Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer, Türkiye’nin son dönemde ana tartışma konusu haline gelen ‘adalet’i yazdı. ‘Adalet’in özellikle insanlık için, toplum için temel bir ihtiyaç olduğunu söyleyen Özer, adalet duygusu örselendiğinde, zaafa uğradığında devletin de zaafa uğradığını ve bunun da toplumda güvensizlik, ümitsizlik ve kutuplaşma yarattığını söylüyor.
Adalet duygusu, vicdanın ikiz kardeşidir ve insanın en temel ayırıcı özelliğidir. İnsanın ayırıcı özelliğinin akıl olduğu söylenir genellikle ama bu eksiktir, zira akıl derece farkı ile hayvanlarda da bulunur. Aslolan vicdandır ve vicdanın dayandığı adalet duygusudur. Adalete dair düzenlemeler, insanın kendi içindeki yıkıcı, tahrip edici gücü engelleme ihtiyacından ortaya çıkmıştır. Bu tahripkarlığın karşısına dikilmek ve onu engellemek için insandaki güç adalete aktarılmış ve diğer her şey karşısında adaletle dengelenmiştir. Onun için, güçsüz adalet aciz, adaletsiz güç zalimdir.
Zira insan, pür iyi bir varlık değildir, iyiliğin yanında kötülüğü de içinde barındırır. Kötülük bazen hem kendisi hem insanlık için hem doğa hem de diğer canlılar için tahripkâr ve yıkıcı olabilir. Bunu engellemek için adalet duygusunu ete kemiğe büründürmek gerekmiş, insan aklı tarihi süreç içinde bunun için bazı mekanizmalar icat etmiştir.
ADALET ZAAFA UĞRARSA!
Adalet duygusu örselendiğinde, zaafa uğradığında devlet zaafa uğrar ve bu da toplumda güvensizlik, ümitsizlik ve kutuplaşma yaratır. Bugün yaşananlar nedeniyle toplumun kahir ekseriyeti hukuka güvenmediği gibi birbirine de güvenmiyor. Oysa bütün ilişkilerin temelinde güven vardır, güvensizliğin başladığı yerde her şey biter. Etrafınıza bakın, gençlerin geleceğe olan umutları sönüktür o nedenle ülkeyi terk ediyorlar. Toplumun bireyleri kendi geleceklerine dair umutsuzluk içinde. Oysa umudun yitirilmesi büyük bir felakettir. Konfüçyüs’ün bir sözü var, der ki, bir insan parasını kaybederse bir şeyini kaybeder; onurunu kaybederse çok şeyini kaybeder, ama eğer umudunu kaybederse her şey bitmiş demektir.
Ayrıca adaletin yokluğu ya da örselenmişliği kutuplaşmayı derinleştirmektedir. Muktedirler camiasında herkes “kendine Müslüman” modunda hareket ediyor ve bulunduğu mevzide karşısındakine düşman gibi yaklaşıyor ve eğer hukuk da elindeyse hukuku kullanarak rakiplerini yok etmeye çalışıyor. Oysa hukuk herkesin üzerinde anlaştığı ortak bir oydaşma merkezidir, hukuk eğer gerçek anlamda adalet dağıtma aracı haline gelirse kutuplaşma da ortadan kalkar, senin adaletin, benim adaletim olmaz, adalet olur. Bunun sonucunda, herkes için adalet dağıtan hukuk olursa o taktirde tarafsız ve bağımsız mahkemeler olur ve toplum huzur bulur. Huzur diğer bütün her şeyin üstünde yükseldiği kaidedir, onu yok ederseniz diğer her şey şu ya da bu şekilde yerlerde sürünür.
Hukuk da hukuksuzluk da suya atılan bir taş gibidir, etrafını dalga dalga yayılarak etkiler. İnsan ilişkilerini etkiler, toplumsal sosyolojiyi etkiler, ekonomik ilişkileri etkiler, kamu düzenini etkiler, ailelerin düzenini, güvenini ve huzurunu etkiler, hasılı kelam her şeyi etkiler. Hukuku düzeltemeseniz hiçbir şeyi düzeltemezsiniz.
NİETZSCHE’NİN DÜŞÜ
Alman düşünür Frederic Nietzsche bu konuda şöyle der: İnsanoğlunun kal-u beladan beri iki büyük sorunu olagelmiştir. Bunlardan biri anlamsızlık sorunudur öbürü de eşitsizlik meselesidir. İnsanoğlu anlamsızlığı gidermediği taktirde yaşam onun için anlamını kaybeder bu taktirde nihilizme (hiççiliğe) kayar. Hayat kişi için hiçleştiği taktirde ya aktif nihilizme ya da pasif nihilizme kayar ve yaşamını mahveder. Pasif nihilizm yaşamdan kopuk içe kapanmayı ve çürümeyi getirir, aktif nihilizm ise anarşizme götürür. Üçüncü yol ise intihara uzanır. Görüldüğü gibi anlamsızlığın yarattığı nihilizm insanoğlu için çıkmaz yoldur. Bundan kurtulmanın yolu sanattır, edebiyattır. Zira insanın içindeki yaratıcı gücü kullanması hem onu hayata bağlar hem de hayatı anlamlı hale getirir.
Nietzsche’ye göre insanoğlunun cebelleştiği ikinci önemli sorun ise eşitsizliktir. Her türlü eşitsizliği gidermenin yolu adaletle ancak sağlanabilir. Adalet hukukla dile gelir, hukuk mahkemelerde neşvünema bulur. Bulur mu gerçekten? Hayır ne yazık ki bizim gibi ülkelerde bulamıyor? Zira bugüne kadar insanoğlu ne tam olarak sanata ulaşabilmiş ne de tam olarak hukuku uygulayabilmiştir, mücadele devam ediyor.
Fakat şu var ki mükemmel olmazsa da hukukun işlediği sistemler ve ülkeler vardır. Bu genellikle gelişmiş demokrasilerdir. Oralarda bir hukuk düzeni vardır, hukuk güvenliği söz konusudur ve hukuka duyulan güven yüksektir. İşte bu, toplumu bir arada tutan temel güven bileşkesidir.
HUKUK SİYASETİN VESAYETİNDEN ÇIKMALI
Bizim ülkemizde ise durum bambaşkadır. Hukuk hiçbir dönem tarafsız ve bağımsız olmasa da hiçbir dönem şimdiki kadar taraflı ve siyasete bağımlı olamamıştır. Oysa bizim anayasamızın 2. Maddesi ülkenin bir hukuk devleti olduğunu vazeder. Yani en temel üstün gücün hukuk olduğu ve hukukun herkes için eşit olduğunu eşit işlediğini vazeder. Peki pratikte öyle midir, ne yazık ki hayır.
Günümüzde hukuk siyasallaşmış ve adalet dağıtamaz hale gelmiştir. İktidarın emrine giren hukuk toplumsal adaleti sağlamak yerine iktidar sahiplerinin emrinde onların iktidarlarını sürdürmenin aracı haline gelmiştir. Bu da başka büyük bir tehlikeye yol açmış; hukuka olan güven yerlerde süründüğü gibi bizi bir arada tutan hukuk güvenliği de ortadan kalkmıştır.
Oysaki demokrasinin ruhu adalettir, adalet zaafa uğrarsa devlet zaafa uğrar. Zaafa uğramış bir devletin kimseye bir yararı olmaz. Ve hukuk zulme karşı mücadelenin bilimi olmazsa kendisi zulmün aracı haline gelir. O taktirde toplumu bir arada tutan temel çimento olan hukuk çöktüğünde çürüme, bozulma başlar ve toplumsal boşluklar oluşur. Bu boşluk mafoyozi ilişkiler, rüşvet, irtikapla dolar, kamu düzeni bozulur toplum yavaş yavaş yozlaşır, çürüme başlar ve giderek geri dönülmesi zor toplumsal yaralar meydana gelir. Bir devlet ve o devlette yaşayan insanlar için en büyük tehlike ve en büyük tehdit budur.
ADALET HEMEN ŞİMDİ
Peki bu kısır döngüden nasıl çıkılır? Elbette adaletle hem de hemen, şimdi. Günümüzde yapılan araştırmalarda ülkemizin en temel iki probleminden biri açlık ve yoksullukken diğeri hukuksuzluk ve adaletsizliktir. Bu iki büyük problemin oluşturduğu vasat atom bombası kadar tehlikelidir. Vakit varken önlem anlamak gerekir, yarın geç olabilir. O nedenle adalet, hemen şimdi diyoruz. Bu sırf laf olsun diye söylenmiş bir şey değil, toplumun sos verdiği bir acil çağrı ve adalet çığlığıdır.
Zira insanlar en ufak bir ihbarla tutuklanıyor. İstisna olması gereken tutuklama bir fetişizme dönüşmüş durumda. Seçilmiş insanlar aylarca hatta yıllarca içerde iddianame bekliyor. Oysa geç gelen adalet, adalet değildir. Savcılar ve yargıçlar hakkaniyet ölçüsü, adalet duygusu ve vicdanın sesi ile değil iktidar sahiplerinden gelen seslere kulak kabartıyor ona göre kararlar veriyorlar. Yolsuzluk, usulsüzlük, rüşvet irtikapla açılan davalar benzeri araçlarla sürdürülüyor.
Siyasi partilere polis zoruyla giriliyor. Belediyelere kayyum atanıyor, partilerin seçimleri butlanla geçersiz kılınıyor. Geçersiz kılınanın aynı zamanda yüksek seçim kurulu ve seçim hukuku olduğu unutuluyor. Geçersiz kılanın seçme ve seçme hakkı olduğu unutuluyor ve bunun demokrasiye çok büyük zarar verdiği görmezden geliniyor. Darbeye uğrayanın demokrasinin son kırıntıları olduğu görmek istenmiyor.
Bu gidiş iyi bir gidiş değildir, bu gidiş derhal durmalı, üstünlerin hukuku değil hukukun üstünlüğü ihya edilmelidir. Gücün hukuku değil hukukun gücüne sığınılmalıdır. Zira toplumun temel güvencesi hukuktur ve hukuk bir gün herkese lazım olur.
*Prof. Dr. Ahmet Özer, Esenyurt Belediye Başkanı.
