, özgün ismi ‘Noktalar ve Çizgiler’ anlamındaki ‘Ten to sen’, Jesse Kirkwood 20237te Penguin Books için bu romanı İngilizceye çevirirken ‘Ten to sen’ yerine ‘Tokyo Ekspresi’ deyivermiş. Bence kulağa daha gizemli geliyor, romanın 1970’teki Makiko Yamamoto ve Paul C. Blum çevirisinde ise ‘Noktalar ve Çizgiler’ isminin kullanıldığını bilesiniz. 1970’teki İngilizce çeviri Kodansha International’dan çıkmıştı. Bu roman 1958’de Tsuneo Kobayashi yönetiminde sinemaya da uyarlanmıştı, kadrosunda Hiroshi Minami, Miyeko Takamine, Isao Yamagato ve Yoshi Kato gibi değerli oyuncular vardı. Uyarlamayı maalesef göremedim, elime video veya DVD gibi kayıtları da geçmedi. Polisiye seviyorsanız, size tırnaklarınızı yedirtecek bu romanı kaçırmayın derim, 158 sayfayla harika bir gün geçireceksiniz. İkinci sıramda Can Yiğit Tunçman’ın Vapur Yayınları’ndan çıkan ‘Şiirin Tersi’ kitabı var. Can Yiğit çok genç bir şâir, 1985 doğumlu olduğunu öğrendim, ama sessiz sedâsız şiirleri İngilizce’ye, Almanca’ya, Fransızca’ya, İspanyolca’ya, Makedonca’ya, Malayca’ya, Lehçe’ye, Sırpça’ya ve Yunanca’ya çevrilmiş. Sadece gâvurun dillerini yazarken yorulmadım, şaşırdım da, Can Yiğit’in bu kadar tanındığını bilmiyordum. Bana sorarsanız, hoş şiirleri var derim, ilk okumada ayrıksı sesini fark etmeseniz bile, sonra ondan bir dizenin aklınıza takılacağından emînim. Ben kitabı yatağımın yanındaki dolabın üstüne koydum, kodlarını çözmek için fırsat buldukça bir iki dizesini tekrardan okuyorum. Bakalım, siz Can Yiğit’te neyi yakalayacaksınız…

yens.jpg

YORUMLAR (3)
3 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.