Şeytan affını isteyebilir

Eski alimlerimiz sultanlara nasihat mahiyetinde siyasetnameler, nasihatnameler yazmışlar. Bazılarını da Hint’ten ve İran’dan tercüme etmişler.

Bu tür nasihatül mülûk ve siyasetname kitaplarının arasında içki alemlerinin nasıl yapılması, sultanların nasıl içmesi gerektiğine dair tavsiyelere yer verenler de vardır.

Genel olarak bu nasihatçilerimiz sultana pek toz kondurmazlar.

Sultanın etrafındaki eşrafı, sultanın memurlarını, rüşvetçi kadıları halka eziyet eden valileri falan eleştirirler. Onların değiştirilmesini, vazifelerin doğru ve ehil insanlara verilmesini tavsiye ederler.

Hiç birisi sistem eleştirisi değildir. Çünkü bu tür kitapları yazma geleneğini nasıl İran üzerinden aldıysak meliklik, sultanlık, şahlık sistemini de oradan aldık.

Bu sistemde sultan kutsaldır. Hatta masumdur.

Sasani sultanlığının kurucusu ‘Ardeşir’dir. İsmi Pehlevicede kutsal padişah’ anlamına gelir.

Zannediyorum zamanımızda çok yaygın olan ‘sultan iyi etrafındakiler kötü’ düşüncesini de taa oralardan buralara getirdik.

Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı’nın üç gün önce yayımladığı “Toplumsal çürümeyi kabullenmiyoruz” başlıklı bildirisi de beni taa oralara, nasihatül mülûk kitaplarının yazıldığı zamanlara götürdü.

Vakfın bildirisi iki sayfadan ibaret. Ama kıymeti kaleme alındığı dönem itibarıyla eski nasihat kitaplarından az değil.

Erenköy Cemaati ya da Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı iktidara yakın mahalleden sayılıyor.

İktidarın mahallesinden yapılan eleştiriler “birkaç kendini bilmez şeytana uymuş, yolsuzluk yapmışlar, vurgun yapmışlar, aman onların yüzünden davaya zarar gelmesin” mahiyetinde.

Fakat vurguncular birkaç kişi değil. AK Parti sosyetesinin ortasından elemanlar.

‘Şeytana uyma’ tabiri de vurgundaki organizasyon aklına haksızlık olur. Akl-ı selim değil, akl-ı habis. Ama o da bir akıl

Şeytan ‘benim dahlim yok’ diyebilir mesela.

Ya da “bunlar varken bana lüzum yok” deyip affını isteyebilir!

Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı’nın bildirisi bu söylemin biraz ilerisine geçiyor.

Herkes sessizken sesini yükseltmesi de bir cesaret göstergesi.

Tabii ki derinlere inmiyor, bu bakımdan gelenekle uyumlu.

Özellikle yolsuzluklar ve fon vurgunu konusunda kayda değer, isabetli tespitler içeriyor.

Fon kriziyle ilgili en önemli tespiti şu:

“Fon krizi bir kaza değil, denetimsizliğin, göz yummanın ve kayırmacılığın sonucudur.”

Devam ediyor:

“Yolsuzluğa, torpile ve kul hakkına susan, ahlaktan bahsetme hakkını da kaybeder.”

“Toplumlar bir günde yıkılmaz. Önce utanma ölür, sonra kötülüğün adı değişir, en sonunda kötülük alkışlanır. Biz bugün bu üç basamağın üçünü de aynı anda yaşıyoruz.”

Eğitime, televizyon yayıncılığına dair de önemli eleştirileri var.

“Bu metin bir rica değil bir ikazdır” diyor.

Tabii ki metnin içindeki ikaz tonunu dengelemeye matuf cümleler de var.

“Türkiyemiz son çeyrek asırda pek çok alanda önemli mesafe kat etti. Bu kazanımların heba edilmesine (…) bu yürüyüşün sekteye uğratılmasına müsaade edemeyiz. Hiç kimsenin şahsi hırsı, menfaati ve sorumsuzluğu, bu yürüyüşün mimarlarının ve fedakâr neferlerinin sırtlarına yük, ayaklarına pranga olmamalıdır.”

Bu kısım ‘davamıza zarar gelmesin’ kısmı.

Böyle içeriden bir metinde yargının siyasallaşmasına, siyaset mühendisliğinde kullanılmasına yer verilebilir miydi?

Verilseydi isyan sayılırdı.

***

İBB Başkanı İmamoğlu’nun Silivri’de savunma yapacağı günlerde Halk TV’yi polis bastı, TMSF televizyona el koydu ve kayyım atadı.

İmamoğlu’nun savunması ile Halk TV’ye yapılan baskın arasında bir illiyet (nedensellik ilişkisi) var mıdır?

Halk TV çok izlenen bir haber kanalı. Olur ki Halk TV İmamoğlu’nun savunmasını etraflıca duyurur. Nasıl olsa yetkimiz var, el koyalım başımız ağrımasın.

Bu süreçlerdeki zamanlama çalışmaları, belediye meclis üyelerinin gözaltına alınması, sonunda birçok belediyenin parmak hesabıyla AK Parti’ye geçmesi bu tarz düşünmeyi teşvik ediyor.

İmamoğlu ve Yeni Partililer İmamoğlu’nun duruşmalarının televizyonlardan canlı olarak yayımlanmasını istiyorlardı.

Bu talebin savunmaya güvendiklerini gösterdiği düşünülebilir.

AK Parti savunmaların yayımlanmasını sakıncalı buldu ve yayımlanmasına imkân vermedi. Hatta savunma zamanı Halk TV’ye kayyım atadı.

Bu da AK Parti tarafının ithamlara güvenmediğini gösterir mi?

Düşünülebilir.

Ama maalesef memleketin durumu o kadar iyi değil. Hüdai Vakfı’nın dediği gibi, ‘Önce utanma öldü, sonra kötülüğün adı değişti, en sonunda kötülük alkışlandı.’

“Biz bugün bu üç basamağın üçünü de aynı anda yaşıyoruz.”

YORUMLAR (5)
5 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.