ANKASAM Uluslararası İlişkiler Uzmanı Göktuğ Çalışkan, 25 Nisan’daki Mali saldırılarını güvenlik ekseninin dışına çıkarak JNIM ve FLA’nın maden sahalarından ziyade lojistik güzergâhlara ve yakıt hatlarına yüklenmesinin altın ve lityum ekonomisini nasıl sarstığını yazdı. Çalışkan, Afrika’da etkinliğini artıran Çin’in, Batılı aktörler ve Mali yönetiminin birbiriyle çelişen çıkarlarının bu kriz ortamında nasıl şekillendiğini analiz etti.
25 Nisan sabahı Mali’de haberler yine patlama, yol kesme ve askerî hareketlilik üzerinden geldi. Bamako yakınlarındaki Kati’den kuzeydeki Kidal hattına kadar birçok yere yayılan saldırılar ilk anda ülkenin güvenlik gündemine yazıldı. Fakat Mali’de silah her patladığında artık yalnızca bir karakol, bir konvoy ya da bir şehir konuşulmuyor.
Zira Mali Sahel’in ortasında sıradan bir kriz ülkesi olmaktan çıktı. Ülke hem Afrika’nın önde gelen altın üreticilerinden biri hem de elektrikli araçlar ve batarya sanayisi için giderek daha fazla önem kazanan lityum hattına eklenmiş durumda. Bu yüzden Bamako’nun etrafında yaşanan her gerilim, Londra’daki yatırımcıdan Pekin’deki batarya üreticisine kadar uzanan geniş bir çevrede izleniyor.
Mali’deki son saldırıları anlamak için haritaya yalnızca güvenlik gözüyle bakmak yetmez. Kayes’in altın sahaları, Bougouni’nin lityum potansiyeli, Bamako’ya uzanan kara yolları ve kuzeydeki çöl geçitleri birbirine bağlandığında bambaşka bir resim ortaya çıkıyor. Ben bunu Mali savaşının yeni yüzü olarak görüyorum: Ocağı almak zorunda kalmadan yolu tutmak, üretimi durdurmadan maliyeti yükseltmek, devleti yıkmadan nefesini daraltmak.
SAVAŞ ARTIK MADENİN KAPISINDA BEKLİYOR
El Kaide bağlantılı cihatçı terör örgütü JNIM ve ülkenin kuzeyindeki Azavad Kurtuluş Cephesi (FLA)’nin son saldırılarda aynı gün içinde farklı noktalara yüklenmesi, Mali’deki krizin eski kalıplarla okunamayacağını gösterdi. Bir tarafta kuzeyde Azavad fikrini canlı tutmaya çalışan ayrılıkçı ve silahlı bir grup var. Diğer tarafta ise dinî-siyasî bir düzen kurma iddiasıyla hareket eden cihatçı terörist bir örgüt var.
Bu iki hattın hedefleri birbirinden farklı. FLA kuzeyde siyasî alan, müzakere gücü ve görünürlük arıyor. JNIM ise devleti yoran, yolları baskı altına alan, kırsal toplumlarda korkuyla bağlılık arasında gidip gelen daha yaygın bir yöntem kullanıyor.
Ancak sahada kimi zaman hedeflerin farklı olması, çıkarların kısa süreli birleşmesini engellemiyor. Bamako’nun güvenlik gücü kuzeye yönlendirildiğinde başkent çevresindeki yollar hassaslaşıyor. Başkent yollarına ağırlık verildiğinde ise kuzeyde başka bir boşluk doğuyor.
Maden ekonomisi de tam bu noktada kırılgan hâle geliyor. Bir silahlı grubun büyük bir altın ya da lityum sahasını ele geçirmesi şart sayılmaz. Yakıt kamyonunun geçişini geciktirmek, sürücüleri korkutmak, konvoy maliyetini artırmak veya sigorta primini yükseltmek de üretim zincirini sarsmaya yeter.
Madencilik, dışarıdan bakıldığında toprağın altındaki zenginlik gibi görünür. Oysa gerçek hayatta yol, mazot, güvenlik, işçi, mühendis, patlayıcı madde, liman bağlantısı ve sınır geçişi olmadan madenin değeri kâğıt üzerinde kalır. Mali’de son dönemde yaşananlar da tam olarak bunu hatırlatıyor.
ALTIN MALİ’NİN KASASI, SİLAHLI GRUPLARIN FIRSATI
Mali ekonomisinde altının yeri çok büyük. 2024’te altın, ülkenin ihracat gelirlerinin yaklaşık yüzde 80 civarında bir paya sahipti. Bu rakam bile tek başına, güvenlik krizinin neden ekonomiyle iç içe geçtiğini anlatmaya yeter.
Ancak üretim tarafında ciddi bir sıkışma var. Endüstriyel altın üretiminin 2025’te 42,2 tona gerilemesi, Bamako açısından ağır bir uyarı niteliği taşıyor. Altın fiyatlarının yüksek seyrettiği bir dönemde üretimin düşmesi, kasaya girmesi beklenen paranın yolda kaybolması demek.
Bamako yönetiminin madencilikten daha yüksek pay istemesi bu nedenle anlaşılır bir tercih. Yeni düzenlemelerle devlet ve yerel yatırımcı payının yüzde 35 seviyesine çıkarılabilmesi, eski sömürü ilişkilerine duyulan öfkenin hukuki ve ekonomik dile çevrilmiş hâli olarak okunabilir. Halkın toprağından çıkan servetin ülke bütçesine daha fazla katkı sağlaması elbette meşru bir talep.
Ne var ki, güvenlik baskısı artarken şirketlerle devlet arasındaki gerilimin büyümesi yeni bir zorluk yaratıyor. Devlet daha fazla gelir istiyor; şirketler ise daha fazla güvence arıyor. Silahlı gruplar ise bu iki taraf arasındaki her boşluktan kendi çıkarları için yeni bir alan üretmeye çalışıyor.
Altının bir başka tarafı daha var: kayıt dışı ekonomi ya da diğer adıyla suç ekonomisi. Sahel’de altın küçük parçalara ayrılabiliyor, kolay taşınıyor, sınırı hızla geçiyor ve yerel ağlar içinde saklanabiliyor. Bu özellikler onu silahlı yapılar için cazip bir finansman kaynağına dönüştürüyor.
JNIM gibi yapılar her zaman büyük madenleri ele geçirmek zorunda kalmıyor. Küçük üreticilerden pay almak, geçişlerden haraç toplamak, yerel pazarları baskılamak veya kaçak ticaret hattına sızmak da gelir üretmeye yetiyor. Bu yüzden Mali’de altın yalnızca devletin bütçe kalemi sayılmaz; sahadaki güç kavgasının da en sessiz yakıtlarından biri sayılabilir.
LİTYUM MALİ’Yİ YENİ YARIŞA SOKUYOR
Altın Mali’nin eski hikâyesi; lityum ise ülkenin yeni hikâyesi. Goulamina ve Bougouni projeleri, Mali’yi Batı Afrika’da batarya metalleri açısından daha görünür bir konuma taşıyor. Özellikle Goulamina, Çinli ortaklık ve yüksek üretim beklentileri nedeniyle küresel enerji dönüşümü açısından yakından izleniyor.
Lityumun altından farkı burada başlıyor. Altın kriz zamanında değer saklama aracı olarak öne çıkar. Lityum ise elektrikli araçların, batarya depolamanın ve yeni enerji altyapısının hammaddesi olduğu için geleceğin sanayi düzenine bağlanır.
Küresel lityum talebinin 2024’te yaklaşık yüzde 30 artması, Mali’deki bir güvenlik krizinin neden yerel sınırları aşabileceğini açıkça gösteriyor. Temiz enerji denilen şey çoğu zaman Afrika’daki toprak, yol ve güvenlik meselesinden geçiyor. Bu gerçeği görmeden enerji dönüşümünü anlamak da mümkün olmaz.
Bougouni’nin Bamako’ya yaklaşık 180 kilometre mesafede bulunması ilk bakışta bir avantaj gibi görünüyor. Başkente yakınlık idari süreçler ve sevkiyat açısından kolaylık sağlayabilir. Lakin başkent çevresindeki yollar baskı altına girdiğinde bu yakınlık yeni bir hassasiyete dönüşür.
Çünkü madenin değeri sadece çıkarıldığı yerde oluşmaz. O değer, kamyona yüklendiğinde, güvenli yoldan geçtiğinde, limana ulaştığında ve alıcıya ulaştığında gerçek anlamını kazanır. Mali’de yol güvenliği sarsıldıkça lityumun geleceği de kâğıt üzerindeki parlak projelerden çıkarak sahadaki sert gerçeğe çarpıyor.
MADEN HARİTASI ARTIK GÜVENLİK HARİTASI
Mali’deki madenler büyük güçler için farklı anlamlar taşıyor. Çin açısından lityum, batarya ve elektrikli araç sanayisinde uzun vadeli hammadde güvencesi demek. Batılı aktörler açısından ise kritik minerallerde Çin’e bağımlılığı azaltma arayışının tam ortasında duran zorlu bir Afrika dosyası var.
Buradaki çelişki çok açık. Herkes Afrika’nın madenlerini istiyor; fakat o madenlerin çıktığı köylerin, geçtiği yolların ve vardığı limanların güvenliği için kalıcı sorumluluk almaya pek istekli görünmüyor. Büyük güçlerin Afrika’ya bakışında hâlâ çoğu zaman maden var, insan yok; koridor var, toplum yok; yatırım var, yerel meşruiyet yok.
Mali yönetimi için de bu zenginlik iki uçlu bir bıçak. Altın ve lityum pazarlık gücünü artırabilir, bütçeye nefes aldırabilir ve ülkeyi yeni ortaklıkların merkezine taşıyabilir. Ancak güvenlik zayıf, yerel halk dışlanmış ve yollar kırılgan kalırsa aynı zenginlik yeni baskıların bahanesine dönüşür.
Bu nedenle, Mali krizini önümüzdeki aylarda sadece hangi şehirde kimin olduğu üzerinden okumak eksik kalacaktır. Hangi yol açık kaldı, hangi maden konvoyu gecikti, hangi şirket yatırım kararını erteledi, hangi bölge halkı gelirden pay alamadı, hangi silahlı yapı geçişlerden para topladı; gerçek gidişatı bu sorular gösterecek.
Mali bugün altınıyla bugünün para düzenine, lityumuyla yarının enerji düzenine dokunuyor. Ancak bu iki değerin ülkeye güç kazandırması, yalnızca toprağın altında ne olduğuna bağlı kalmayacak. Bamako yolları güvene kavuşmaz, maden gelirleri halka dokunmaz ve devlet yerel toplumla yeniden bağ kuramazsa Mali’nin yeraltı zenginliği yeni bir kalkınma hikâyesi yazmak yerine küresel maden savaşının en kırılgan sahalarından birine dönüşecektir.
*Göktuğ Çalışkan, ANKASAM Uluslararası İlişkiler Uzmanı.
